Tuğçe Kazaz ibadetle fizyoterapiyi karıştırdı, Türkiye gündemine oturdu

Tuğçe Kazaz ibadetle fizyoterapiyi karıştırdı, Türkiye gündemine oturdu DİN
0,0
22.12.2014 16:05:49
A+ A-

Katıldığı bir tv programında, namaz sayesinde sırt ve boyun ağrılarından kurtulduğunu açıklayan Tuğçe Kazaz, böylelikle, uzunca bir aradan sonra Türkiye gündemine bir kez daha damgasını vurmuş oldu (bknz. http://www.haber7.com/televizyon/haber/1253517-tugce-kazaz-ondan-namaz-sayesinde-kurtuldum). 

Geçtiğimiz yıllarda, beraber olduğu erkek arkadaşlarının dinlerini kabul etmesiyle sık sık tartışmaların odağında yer alan; İslam'a döndüğünü açıklayarak epeyce ses getiren bir kişisel tercihe imza attığı Nisan 2013'den bu yana ise, görece sessiz ve dingin bir hayat sürerek basına malzeme vermekten kaçınan mankenin son açıklamaları bazı kesimlerde 'Tuğçe Kazaz bu konuya hiç girmeseydi daha iyi olurdu. İnananlar, sırt ağrısını tedavi için değil, imanın şartı olduğu için namaz kılarlar!' tepkilerinin oluşmasına neden oldu.

Bahis konusu son aktüel gelişmenin,  ünlü mankenin yeniden İslâm'ı seçtiğini açıklamasından sonra oluşan toplumsal atmosferi ve sosyolojik ortamı hicveden 30 Nisan 2013 tarihli yazıma güncellik kazandırdığını düşünüyorum. 

İşte, bundan 20 ay önce paylaştığım o mezkûr yazım:

'Tuğçe Kazaz'ın İslâm'a dönmesi ve tesettürlü defileye çıkmasına Türkiye’nin hemen her kesiminden gelen olumlu ve olumsuz tepkiler öylesine yoğun ve renkliydi ki; bunlara dair kalem (klavye) oynatmak bu satırların yazarının boynuna adeta bir borç halini almıştı. Hayatın ve sosyolojinin bana biçtiği bu vecibe ve mükellefiyetten kaçacak halim yoktu doğrusu. İlerleyen satırlar, yazarını teslim alan işte bu kabil bir vazife şuurunun ve durumdan görev çıkarma bilincinin neticesinde mevûd-u vücûd bulmuşlardır.

Şimdi gelin birlikte İstiklâl Caddesine çıkan bir TV ekibinin peşine takılalım ve onların, söz konusu lokasyonun en yoğun saatlerinde (meselâ 17.00 - 21.00 arasında),  'Türkiye Toplumsal Formasyonu'nun çeşitli kesimlerinden kişilerle yapacağı (hayali) röportajlara şahitlik edelim. 

İşte (tamamı bu satırların yazarının hayalhanesinin eseri olan) o çok renkli 'Türkiye Mozayiği':

Fener Rum Kilisesinden bir yetkili (56):

Tuğçe hemşirenin, Baba – Oğul - Kutsal Ruh gibi 3 merci yerine, sadece tek bir Allah'a olan vecibeleri yerine getirmenin daha pratik ve zahmetsiz olduğunu düşündüğünü sanıyoruz. Her neyse, bu aşamada daha ayrıntılı yorumu şık bulmuyor, Baba – Oğul - Kutsal Ruh’la, onun yeryüzündeki tecessüm etmiş ve bedenlenmiş hali olan kilisemizin müşfik kollarının ona sonuna kadar açık olduğunu hatırlatıyoruz.

Bir Diyanet mensubu (44):

Mezkûr olayı, geçirdiği bir bunalım sonucu hakikatin kucağından uzaklaşan bir hanım kızımızın, yeniden mümine mertebesine terfi etmesi şeklinde görmek mümkündür. Bu hadise, yaratılan her insanın, fıtratı icabı, şu veya bu nedenle saptığı zulmetten er ya da geç kurtulup, İslam'ın mübarek nuruyla muhakkak surette yıkanacağının da somut bir nişanesidir. Diyanet Dergisi, Tuğçe kızımızla, yaşadığı bu inkılâb-ı kebir, bu hayırlı cehd hususunda faideli ve ayrıntılı bir mülâkat yapacaktır. Tuğçe hanımın şahsi tercihi hayırlara vesile olur inşallah.

Ulusalcı bir öğrenci (21):

Tuğçe Kazaz meselesi, AKP'nin, barış sürecinde yaşadığı sıkıntıları ve Fazıl Say'a hapis cezası verilmesinin yarattığı travmayı hafifletmek için, ABD'li akıl hocalarının ve iktidara yakın 'zihin mühendisleri'nin düzenledikleri bir çadır tiyatrosu gösterisi, ucuz bir vodvil, bayağı bir bulvar komedisi şovudur bana kalırsa. ABD'nin dizayn edip ehlileştirdiği ılımlı İslâma çok yakışan bir 'firma yüzü' olmuş başörtülü Tuğçe Kazaz. Hiç samimi bulmadım doğrusu, tamamen PR bu. Ancak, şunu da belirtmeliyim ki, Tuğçe Kazaz’ın bu tesettürlü görüntüsü de, ılımlı İslâmcı iktidarın Amerikancı imajını maskelemeye yetmeyecektir.

Mesture bir ev hanımı (51):

Canım benim, ne güzel de yakışmış İslâm bu güzel kızımıza öyle. Olmamıştı zaten, sinmemişti içime. ne o öyle gâvur mavur olmaklar, ööle sünnetsizlerle falan.Töbe töbe! Neyse, düzeldi çok şükür, şimdi, akıllı uslu biriyle evlensin, evinin hanımı olsun, boy boy bebeler büyütsün bence. Allah ne verdiyse, başbakanımız kaç tane dediyse, artık üç mü olur, yoksa beş mi, onu güzel Rabbime hevâle etmeli, di mi ama? Canım benim, bak bak, ne güzel de yakışmış örtünmek, tü tü tüüü maşallah. Hadi bakalım, bu başlangıç olsun; tesettürlü gelinliğe girdiğini de görürüz inşallah güzel kızımın…

Sevgilisince henüz terk edilmiş, ayrılık acısı çeken liseli kız (16):

Bence Ortodokslar Tuğçe'nin üzerine gitmesin derim. Malûm, seninse döner, değilse zaten yanında durmaz. Zaman geçsin, Tuğçe dönmezse, Ortodosklar 'bu Tuğçe'yi geride bıraktık, artık önümüzdeki Tuğçelere bakıcaz' deyip kapatmalı bu defteri bence. Müslümanlar da, ‘Tuğçe bize döndü’ diye fazla sevinmesin. Zirâ, bu kızın dönme kâbiliyeti ve potansiyeli çok yüksek; ondan her an yeni bir fake bekliyorum doğrusu. Ah be Orberk, alacağın olsun, tam üniversite sınavı öncesinde terk edip gitmen bak beni nasıl da deli deli konuşturuyo, Allah tez zamanda bin türlü belânı verir umarım.

Klasik bir feminist (27):

Bedenimiz, benliğimiz, bilincimiz, inancımız, ruhumuz, kimliğimiz bizimdir. Bunların, erkek egemen toplum ve patriyarkal zihniyet tarafından îğva ve iğfal edilmesine şiddetle karşıyız. Her gün birkaç tane kadının erkekler tarafından 'soy kırımı'na uğratılmaya devam edildiği ve devletin de buna engel olmak için hiç de istekli, etkin ve enerjik davranmadığı; kadınların iş gücüne katılımı noktasında bütün OECD ülkeleri arasında son sırada olan, ataerkil ve dini saiklerle kadınlar üzerinde oluşturulan toplumsal ve ideolojik baskının her geçen gün katlanarak arttığı bir ülkede; kamuoyunun Tuğçe Kazaz'ın başını örtmesine kilitlenmesi, tek kelimeyle rezalettir, dezenformasyondur, bilinç karartmadır. Türkiye'de bütün bunlar yaşanırken, Tuğçe Kazaz'ın yeniden din değiştirmesinin benim açımdan zerrece bir anlamı ve önemi yoktur.

Komplocunun teki (39):

Tuğçe Kazaz'ın İslâm'a döndüm dediği gün 17 Nisan 2013, açıklamanın yapıldığı saat 17.43. Şimdi bunları çarpın, elde ettiğiniz sonucu bunun küp köküne ekleyin. Tamam mı, şimdi, unutmadan yazın o sonucu bir kenara. İkinci adımda, Boston bombalamasıyla, Texas patlamasının enlem ve boylamlarını alın; bu iki lokasyonu birleştiren bir hat çizin. Sonra da, Londra, Kudüs, İstanbul ile demin ki hattın orta noktasına Sirus yıldızından teğet çizin. Bu teğetin tanjant ve kotanjantından, Fatih'in İstanbul'u fetih tarihinin ebced hesabındaki karşılığını çıkarın. Bir sonraki adımda, Devlet Bahçeli'nin promter'da konuşmaya başladığı mevkiin koordinatlarıyla, ayakkabısının numarasını ax + by + c = z denklemindeki yerlerine yerleştirin. Bu da tamamsa, Tuğçe Kazaz'ı vaftiz eden Ortodoks rahibin yaşından, kelime-i şahadet getirerek yeniden İslâm'a dönüşüne tanıklık eden 2 müşahidin ağırlıklarının toplamını tenzil edin, Sonra bunu, Andromeda Galaksisinin merkezindeki devasa kara deliğe.......eee, ...kara delik demiştim de, acaba niye dedim, ipin ucu acık kaçtı sanırım......ehhmm sonra da...bi dakka, hmmm, sanırım bi yerde bi şeyi atladım...notlarıma bakıp Tuğçe Kazaz'ın İslâm'a dönüşü meselesini kozmik komplo içindeki yerine oturtmayı başarır başarmaz paylaşıcam bunu sizlerle, tamam mı.

Sosyalist feminist (36):

Tuğçe Kazaz'ın, her içinden geçeni, her aklına eseni yapan bir özgür kadınmış gibi sunulması yanıltıcıdır. Onun, kadınlar üzerinde en sistematik kontrol ve baskıyı kurmuş olan İbrahimi geleneğin bir fraksiyonundan diğerine geçişi asla kişisel özgürlük ve şahsi seçim hakkı kullanımı değildir. Tuğçe Kazaz'ın bir dinden diğerine savrulması, onun, 'bedenim, kimliğim, bilincim, ruhum benimdir' şeklindeki özgürlükçü feminist mottoyu savunduğunu ve yaşadığını değil, bu mottonun tam da aksini hissettiğini, düşündüğünü ve davrandığını gösterir. 150 yıllık tarihsel birikimiyle Sosyalist feminist ütopya, kurmayı vaat ve teklif ettiği dünya cenneti sayesinde, kadınların ve erkeklerin, ölümden sonrasına referans veren muhayyel bir cennete olan ihtiyacını ortadan kaldıran rasyonel ve mükemmel bir seçenek sunmaktadır. Tuğçe Kazaz'ın bir dinden kurtulup bir diğerine yakalanması, birinden kurtulurken, diğer zokaya yakalanan balıkların durumundan zerrece farklı değildir. Tuğçe Kazaz'ların bu nafile debelenmesine son verecek dünya projesi feminist-sosyalist ütopyadır.

Bir İşçi Partili (42):

Yurtseverlerin Silivri Zindanını yıkmasına ramak kalan şu günlerde, halkımızın 23 Nisan ve 19 Mayıs şahlanışının öncesinde çıkan Tuğçe Kazaz İslâm'a döndü haberi dezenformasyon;, emekçilerin, vatanseverlerin bilincini karartmaya yönelik bir kara propagandadır. Tuğçe Kazaz'ın Erdoğanlarla, Güllerle, Gülenlerle aynı hizaya gelip gelmediği de ayrıca an itibarıyla net değildir. Biliyorsunuz, bunlar iki de bir de yok Kaptan Cousteau Müslüman oldu; yok Prens Charles Müslüman oldu; yok Neil Armstrong Müslüman oldu gibi balonlar uçurup dururlar. Tuğçe Kazaz haberinin de aslı astarı böyle olabilir. Ama, öyle ya da böyle, Amerikanın, cia'nın, Tayyib’in, Fethullah’ın oyunları tutmayacak, Tuğçe Kazaz dezenformasyonu da yurtseverlerin zindanları boşaltmasını ve akepeden hesap sormasını daha fazla geciktiremeyecektir.

Liberal bir reklâmcı (63):

İslâma dönüşü ve örtünmesi Tuğçe Kazaz'ın kendi tercihidir. İsteyen istediğine inanır, istemeyen de hiçbir şeye inanmaz. Bunları tartışma konusu yapmak yanlıştır, kişisel tercihlere herkesin saygı duyması gerek. Liberal demokrasi projesinin mottosu, 'istediğin gibi ve özgürce yaşamana destek veriyorum; senden de istediğim gibi ve özgürce yaşamama saygı göstermeni bekliyorum'dur. Öte yandan, 'bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler'e inanan biri olarak, Tuğçe Kazaz vak'asını, abartılıp PR mevzuu yapılmaması gereken basit, gündelik, rutin, sıradan bir kişisel tercih olarak görüyor, saygı duyuyor ve saygı duyulmasını da bekliyorum.

Koca Mustafa Paşa’dan bir semt delikanlısı (29):

Lan olm, ilik gibi kızı kaptırdığımızda Yunan dölüne, ne biçim ağrımıza gitmişti ama, öle di mi? Bak, tövbe etmiş, aramıza dönmüş gene, ne güzel di mi? Memnun olduk doğrusu, hem de çok. Şişt, baksana kanka, bu hatun hangi mekânlara gidiyodur acaba, bi bilgin var mı? Kanyon mu, Ak Merkez mi, İstinye Park mı, ha? Olm, tüyo versenize. Acık piyasa yapalım gittiği yerde de, kızın gözü haso delikanlı görsün, ha, aloo, kime diyorum? Bakma lan sen de yiyecekmiş gibi kızın videosuna öle, görmüyo musun örtünmüş işte, acık terbiyeli olun olm, delikanlı olun acık, delikanlı, töööbe töbe!

Tatlı-sert-espritüel ve ılımlı bir muhalif (41):

Bu devirde Müslümanım demek zaten beklenen tutumu almak ve fazlasıyla sağlamcı takılmaktır. Tuğçe Kazaz sıkıysa Zerdüştüm, desin, Aleviyim desin. hatta, acık maçası yiyosa ateistim desin de görim ben onu, di mi ama?

AKP Gençlik Kolları mensubu bir genç (25):

Tuğçe Kazaz gibi insanımıza gencimize rol modeli olmak mevkinde olan bir kardeşimizin, bir hemşiremizin aslına rücû etmesini 'yetmez, ama evet' diye destekliyoruz. Mankenlik mesleğini müeddep bir hatta icra etmesi halinde, Tuğçe Kazaz'ı Ak Parti saflarında görmekten bahtiyarlık duyacağımızı da ekliyoruz. Tuğçe Kazaz'ın yapıp ettiklerine 'ziyadesiyle evet, göğsünü gere gere evet!' diyebilmemiz için, onun Ak Partimiz saflarında siyasete atılması, ve sadece Türkiye'nin değil, dünyanın da gelmiş geçmiş en büyük devlet adamlarından olan Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'yi lider ülke yapmak uğraşına gönülden ve yürekten destek vermesi gerekmektedir. Hadi Tuğçe kardeş hep birlikte:

Türkiye seninle gurur duyuyor, dünya seninle gurur duyuyor; Reeeceeep Tayyiiiiip Erdoğaaaan, Recep Tayyip Erdoğan, Reeeceep ....'

Ana muhalefet partisi lideri (65):

Biz insanımızı seviyoruz, biz Müslümanımızı seviyoruz, biz Ortodoksumuzu seviyoruz, biz sanatçımızı seviyoruz, biz Budistimizi seviyoruz, biz mankenimizi seviyoruz, biz Kuğçe Tazaz'ımızı seviyoruz. Ne yapıp edicem Erdoğan'ın yüzündeki maskeyi indireceğim,  benim adım Kemal, biz hepinizi seviyoruz!

Şüpheci – olasılıkçı - postmodern bir akademisyen (47):

Tuğçe Kazaz; şayet Müslümanlar inançlarında haklı iseler, bu tercihiyle ciddi manada avantaj sağladı. Değilse, risk aldı. Bütün inançların, bütün iddiaların, bütün yaklaşımların şu veya bu oranda doğru olma olasılığı vardır, aynen yanlış olma olasılıklarının da varit olduğu gibi. Öte yandan, en kesinmiş gibi duran olguların bile, bırakınız doğruluğunu, varlığının bile ispatlanamayacağı da kuantum kozmolojisinin vaz'ettiği son ilmi gerçeklerdendir. Bu yüzden de, diğer bütün olay-olgu-süreçlerde olduğu gibi Tuğçe Kazaz meselesinde de kesin konuşmak ve nihai hüküm vermek için vakit henüz çok erkendir; böylesi bir tutum, çok yanıltıcı olacaktır. Kazaz'ın tercihinin anlamı, önemi, doğruluğu ve olası sonuçları hakkında gerçeklerle mutabık tespitte bulunabilmek için, evrenin 50 milyar yıl içinde olacağı varsayılan Büyük Çöküş'ünün (Big Crunch) gerçekleşmesini beklemek gerekir. tabii,  ‘şüpheci – olasılıkçı (sceptical probabilistic)’ bakış açısıyla, evrenin sonsuz olduğuna ve büyük çöküşün asla gerçekleşmeyeceği devam yoluna da prim vermek gerekir. Bu durumda, Tuğçe Kazaz'ın tercihi hakında gerçeklikle mutabık ve mutlak doğru diyebileceğimiz bir hüküm verebilmek için, 50 milyar yıl değil, sonsuza kadar beklemek gerekir. Ki, bunun da hem sıkıcı, hem de gayrı-pratik olduğunu kabul etmek durumundayım. Ehmm, bu durumda, Tuğçe Kazaz vak'asına dair sarf ettiğim buradaki lâkırdımı silin hafızanızdan derim. Zirâ, sanırım böylesi hayatınızı daha kolay yaşamanıza yardımcı olacaktır. Şüpheci - olasılıkçı olmak zor zenaat anlayacağınız.

Ateist bir serbest meslek erbabı (37):

Ülkenin İslâmi bir otoriterizmle yönetildiği şu süreçte, Tuğçe Kazaz’ın bu tercihi bana hiç de garip ve sıra dışı gelmedi doğrusu. Genç manken, tek kelimeyle zamanın ruhunu yakalamış diyebilirim. Benim görüş açıma göre, evren karşısındaki zayıflığının, çaresizliğinin, bilgisizliğinin altında ezilen insanın en başarılı icadıdır yaratan idesi ve bunu temel alan bütün dini sistemler. Daha fazla konuşarak ne sizin, ne de kendimin başını belâya sokmak istemem doğrusu. Ama, şu kadarını söylemek de zaruridir; Türkiye’deki atesitlerin büyük kısmı, şartlar biraz daha zorlaşırsa, ülkeyi terk etmeyi bile düşünebilecekleri bir noktaya doğru adım adım sürüklenmektedir. Malûm, İran’ın popülasyonunun en kaliteli kısmını oluşturan milyonlarca Batılı, seküler ve modern yaşam tarzı yanlısı yetişmiş kaliteli aydını, son 30 yılda, başta ABD olmak üzere, küresel bir diaspora oluşturmuş durumdadır. Böyle giderse, birkaç yıl içinde, milyonlarca TC vatandaşının da ülkelerini terk ederek, Batı’da politik mülteci konumuna düştüğünü görmemiz pekalâ mümkün olacaktır diye düşünüyorum. Tuğçe Kazaz’ın son dönüşünün bana söyledikleri budur.

Fransa Konsolosluğu görevlisi bir Budist kadın (57):

Biz Budistler reenkarnasyona inanırız. Meselâ ben, lahana olduğum bundan önceki yaşamımı, haşlanmış suya atılarak, büyük acılar içinde tamamladım. Karınca olduğum ondan önceki yaşamımda yeterince çalışmayıp, cırcır böcekliğine özendiğim için geldi başıma bu. Bizim inancımızda insanlar sayısız kere dünyaya gelir, her seferinde de, önceki gelişlerinin kefaretini öderler. Tuğçe Kazaz, bizim onlarca hayata sığdırmakta zorlandığımız reenkarnasyonları, kısacık hayatında yoğun olarak yaşayarak, yeniden doğuş alanında sınırsız bir potansiyele sahip olduğunu kanıtladı diye düşünüyorum. Geleneklere ve akidelerine aykırı ama, şayet bir kadın Dalay Lama olabilmiş olsaydı, bu mutlaka Tuğçe Kazaz gibi spin atmae potansiyeli yüksek birisi olurdu. İtiraf etmeliyim ki, Tuğçe'nin bir sonraki reenkarnasyonunda ne olarak dünyaya geleceği, biz Budistler arasında ciddi teolojik ve felsefi tartışmalara neden olmakta. Neticede, Tuğçe Kazaz'ın bir an önce Nirvana'ya ermesini dilemekten başka ne denebilir ki?!?

Neyzen bir sufî (49):

Tuğçe Kazaz aslında İslâm’a değil, ‘Zat’ına dönmüştür. O, dünyaya bakmış, kendini görmüş, kendine bakmış alemleri tespit etmiş ve nihayetinde de, bütün bunlarda O'nun sıcaklığını, sevgisini ve merhametini görerek bir kez daha O'na yönelmiştir. Sevgili Tuğçe Kazaz, Müslümanım dediğin de de, Ortodoksum dediğinde de, Budistim dediğinde de ve hatta ''ben hiçbir şeye' inanıyorum!' dediğinde de aslında hep aynı şarkıyı söylemekte, hep aynı ezgiyi terennüm etmektedir: ‘ben gönül ehli bir hatun kişiyim, sevgi aleminde neşeli bir titreşimim’. Budur bir sufînin nokta-ı nazarından Tuğçe Kazaz’ın yapıp ettiklerinin mana ve ehemmiyeti. Biz hepimiz, O’na inanalım, ya da inanmayalım, ister istemez O’ndan rabbani bir öz taşımaklığımız itibarıyla, fıtrî olarak O’na aitiz; O’ndan geldik, O’na döneceğiz. Ateistin de, en koyusundan ve muhafazakârından müminin de akıbeti budur ve bundan ibarettir sevgili TV gazetecisi kardeşim benim. 

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.