Ürküten Epistomoloji

Ürküten Epistomoloji DİN
5,0
08.11.2015 12:21:05
A+ A-

Kitaplarla ilişkim ta çocukluğuma dayanır okuma keyfini aldığım andan itibaren elime geçen ne varsa okudum, hiçbir düşünceye hiçbir ideolojiye ait yazılı kayıtlara kayıtsız ve uzak kalmadım, Üniversitede yurtta kalırken odamdaki Ülkücü ve muhafazakâr arkadaşlarımın şekilcilik adına her gün aldıkları gazeteleri bile okumadıkları halde; onları da yine ben okurdum. Benim okuduğum Cumhuriyet Gazetesini ise onlar asla okumadılar.

Epey bir zamandır da kitap müzayedelerine katılıyorum kullanılmış 2.el kitapları uygun alıyor bütçemi de bu anlamda zorlamıyor, hem de az da olsa sosyalleşiyorum. Edindiğim kitapları; ilgilendiğim, tercih ettiğim konulara ve kaynaklarının çeşitliliğine güvenirliğine, fiyatına göre seçiyorum.

Yaklaşık 500 adet din, Laiklik ve seküler yaşamla ilişkin kitaba sahibim, bu kitaplarında % 50'ni okudum. Hatta, laikliğin özgürlüğü ile ilgili de bir kitap yazmayı düşünüyorum. Kitapları edinirken çapraz okuma adına laiklik karşıtı kitaplar da alıyorum. Ancak bazı kitapların ontolojik yapısı, epistomolojisi beni hayretlere düşürüyor ve dahası ürkütüyor. Özellikle Ulema dahil din adına konuşan, fetva veren herkes kendi ruh halini dine yapıştırarak insanlığa, Müslümanlığa sunması, dikte etmesi dikkatimi çekiyor.

Şu an okuduğum laiklik karşıtı kitabın ön söz içeriğini sizinle paylaşmak istiyorum;

Fikir savaşının bütün dünyada şiddetle devam ettiğini söylemek bir gerçeğin ifadesi sayılmalıdır. Türkiye ise dünya çapında bir fikir savaşının, en çetin muhaberelere sahne olan cephesi. Çünkü Türkiye, mutlak nizama aidiyet belirten son 1400 yıllık zaman şeridi içinde, inananlar vücuduna baş olan bir mekândır. Düşman, müstevli (bir yeri istila eden, yönetimi altına alan kimse, devlet, ordu vb.) 1,5 asırdır baş denilen kaleye girmiştir, fakat kale son muhafızlarının son neferine kadar esir alınabilmiş değildir. Kale direniş halindedir, muhafızlar, bir avuç, beş avuç ta olsa, üç beş bölükte olsa ölmeye teslim olmamaya kararlıdır. Fikir savaşından bahsediyoruz, isterseniz buna iman-küfür boğuşması da deyiniz, bir şey değişmez!

Silah arkadaşım sakın gevşeme!

Hedefini tayın edecek gözlerini sakın göreceli değerlere, bedeni rahat ve konfor aracılığıyla, maddi olanaklara, makam ve şöhret gibi buz üstü yazılara çevirme! Aksi halde silahın elinden düşer! Esaret altına düşer, erir gidersin. İman derecimizi, sokakta, otobüste gördüklerimize nisbet ederek yeterli görmek gibi bir nisbiliğin aldatılıcığı ve göz boyamacılığına kapılmak ise bizi gittikçe hızı kesilen bir muhafız yapacak; ve akibetimiz, müstevli askerine silahımızı teslim etmekten başkası olamayacaktır. Öyle ise, imanımızı nisbi ölçülerin eğrilerinden değil, mutlak ölçülere göre kazanmanın çilesinden geçirip süzmek zorundayız. Bunda bir kere başarılı olundu mu, artık işimiz tamamdır. Çünkü; çileden başka bir zevk tanıyamaz olmuşuzdur. Fikrin dünya savaşının en hararetli, cephesi Türkiye'dir. Pusula mefhumlarından birisi şeriattır. Bu mefhum yerine ellerimize öyle bir pusula tutuşturulmak isteniyor ki, geçmez, işlemez, bozuktur; bunun için de böyle bir pusula yola çıkan, istikametini kaybeder. Bu telkin bombardımanı altında, Türkiye dediğimiz o kalenin nice muhafızı, müstevli elinde bugün esir yaşıyor.

Başka Pusula mefhum ise laikliktir.

Bir başkası ise demokrasi.

Bir beş değil hepsini saymasak da bir kaçını işaret edip geçelim:

Medeniyet: Bir sürü alet ve edevat arasında, onlara eş madenileşerek ve ruhi incelikleri madde hesabına her gün törpüleyerek, ruh faaliyetini hapsederek rahat yaşamak!

Kulis: Gıybet, adam çekiştirme, nemime (hafif ses, gürültü, söz taşıma), koğuculuk, dedikodu, malayani (boş söz) gibi ahlaki çirkinlikler üzerine takılan şirinlik muskası.

Demokrasi: Mutlak nizama talip olmayı hatırdan çıkartırtmakta kullanılan hafıza uyuşturma ve fikir paslandırma tableti. Uluslar arası Yahudi hesabına işleyen afyon.

Flört: Nişanlıyken, hatta nişanlı bile değilken, nikahlıymış gibi yaşamanın gayr-i meşruluğu üzerine çekilen örtü.

Kazanç: "Herkesin eli birbirinin cebinde, öyle ise sende benim cebime elini sok, ama ben de senin cebine bir uzanıvereyim!" deyişe ait toplam faaliyet.

Millet: Tamamen ırki yani biyolojik olayları temelinden bacasına üzerinde taşıyan, denizde yürütülmek üzere yapılmış kağnı arabası.

Aşk: Yeryüzünde fahişe bırakmamak ve hepsini de namuslu göstermek ve böylece de fuhşu her noktaya kadar sirayet ettirmek isteyen çürütücülüğün, artistler, ses sanatçıları, sosyetikler ve iffetsizler (Cinsel konularda ahlak kurallarına bağlı olmayanlar) alemindeki perdesi.

Müslüman: Erkekse, namaz, oruç, kandil, mevlit, cami halısı, sünnet düğünü, belediyede nikâh cümbüşleri, ramazan sofraları ile oyalanan, geçim ehli uysal koyun.

Kadınsa, örtü, namaz, Eyüp Sultan, evliya mezarları, yemek, içmek, biraz moda, çamaşır, bulaşık, bol eşya ve oyuncakla oyalanan, fikri faaliyetlerden uzak bebek makinesi.

Nikah: Belediye ve salonlarda olanıyla, kadın-erkek ne kadar namahrem varsa bunları bir salonda mason ayını yapar gibi birbirine karıştırmak, gelini namahrem adamların kurbağa gözü kadar irileşen nazarları, damadı da beri taraftan bakışları altında tepeden tırnağa gözlerle okşayıp medenice takdis etme.(temizleme, arındırma, kutsama)

Pusula mefhumlara dikkat! Zira, kelimelere kazandırılan anlam ya bize ait olur, bizi, bizim gitmek istediğimiz yere götürür; veya, kalemize girmekle beraber savaşımızı son neferine kadar esir alamayan müstevli askerlerine ait olur ve bizi, bizim gitmek istediğimiz yere değil, güney yerine kuzeye, doğu yerine batıya götürür. Bunun sonu mu ne olur?

Lütfen düşününüz!

Artık harf inkılabı ve uydurukçu kelime icadı faaliyetlerinin delaletleri (Sapınç, sapkınlık, doğru yoldan ayrılma) üzerinde durmaya sanırım gerek yok!,

Onları nasipse bir başka kitabımızda tetkik ederiz.

Elinizdeki bu kitap, İlahiyat Fakültesinde mezuniyet tezi olarak hazırlanmıştır. Mukkadimesi  (Önce gelen, öne geçen, her şeyin öncesi), hariç olduğu gibi bastık desek caizdir. (uygun bulmak; yapılması mahzurlu olmamak, dinen yasaklanmamış olmak)

1,5 asırdır baş denilen kaleye (Türkiye) girmiş olan, düşman, müstevli (bir yeri istila eden, yönetimi altına alan kimse, devlet, ordu vb.) kovulana kadar bu mücadele devam edecektir.

Önsözünü ve içeriğini sizinle paylaştığım bu kitabı okumaya devam ederek, ürkek halime dönüyor, değerlendirmeyi size bırakıyorum.

Nizamettin BİBER



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.