"Üst madde"

"Üst madde" DİN
4,7
22.12.2013 18:46:54
A+ A-

Sevgili Radikal Blog Okurları,

Beş duyuya dayalı ve Newton prensiplerine göre maddenin varlığının ötesinde bir bakış açısını düşünmeden yaşayan beyinler için Kuantum Fiziği, insanlık ve düşünen beyinlere bambaşka bir evrenin-alemin kapısını açtı. Bu da; evrendeki herşeyin bizim bir altımızdaki boyutta dalga yani ışınsal yapı halindeki mevcudiyeti idi.

Mikrokozmozdan makrokozmoza uzanan ve  herşeyin aslının enerji olduğu kuantsal boyutu itibariyle tekil bir yapı olan bu evreni ve sistem ve daha iyi algılamak ve anlamak için araştırmacı yazar Ahmed Hulûsi’nin çok derinlikli bir yazısı olan “ÜST MADDE” adlı makalesini Siz değerli okurlarla paylaşmak istiyorum.

****

 

"Üst madde"

"Üst madde" tâbiriyle anlatmak istediğimiz şey ne?..

Bugüne kadar, "Evrenin gerçek yapısını değil, kesitsel algılama araçlarımıza göre olan yapısını" değerlendirebildiğimizi açıklamaya gayret ettim...

Ayrıca yine bu konuyu detaylı olarak "EVRENSEL SIRLAR", "RUH İNSAN CİN", "Hz. MUHAMMED'İN AÇIKLADIĞI ALLÂH" ve "Hz. MUHAMMED NEYİ OKUDU" isimli kitaplarımda elimden geldiğince izaha çalışmıştım...

Maddeden enerjiye doğru, yani madde-hücre-atom-atomaltı ve nihayet enerji yapı boyutu sıralamasını defalarca izah ettik.

Yalnız, bunun bir de "üst madde yapı" yanı var! Ki buna pek değinmemiştik...

"Üst madde" var derken, "bir madde var, bir de bunun üstü var" şeklini anlamayalım!

Madde, bizim algılama organlarımıza göre varsaydığımız yapı! Fakat, bir de bunun bir "Üst Boyut"u var!..

Bu "üst boyut"u, bugüne kadar algılamamış, hatta üzerinde bile düşünmemiş olduğumuz için, direkt olarak anlatmam mümkün değil!

Bunu misal yollu anlatmaya çalışayım...

Şimdi, bir insanın vücudunu, bedenini ele alalım...

Bu bedende trilyonlarca hücre var. Bu hücreleri biz bugün, çok yüksek büyütme kapasitesi olan mikroskoplarla görebiliyoruz. Esasında vücudumuzdaki bu hücrelerin milyarlarcasının faaliyetinden haberimiz yok. Farkında bile değiliz...

O hücreler ne yapıyor? Ne tür ilişkiler içinde? Nasıl yaşıyor, nasıl ölüyor? Yerine yenileri nasıl meydana geliyor? Bunların hiçbirinden haberdar değiliz...

O hücrelerin her biri, belli bir canlılık ve kendi yapısal özelliği içinde de bir faaliyet hâlinde. Ama, dediğim gibi, biz bunun farkında değiliz!

Trilyonlarca hücreden meydana gelmiş beden, aslında tek bir hücreden oluşmuş!.. Bu tek hücrede mevcut kromozomlardaki genler, sayısız bilgileri ihtiva ediyor. Bu sayısız bilgileri ihtiva eden genlerin önerdiği doğrultuda hücreler çoğalmaya başlıyor. Değişik bileşimlerle, terkiplerle bir böbreği, bir karaciğeri, bir mideyi, kalbi, beyni meydana getiriyor!

Tümüyle apayrı görevler yapan organlar, o tek hücreden meydana gelme! Her bir organın da kendine has bir bilinci, bir görevi ve bir çalışma sistemi var.

Ama, biz dışarıdan baktığımız zaman, "insan bedeni" diyoruz ve bunu, bir tek yapı olarak ele alıp değerlendiriyoruz.

Nasıl ki, biz hücreleri göremiyorsak, kendi algılama boyutumuzda ve kendi algılama araçlarımız olan organlarımızla, bedendeki bu faaliyetleri değerlendiremiyorsak; kütlesel bir isimle, karaciğer, kalp, böbrek gibi tanımlamalarla kaba bir biçimde olaya yaklaşıyorsak; şimdi bunun aynını bir "üst boyut"ta ele almaya çalışalım...

Tüm galaksiyi, yaklaşık dört yüz milyar yıldızdan oluşan galaksiyi bir beden olarak ele alalım... Bu galaktik bedenin hücreleri gibi düşünelim yıldızları! Galaktik bedenin organları veya hücreleri gibi...

Nasıl ki, karaciğerin kendine has bir yapısı, bir çalışma sistemi, bir kendi bilinci, organik bilinci ve bu bilinçle yaptığı bir görevi varsa; aynı biçimde galaktik bedenin de organları veya hücreleri gibi olan yıldızların canlılığı söz konusudur...

Eğer uzaydan, belli bir mesafeden Dünya'ya bakarsanız, Dünya'nın üstünde doğru dürüst, ne bitkileri, ne hayvanları ve ne de insanları görürsünüz! Dünya, tek başına bir kütledir.

Ama, Dünya üzerinde bir insanlık âlemi var, hayvanlar âlemi var, sayısız nebatlar var. Bunlar da kendi içlerinde sayısız türe ayrılırlar. Herbirinin kendine has bir özelliği vardır.

İşte galaktik yapı da, aynı şekilde dışarıdan bakıldığı zaman, bir beden, bir birim, bir kişilik hüviyetiyle var olan bir yapıdır!

Bu galaktik yapı, bizim "Samanyolu" adını verdiğimiz, batının İngilizcede "Milkyway" diye adlandırdığı galaktik yapı, gerçekte bir canlı birimdir, bir canlı varlıktır... Ancak, bir başka galaktik bilinç tarafından, bu galaktik yapı, bir canlı birim, bir canlı yapı olarak algılanır; bizim yapımız tarafından değil...

İnsanlık denen yapının bilinci olduğu gibi; aynen Dünya'nın da kendine has bir bilinci vardır. Dünya ismi ile işaret ettiğimiz bu planetin de kendine özgü bir şuuru vardır!..

Dünya'nın bir şuuru olduğu gibi, Güneş'in de bir şuuru vardır!.. Güneş'in bir şuuru olduğu gibi, galaksinin de bir şuuru vardır!

Bu galaktik bilinç indînde Güneş'in bilinci, bizim yapımızın şuuru yanında bir hücremizin bilinci mesabesindedir. Galaktik yapı, aynen bir insanın bilinci gibi, evren içinde bir bilinç sahibi birim olarak mevcuttur! Ve böylece milyarlarla galaktik birimler mevcuttur!..

Burçlar denen takımyıldızların da bir şuuru ve kişiliği vardır... Muhyiddini Arabî, "Fütûhat-ı Mekkiye" isimli kitabında, bu bilinç varlıklardan "burçlarda yerleşik melekler" diye söz etmiştir.

Evrende milyarlarla galaksi var, diyoruz ya! Aslında bunun anlamı, evrende galaktik boyutlarda mevcut, milyarlarla birim var demektir!..

Bizim yapımıza göre, bize oranla bir hücrenin bilinci ne düzeydeyse; galaktik bedene, galaktik kişiliğe nispetle de, Güneş'in bilinci odur. Galaktik birime, benliğe göre bir yıldızın, bir Güneş'in şuuru ne ise, dedik...

Şimdi o Güneş'in yanında Dünya'nın, Dünya'nın üzerinde bir birimin yerini düşünün!.. Hafsalanız acaba alabiliyor mu?

Bir yıldızın yanında bir insanın yerini; ve de o yıldızın, galaktik beden boyutunda yerini... Bunu anlatabilmek çok güç!..

Çünkü biz, beş duyu dediğimiz yalnızca kesitsel algılama organlarıyla ve yardımcı araçlarla hep "madde altı"na girdik; "madde altı" dediğimiz enerjiye giden boyutta mikrokozmosa gittik, ama makrokozmosu hiçbir zaman değerlendiremedik...

Neye benzer bu?..

Bir hücrenin çekirdeğinden veya bir kromozomdan, insan bedenine bakmaya benzer!

Bir hücrenin çekirdeğindeki bir gen, bu bedene, bu bilince, bu ana yapıya bakabilir mi? Hayır!..

O gene göre, bir organı dahi idrak etmek, hafsalasına sığdırmak mümkün değildir! O hücre çekirdeğini kapsayan mevcut stoplazma, sonsuz bir deniz gibi görünür, o "gen"e!..

Biz de diyoruz ki;

"Bizim yaşadığımız gezegenle, falanca gezegen ile falanca yıldız arasında boşluk var, hava var(!)"... "Boşluk" kelimesi boş!..

Burayı çok iyi anlamaya çalışalım!..

Daha önceki konuşmalarımızda dedik ki:

Her şey atomlardan oluşmuş bir yapı ve aslında biz, bileşik bir kütleyiz. Benim vücudum da atomlardan oluşmuş, bir başka madde de...

İşte bu nedenle, biz eğer bu gerçeği fark edebilecek bir ilme sahipsek, algılarız ki atom boyutunda bileşik bir kütleyiz.

İşte bu "bileşik bir kütleyiz" realitesi, bir alt boyuta, atom boyutuna indiğimiz zaman, "yıldızlar arası boşluk" kavramını ortadan kaldırıyor... Bir tümel yapıyı, bir tekil yapıyı fark ettiriyor bize, atom boyutu itibarıyla galaktik boyutta!..

Biz, kopuk kopuk, birbirlerinden ayrı yıldızlar tasavvur ediyoruz ya, gözbebeğinin verilerine GÖRE... Bir yıldız burada, bir diğeri bilmem kaç ışık yılı ötede, diyerek!.. Oysa gerçekte, şu bedende hücreler birbirinden ne kadar uzaksa, bunu üst boyuta aktardığımız zaman fark ederiz ki, galaktik boyutta da, o yıldızlar birbirlerinden o kadar uzaklıkta!..

İki yıldızın arasındaki boşluk, esasında boşluk değil, doluluk!..

Ama biz, bu doluluğu gerek ilmimiz, gerekse algılama araçlarımız kısıtlı olduğu için yeterince değerlendiremiyoruz; ve onun için de, o muhteşem dev galaktik bedeni fark edemiyoruz; ve elbette, o galaktik bedendeki mevcut bilinci de!

Nasıl, şu bedende mevcut bir benlik kavramı ve bilinç mevcutsa, bu bedendeki benlik ve bilinç gibi, o galaktik bedende de bir benlik ve bilinç var; her ne kadar genelde algılayamıyorsak da!..

Diyoruz ki...

Evrende, bir yerel gökadalar grubu içindeki Samanyolu'nun dış çeperinde, kenarda kıyıda bir yerdeyiz... Otuza yakın galaksi var civarımızda bizim! İşte bu otuza yakın galaksi, esasında, otuza yakın, "Bilinçli Galaktik Varlık"tır! Belki de bir aile!!!

O otuza yakın galaktik bilinç varlığın bir tanesinin bedenindeki bir "hücre" bile değiliz biz!.. Belki bir hücre, Güneş!.. Biz, o Güneş Sisteminin uydularından birinin üzerindeki milyarlarla insandan bir tanesiyiz!..

İşte, din terminolojisinde, "melek" kelimesi ile kastedilen varlıkların bir türü de bu galaktik boyutlardaki "Ruh"tur, galaktik şuurdur, galaktik bilinçtir...

Nitekim geçmiş öze ermişlerden birisi diyor ki:

"Biz, öyle bir melek tespit ettik, öyle bir varlık tespit ettik ki, O'nun bizden haberi bile yok!.. Bizim varlığımızdan haberi bile yok!"

Onun büyüklüğünü de çeşitli misallerle anlatmaya çalışıyor... Detayına girmeyeceğim.

Tıpkı bizim boyutlarda olduğu gibi... Bizim bedenimizin herhangi bir yerindeki hücrenin beynimizden, beynimizdeki bilinçten haberi olmayışı gibi; beynimizin ve beynimizdeki şuurun da o hücreden haberi yok!.. O hücre, vücutta doğuyor, büyüyor, gelişiyor, çoğalıyor, ölüp gidiyor.

İşte bu yapıyı "üst madde" adını vererek anlatmaya çalışıyoruz.

Zira her boyut, kendi yapısının varlıklarına veya algılayıcılarına göre "madde"dir!.. Tıpkı rüya içinde yaşarken, rüyada geçen olay ve yapıların bize maddeymişcesine gelmesi gibi!

Varlık skalasını 100 cm'lik bir cetvel gibi ele alırsak, salt enerji dediğimiz noktayı sıfır noktası olarak kabul edersek, daha sonra, kuantları, kuarkları, iyonları, atomları, molekülleri, hücreleri, algıladığımız maddeyi, 50 cm'ye doğru böyle yer yer koyarsak; içinde bulunduğumuz ve bize göre madde kabul ettiğimiz bu boyut, eğer 50 cm'de yer alırsa; bunun daha ötesinde ise evrensel boyutlara doğru, makrokozmosa doğru sayısız varlıklar vardır.

Biz, o varlıkların yanında, "hiç" hükmündeyiz!

O varlıkların "sonsuz-sınırsız"mışcasına değerlendirebileceğimiz yapısını, hafsalamıza sığdırmamıza imkân yok!..

Ancak, bunu fark etmek ve düşünmek de zorundayız!..

Eğer varlığı gerçek şekliyle tanımak istiyorsak, hafsalamızı zorlamak ve bu gerçeklerin farkına varmak; en azından bunları bilmek zorundayız!

Nasıl, atomdan hücreye, hücreden bedene bir sıralama mevcutsa; her biri bir diğerinin içinde milyarlarca defa küçük, ama kendi yapısına ve varlığına göre bilinçli ise... İşte aynı biçimde bizim, yanında milyarda bir veya trilyonda bir oranında kaldığımız ana dev yapılar da mevcuttur!..

Biz, o bedenlerin içinde ise bir "hiç" mesabesindeyiz...

Galaksi adını verdiğimiz varlığın, bilinçli bir birim, belli bir yaşamı olan, bir bedeni olan bir canlı tür olduğunu fark etmeye çalışalım!..

Bizim yaşadığımız Dünya ve bu dünyanın devamı olan, "Âhiret" adı takılan, ölüm ötesi yaşam platformu... "Cehennem" veya "Cennet" hep o bedenin içinde bir organ!.. Belki bir organ bile değil!..

Büyüklüğünü, ihtişamını, azametini anlatmaya çalıştığım galaktik büyüğümüz; kâinattaki milyarlarla bu tür birimden bir tanesi!.. Galaksimizin dâhil olduğu evrenin bu köşesindeki otuz kişilik grup veya aileye mensup biri!.. Neyi konuşuyor, neyi tartışıyor, neyi düşünüyorlar?.. Bunlardan bîhaberiz!..

Bedende bir hücre; galakside bir Güneş sistemi!..

Ne hücrenin şuurundan, yapısal özelliklerinden, duygularından haberdarız!.. Ne de "Güneş'in Ruh"undan!..

Peki, bunlardan tüm insanlar bîhaber olarak mı geçip gidiyor?

Hayır!..

İşte, işin püf noktalarından, öz noktalarından biri burası...

Ana yapı ne kadar küçülürse küçülsün veya ne kadar büyürse büyüsün, ister mikrokozmosa inelim, gen boyutuna gidelim, bakteri boyutuna gidelim, muon, kuanta boyutuna inelim... İster Güneş veya sair yıldızlar boyutuna çıkalım, galaktik birim, galaktik varlık boyutuna çıkalım...

Hepsinin, "Öz"ü ve "Zât"ı itibarıyla, "holografik" esasa göre aynı varlık ve aynı cevherden meydana gelmesi nedeniyle; skalanın herhangi bir boyutundaki birim, "Öz"üne, "Zât"ına doğru bir yolculuğa çıkabilirse; veya bir diğer ifadeyle, "Zât"ına doğru bir sıçrama yapabilirse, o Nokta'da, kendisinden sayısız defa mikro veya sayısız defa makro plandaki birimlerle iletişim kurabilir!

Bu iletişim, Zâtî iletişimdir... Ama bunun için de kişinin ilk önce kendi Zât'ını bilmesi gerekir...

Kendi Zât'ını bilmekten murat nedir?

Önce, kendi bilincini, bulunduğu boyutun bir bilinci olma kaydından soyutlayacak, bu blokajdan kurtulacak! Şartlanmalar, değer yargıları, duygular, birimsel kabuller gibi tüm hâllerden uzaklaşacak! Bilincini arındıracak!

Çünkü, evren, kâinat biliyoruz ki, sonsuz-sınırsız Tek'in ilminden hâsıl olmuş bir yapı... Bu yapıda Evrensel Öz, Zât, İlim; her noktada ve zerrede mevcuttur!..

Dolayısıyla, sizin gerçek "Öz Şuurunuz", Öz'ünüz, Zât'ınız, mikro plandaki veya makro plandaki, bir atom şuuru veya galaktik bilinçle aynıdır...

Ama bir bedende, onun şartları içinde oluşmuş "bilinç" olması nedeniyle, çeşitli var kabullerle, varsayımlarla, gerçekten kopmuş, kalıplanmış, bedenlenmiş, bloke olmuş ve "birimsel bilinç" hâline gelmiştir...

Oysa, bilinç dediğimiz şey, eni boyu, ağırlığı, şekli olan bir şey değildir!

Bilincin sınırları, kayıtları, blokajı kendisine yüklenen yanlış bilgilerle meydana gelir.

Bilinç, bu yanlış bilgilerden arındığı oranda da, mikro ve makro plandaki varlıklarla, Zâtî boyuttan iletişim kurabilecek hâle gelir.

Bizim altımızda, yani bizim altımızda derken; maddeden hücreye, atoma doğru giden boyutta, çeşitli varlıklar var olduğu gibi; bizim, içinde sanki bir hücre gibi kaldığımız sayısız çeşitlilikte varlıklar da mevcuttur; ve onlarla iletişim kurma imkânı dahi bazı kişiler için mevcuttur...

Belki bu anlatmaya çalıştıklarım, hafsalanızın alamayacağı boyutlarda bir konu ama, bu bir gerçektir!.. Ve bilinmelidir!..

Dünya'yı, evreni, her şeyi, sadece bu gördüğümüz, algıladığımız, var kabul ettiğimiz maddeden ibaret kabul etmek, son derece büyük bir gaflettir! "Koza"lılığın oluşturduğu bir fikirdir!..

Beş duyu verilerinin oluşturduğu, kesitsel değerlerden bilincimizi arındırıp, gerçek boyutlarıyla âlemleri ve âlemlerdeki varlıkları tespit etmek zorundayız!

Kelimede; kelimenin şeklinde, isimlerde kalmayalım!

Bilelim ki, şuurumuzu örten, bilincimizi örten, en büyük perdeler; kelimeler, kelimelerin sûretleri, o kelimelerin hayalimizde meydana getirdiği imajlardır!.. Biz o imajları gerçek sanarak, onların ardındaki mutlak gerçeklerden perdeli yaşıyoruz.

Ondan sonra, dünyamız daralıyor, basıyor üstümüze!

Bütün davamız; yedik içtik, aldık verdik!.. Niye verdik, niye alamadık?.. Neden kaybettik?..

Bunların hepsi, bu Dünya'da olup biten şeyler ve maddenin dar, ilkel değerleridir...

Biliyoruz ki, çok kısa bir süre sonra, şu madde kabul ettiğimiz ortamdan geçip gideceğiz... Ve, oranın zaman boyutu az önce de açıklamaya çalıştığım gibi milyonlarla, yüz milyonlarla seneleri içine alır.

Maalesef o boyutun varlıklarından da üç beş kelimeyle söz ediliyor!..

"Melek" ismiyle geçiştirilen çok büyük varlıklar mevcut o boyutta! Mikro boyutta var olan melekler gibi, çok büyük kuvvetlere sahip makro boyutta yaşayan canlılar da var!.. Ama hep, tek bir "melek" kelimesi ile bahsedilip geçilmiş! Oysa bunlar, hep yüksek bilinç düzeyindeki varlıklar...

Eğer biz bugün, bunları fark edemezsek, yarın hiç anlamayacağız!.. Görüp geçeceğiz; ama ne olduğunu hiç bilemeyeceğiz!

Bu bedende, nasıl hiç görevi olmayan bir varlık, bir birim yoksa; her organın, her hücrenin, her birimin nasıl belli bir vazifesi varsa; beynin ürettiği mikrodalga bedenin de belli bir görevi, şuuru; bilincin de belli bir görevi vardır. İşte makro planda da böylesine şuurlu, bilinçli varlıklar ve onların ifa ettiği görevler mevcuttur...

Ne diyoruz...

Güneş, Samanyolu'nda bir turunu, 255 milyon senede tamamlıyor... Güneş var oldu olalı, bugüne kadar, ancak sekiz tur atmış merkez çevresinde, yani 8 yaşında... Biz o galaktik bedenin, merkezinden 32 bin ışık yılı mesafedeyiz!

32 bin ışık yılı ne demek?.. Saniyede 300 bin km... 300 bini 60 ile çarp, dakikasını; 60 ile çarp, saatini; 24 ile çarp, gününü bul!.. 365 ile çarp, neticede çıkan ışık yılı... 32 bin ışık yılı mesafedeyiz, merkezden!..

Düşünün ki o galaktik bedenin kalbi, galaksinin merkezi ise, biz tepesindeki bir hücrenin içindeki bir elektronuz belki de!

Bu galaktik varlığın boyutlarını hafsalanızda canlandırabiliyor musunuz?.. Hiç sanmıyorum!..

Böyle milyarlarla galaktik dünya... Son bir sene, bir buçuk sene içinde yapılan araştırmalara göre yeni bir galaksinin doğuşu tespit edildi.

Yani, doğan, büyüyen sonra da dönüşen galaktik birimler mevcut. Nasıl insan doğuyor, büyüyor, ölüyor; hücre doğuyor, büyüyor, ölüyorsa, aynen galaktik birimler de doğuyor, büyüyor, ölüyor...

Ama bilinç boyutu itibarıyla "yok" olmuyorlar! Bilinçler yaşam boyutlarını değiştiriyor sadece!

Öyleyse, dünyanın dar sınırları içinde, kazandığına sevinip, kaybettiğine üzülüp, gördüğün rüyadan uyandığın andaki hâl gibi, yaşadığın günü boşa geçirme!.. Çok güzel bir rüya görürsün, uyandığında "vah vah ne güzel rüyaydı" dersin... Elinde ne kalmış?..

Aynı şekilde, bu dünyadan gittikten sonra da, o geçtiğin boyutta, "Dünya şöyleydi, dünya böyleydi, şuna sahiptim, buna sahiptim, şu vardı şu yoktu"nun derdine tasasına düşeceksin; o ortama göre belli bir hazırlığın yoksa, çok büyük sıkıntılara, azaplara da maruz kalacaksın!..

Zira o içine girdiğin boyutun yaşam şartları senin bugünkü ortamına hiç benzemeyecek! Bunun misali rüyadır...

Rüya âleminde sen hep varsın; karşında çeşitli varlıklar var. Rüya âleminde bu bedenin kâh parçalanır, kâh bozulur; eni boyu değişir, deforme olur, sonra bir anda eski hâline girer, fakat asla ortadan yok olmaz!..

Rüyada bedene ne olursa olsun, senin "benlik" bilincine hiçbir şey olmaz!.. Çünkü rüyada gördüğün beden, ruh türünden bir bedendir; ve ruh cüzlerden oluşmamıştır; parçalanmaz da!

Aynı şekilde, ölüm ötesi yaşamda da, nelerle karşılaşırsan karşılaş, ne büyük azaplar veya zevkler yaşarsan yaşa, benlik bilincin ve ruhun hiçbir zaman yok olup kaybolmayacak!..

Ama, bu benlik bilincinin ve ruhunun kapasitesi ne olacak?..

O benlik bilincinin kapasitesini ve ruhunun kuvvetini şu anda Dünya'da yaşarken ne düzeye getirebilirsen, artık sonsuza dek öylece kalacak!

Bu Dünya'da idrak edemediğin şeyleri daha sonra idrak etmen mümkün değil!..

Bu Dünya'da elde edemediğin ruh kuvvetini, daha sonra orada elde etmen veya geri dönüp telâfi etmen kesinlikle mümkün değil!..

Anlayamadığın, değerlendiremediğin, hafsalanın alamadığı şeyleri daha sonra değerlendirebilmen, alabilmen, hafsalana sığdırabilmen mümkün değil! Bunun açıklamasını da birçok defa yaptım. Burada detayına girmeyeceğim.

Esas anlatmak istediğim konu şu...

Bilelim ki biz, yalnızca mikrokozmosun makrosu değil, aynı zamanda makro varlıkların da mikrokozmosundayız!.. Canlı şuurlu öyle makro varlıklar ki bizim yaşadığımız sistemlerden haberleri bile yok, çoğunun!..

Bunu bakın, dinde, Allâh Rasûlü nasıl söylüyor:

"Allâh'a yakîn sahibi birtakım melekler var ki, onlar Dünya'nın ve insanın varoluşundan bile haberdar değillerdir."

Tıpkı, senin, vücudundaki hücrelerin doğuşundan, büyüyüşünden, çoğalışından ve yok oluşundan haberdar olmadığın gibi...

Eğer biz, bu dünya yaşamında bilincimizi genişletip, hafsalamızı genişletip, hatta bunların ötesinde Zât boyutunda kendimizi tanımak suretiyle, bu yüce varlıklarla iletişim kurup evrensel gerçeklere vukuf elde edemezsek, "ölüm" dediğimiz olayla birlikte yeni birtakım özelliklere kavuşarak o boyutu değerlendirebilmemiz asla mümkün olamayacaktır!

İşte bu yüzdendir ki, şu dünya hayatını yaşarken, yarın zaten zorunlu olarak bırakıp gideceğimiz şeylerin kavgasıyla, derdiyle, sıkıntısıyla, üzüntüsüyle günümüzü boşa harcamayalım!..

Malımızı, mülkümüzü, çocuğumuzu, her şeyimizi burada bırakıp gideceğiz başka bir âleme...

Üstelik o âlemin değer yargıları buradakilerden son derece farklı, apayrı!..

Senin yapına göre bir hücre ne ifade ediyorsa; o galaktik varlığa göre Güneş sistemi ne ifade ediyorsa; gittiğin ortamda da, şu Dünya ve Dünya'nın içinde olan her şey onu ifade ediyor!.. Tıpkı, uykudan uyanan bir insana, rüyada gördüklerinin bir şey ifade etmemesi gibi...

Öyleyse, bunları anlamaya çalışalım, idrak etmeye çalışalım... Aksi takdirde;

"Kim bu dünyada âmâ (hakikati göremeyen) ise o, gelecek sonsuz yaşamda da âmâdır (kördür)!.." (17.İsra': 72)

Hükmü, bizim için geçerli duruma gelecektir.

Elbette burada bahsi geçen "körlük" gözlerin değil, "basîretlerin" yani algılama ve değerlendirme kapasitelerinin yetersizliği anlamına gelen "manevî" körlüktür.

"Kör"lükten kurtulmanın da yegâne yolu, önce bilincimizi, gereksiz ve yanlış bilgilerden arındırmaktır.

Bu gereksiz ve yanlış bilgilerden bilincimizi arındırıp, o gerçekleri idrak edemezsek; o gerçeklerin gerektirdiği biçimdeki yaşam düzenine giremezsek, bilincimizi, yarın bizim için hiçbir şey ifade etmeyecek şeylerle harcarsak, doldurursak, bloke ederek perdelersek, ölümden sonra bu perdelerden asla ve asla kurtulamayacağız...

Onun için de, Hz. Muhammed (aleyhisselâm) diyor ki:

"Kişi ne hâl ile yaşarsa o hâl ile ölür. Ne hâl ile boyut değiştirirse, o hâl ile yaşamına devam eder."

Dünya'da yaşarken, bu gerçek değerleri, bu gerçek âlemleri anlayıp kavrayalım; veya hiç olmazsa o âlemleri kavrayabilecek hâle gelelim ki orada bu nimetten ebediyen mahrum kalmayalım... Bunu yapamazsak çok yazık olacak!..

Öyleyse, konuyu özetlemeye çalışayım:

Biz, sanki bir ara boyutta yaşıyoruz! Enerjiden bulunduğumuz madde boyutuna kadar olan boyut katmanları ve bizim bulunduğumuz noktadan evrensel büyüklüklere kadar uzanan boyutsal katmanlar...

Her boyutun kendine has birimleri, o birimleri değerlendiren algılama sistemleri; ve bu algılama sistemlerinin değerlendirmesine göre var olan kendi madde boyutları...

Hücre boyutu, hücrenin kendine göre var olan madde boyutu...

Atomun kendi şuuruna göre var olan madde boyutu...

Bedenin ve beynin algılama sistemlerine göre var olan algılama boyutu... Galaktik birimin, algılama sistemine göre var olan madde boyutu...

Bunun ötesindeki algılayamadığımız sayısız katmanlar boyutu!..

Ama, özü itibarıyla, orijini itibarıyla hepsinde mevcut olan bilinç, Tek bir "NEFS"ten geliyor! Tasavvufta, hüviyetine "İnsan-ı Kâmil"; bilincine de "Akl-ı Evvel" denmiş...

İşte biz, bulunduğumuz yeri, yapımızı, makro veya mikro plandaki âlemleri ve bunlarla olan ilişki şeklimizi çok iyi anlamak zorundayız...

Ya bunu yapacak, ya da bunu yapamadan giden milyarlar gibi bu dünyadan geçip gideceğiz. Görenler, bunları göremeyenlere bakıp, "Biri daha gitti!.." diyecekler... Onlar bize bakıp belki de, "Vah!.." bile demeyecekler! Daldan bir yaprağın kopması size göre neyse; o gerçekleri idrak eden, o âlemleri yaşayanlara göre de bir birimin dünyadan gitmesi odur.

Öyleyse, şu dünyayı boşa geçirmeyelim!.. İlme sarılalım!.. Bilincimizi ilim ile, şartlanmalardan, değer yargılarından ve bu değer yargılarının getirdiği duygulardan arındırıp, blokajdan ve sınırlarından kurtulup, "sınırsız bilinçli" varlık olmaya çalışalım!..

Umarım ki, bu, bize kolaylaştırılmıştır...

Bu bölümde, dünya bilincine göre "üst madde" adını verdiğim makro varlıklara bakış açımızdan söz etmeye çalıştım.

Bu bölümde, "Melekût" âlemine bir başka anlatımla dikkatleri çekmek istedim...

Şimdi de "Ceberût" âlemine bir pencere açmaya çalışacağım "ÖZ'ÜN SEYRİ" ve "TEK'İN TAKDİRİ" bölümleriyle...

Evet, bundan sonra bilincin arınması, "nefs"in "saf"laşması hâlinde, "Zât"ın ilim sıfatıyla varlığı değerlendirme hâlinden bize ihsan olunan ilim nispetinde bir şeyler açıklamaya gayret edeceğim...

AHMED HULÛSİ

 

https://twitter.com/sufafy

 

https://twitter.com/AhmedHulusi

 

http://www.ahmedhulusi.org/

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

Akıl almaz muhteşem bir yaratılış sistemi -

İNSAN denilen, bazen makro kozmosa göre küçüklüğünce idrak edilemez, bazen mikrokozmas a göre büyüklüğünce idrak edilemez yapının, o TEK , sonsuz sınırsız TEK ŞUUR bilincine ulaşabilecek esma terkibi olan BEYİN ile yaratılmış olması, İNSAN olana YARATANın ilminn muhteşemliğini anlatabilir.

0 0
Haşyet Duymak -

Haşyet Duymak diye bir tabir vardır, Tasavvuf'ta. Korku duyarlar diye dilimize tam tercüme edilir; halbuki Üstad Ahmed Hulusi’nin yazılarında ifade ettiğine göre Haşyet "Sonsuz-sınırsız kuvvet, kudret, ilim içinde bir HİÇ olduğunu idrak etmek, FARKINDALIĞINA erişmektir" . Üstadın Üst Madde yazısı da insanda bu hissi uyandırıyor. Asıl Haşyet duygusunu, yaşayanlar bilse de; O'nun ilminin sınırsızlığı sonsuzluğunu,  indindeki noktalardan sadece bir nokta olan evrenimizdeki yine sonsuz sınırsız katman içi katman varlığı algılamaya çalıştığında dahi insan haşyet duyuyor. En  önemlisi de bu hissedişte belki de, bulunduğumuz noktadan bize makro ve mikro kozmos olarak görülen ve görünmeyen tüm bu varlığın her biriminde kendi algılama değerlerine göre oluşan farklı gerçekmiş gibi ama aslı hayal dünyaların İlminden İlmiyle İlminde seyrediliyor oluşu ve indindeki sonsuz noktalardan bir nokta olarak var ettiği sonsuz sınırsız çokluk-efal aleminin (ki bu çokluk alemine biz algılayamadığımız için bize gayb gelen aslında varlık aleminde yer alan melekler dahi giriyor) her bir zerresinin özünde o ilk yaradılımış olan, somuttan soyuta geçişteki ilk yaradılmış olan Tekil Şuur'u holografik prensipte varolması (Ruh-u Azam, Hakikat-i Muhammediye diye işaret ediliyor Tasasavvuf Ehlin'ce ). Haşyet duyduracak muhteşem bilgiler paylaşılıyor, teşekkür ederiz. NCAKI

0 0
İnsan-ı Kamil! -

Tasavvufta en sık geçen kavramlardan birisi de İnsan-ı Kamil'dir. Çoğu bunu kamil bir insan olmak diye anlatır. Sonrasında da tüm iyi ahlak kurallarını sıralarlar bu insanı tanımlamak için... Oysa ne kadar farklı imiş! Anlatılanla gerçeğin arasında 180 derece fark varmış. Tek nefs'in, o tek şuurun hüviyetine: İnsan-ı Kamil, bilincine ise Akl-ı Evvel deniyormuş...Yani bu önemli bir konu. Evrensel özü yakalamak ve meleklerin bile üzerinde bir boyutta yaşamak nerdeeee.... Normal, ahlaklı, sevgi dolu, dürüst, çalışkan bir beşer olmak nerdeeee... Özellikle üst madde konusunun ve boşluk dediğimiz hiç bir şeyin boşluk olmamasını bilmek gerekiyır en azından... Artık gelişen teknolojiyi de yanımıza alarak ilerlemenin vakti geldi de geçiyor.../cemile v.

0 0
Uzun süre etkisinde kalıyorsunuz -

İnanın çok güzel yıllarda yaşıyoruz. Aslında savaşlar var, evet, haksızlıklar var, evet, açlık var, evet, çocuk ölümleri var, mutsuzluklar var… Fakat ben şöyle düşünüyorum, bunlar dünya var olalı beri var!!! Hiçbir zaman da bitmedi ki.. İşte şu anda Elif Şafak var televizyonda ve bunlardan bahsediyor(bazı problemler varken ülkede neden onları yazmıyorsunuz sorusuna)… Adeta bir eşzamanlılık ya da benzeri bir durum yaşadık sanırım:) İşte ben de çok güzel yıllar derken, var olan nimetleri kastediyorum. Şu elimin altındaki bilgisayardan tutun da, internete, akıllı telefonlarımıza, genlerimize kadar muhteşem teknolojiler içindeyiz. Bunu anlamak için yatmadan önce; özellikle bu ÜST MADDE’yi bir okuyun. Belki rüyalarınızda, galaksilerle konuşabilir, yıldızlara ulaşabilirsiniz. Çünkü, tesiri oldukça fazla bilgilerle dolu bir yazı, kesin birkaç gün-gece insan etkisinden çıkamıyor…sny/ NOT: Bu yorumu önceki gece yazmış, ama eror verildiği için uzun süre yollayamamıştım. İnatla devam ederek başardım, sanırım:))

0 0
Reha Muhtar'ın bugünkü yazısı -

Ben bu müthiş makaleyi, sabahın 05:58’inde Sevgili Reha Muhtar’ın yazısından okudum(bugünkü Vatan gazetesi). Burada da tamamını bulunca pek sevindirik oldum. Bence çok özel bir bilgiler yumağı ve sıradışı bir yazı. Üstelik Ahmed Hulusi’nin bunu 1995 yılında yazdığı düşünülürse!!! /zeynep

0 0
Kuantum Insan -

Evren ozu itibariyle tamamen bir bilgi/data okyanusu. Elbette HAYY elbette ALIYM ve her noktada ayniyle mevcut ki; noktalar arasindada hicbir bosluk yok..Tum manalarin aciga cikis ve seyir sahasi..Aciga cikmayi dilegi “Varlik” olarak nitelendirdigimiz Vechi” altinda, Kuantum evrenin ozunu teskil eden sonsuz sinirsiz ozellikler som, tekil, heran istisnasiz heryerde olmasi sebebiylede stringden galaktik yapilara kadar ayni ile mevcut.. Mevcut ama, boyle yazarken dile kolay gelip, derinini dusundugunde muazzamligi dudak ucuklatan bir konu bu.. Hey gidi heyy ! Bir tarafta ara katman olan Suur yapi olabilecek potansiyele sahipken, akil almaz muazzam Galaktik yapida belki bir electron kadar anlami olmayan “ben“ diyen, evini evladini dusunen, benlik virusu ile bilinci tikanmis, Klasik fizik esaslarina gore 5 duyusuyla atoma bakip maddeye hukmettigini zanneden “Et Insan”. Diger tarafta Galaktik seviyeninde ustunde olan “Kuantum Insan”…Ve HAYYatiyeti, ve ILIMi ve sonsuz sinsirsi manalari ile her noktada ayni ile mevcut olan.. Hala Resulun zaman mekan mefhumu olmadan her noktadan, aciga cikarak Islam’i ve Sunnetullahi anlattigini gormeyecekmisin.. Burada tek yapilacak olan RESUL un seslenisine kulak vermek.. zamani geldide geciyor..sonucta cehennem dahi bir hucre mesabesinde… Et beyin algilama siteminden cikarak Kuantum Beyin algisina, Et insan olarak yasamaktan, Kuantum Insan suurunu algilama kapasitesine sahip olmaya gecis Duamdir. Bu muazzam yapi icinde et insanin adinin esamesi okunmazken Duam olmaza neye yararim ki.. dk

1 0
Sevgili Moderatör: Beğen ve beğenme işaretleri! -

Yalnız anlayamadığım bir şey oldu: Yorumların altındaki, beğen- ve beğenme tuşları işaret olarak ters olmuş gibi. Beğendiğim yorumlarda, yukarıya doğru diye tıkladım, ama mausu üzerine koyunca: beğenme okundu!!! Ben mi anlayamadım, hata mı var? Bakarsanız sevinirim.. Sevgi ve saygılarımla

0 0
Bedende bir hücre: Galakside bir Güneş Sistemi! -

Bedende bir hücre: GALAKSİDE BİR GÜNEŞ SİSTEMİ..! Ve bu muhteşem büyüklükler yanında bizim yerimiz bir ‘’Hi璒 ! Bu büyüklüklerin hepsinin canlı ve şuurlu olması ise korkunç bir gerçek! Ve bizim onlardan bîhaber olmamamız! Bu kez yazıda devam eden anlatımda da olduğu gibi, sanki bize cevap niteliğinde olarak, herkesin tüm bunlardan habersiz mi geçeceği konusu! Ve bu yapılarla- şuurlarla iletişimin de olasılığı! İşte burası SÖZÜN BİTTİĞİ YER gibi… Kim bilir bizlerin eski dilde EVLİYA dediği kişiler bunları başardı. Ve bizlere neler neler anlatmak istediler? Üstelik o günkü verilerle, bilgilerle! Şimdi çok daha iyi anlıyorum neden, mecazlarla gelen bir anlatım olduğunu…Bu yazının çok önemli olduğuna dikkat çekmek ve özellikle sindirmek isterim…Meraklılarına duyurulur… gresever G.

1 0
Sadece ilimle ilgilenenlere ihtiyacımız var! -

Türkiye’de Bilimle Din’i en güzel şekilde harmanlayan, uyumlu ve çelişkisiz anlatan kim derlerse…Kuşkusuz akla gelen ilk isim: Üstad Ahmed Hulusi’dir. Bu konuda hem bıkmadan, usanmadan yazılar, kitaplar yazmış, hem de video ve kasetler doldurmuştur. Doğrusu, telif hakları ve benzer karşılıklar almadığını da biliyoruz. Aslında Sayın Yüksel’in ‘’YENİDEN YÖN TAYİNİ’’ makalesi gene bu blogda yayınlanmıştır. Kendisi hakkında orada da bilgilere ulaşabilirsiniz..Benim için Ahmed Hulusi önemli bir referanstır. O’nun bahsettiği ÜST MADDE isimli bu enfes makaleyi ben de olabildiğince kişilerle paylaşacağım. Özellikle din adamlarının tavırlarının tartışıldığı bu günlerde, umarım; sadece ilimle ilgilenenlerin de var olduğunu bilmeye ihtiyacı olan samimi insanlar var. /snblolu M.

0 1
Kaldır başını göğe bir bak! -

''Evrende milyarlarla galaksi var, diyoruz ya! Aslında bunun anlamı, evrende galaktik boyutlarda mevcut, milyarlarla birim var demektir!..'' Sadece bu cümle bile insanı heyecanlandırmaya yetiyor!!! Düşündükçe gerçekten de hafızamın alamayacağı büyüklükler, bilinçli varlıklar ve birimler var diyorum... Ve biz bu makro kozmoza göre küçücük dünyamızda, her şeyi büyüterek yaşayıp gidiyoruz... Şimdi anlıyorum: ''Kaldır başını göğe bir bak, sonra bir daha bak'' ayetini... Ama gene ne ilginçtir ki, tüm bu kocaman evren bizim beynimize sığmış. Yani gene aslında hepsi bizde mevcut. Bunu da ''Zerre Küll'ün aynasıdır.'' kutsal sözüyle müjdeleyen Nebimiz var, ve çok şükür ki, bugün bunları anlatan alimlerimiz. Eh biraz da bizler gibi meraklısı garibanlar... kortan//

0 1
A. Hulusi: Çağının ilerisinde ve gelecek nesle armağan düşünürümüz.. -

Kuantum fiziği düşünen beyinler için, büyük bir çığır açmıştır. Ama ben inanıyorum ki, gün gelecek, ilerleyen bilimsellik ve teknoloji sayesinde, artık herkesin ucundan kıyısından bu konuda bilgisi olacak. Ama, ne zaman, kaç yıl sonra işte orasını bilemem! Çünkü, hep böyle olduğunu gözlemledik tarihte de. Örneğin, dünyanın yuvarlak olduğu önce, söyleyen kişiyi, hem hapse koydu, hem aforoz etti!. Fakat şimdi, kimsenin umursadığı yok. Adımızdan daha emin, hatta emin kavramından bile beri bir bilgi. Fakat tarih o bilim adamının önünde her zaman saygıyla eğildi. İşte şu zamanda yaşayanlar fark etmeseler de, ya da az sayıda olanlar fark etse de, gün gelecek, bu düşünen beyinlerin önünde TARİH SAYGIYLA EĞİLECEK! Gelecek nesle bizlerden armağan kalan, adeta; çağının ilersinde kalan ve takipçisine bir şeyler verebilen düşünürlerimizden AHMED HULUSİ’nin böyle bir Zât olduğuna inanıyorum ve yazılarını zevkle, adeta BEYİNSEL TATMİNLE okuyor ve saygılarımı sunuyorum. /cemo

0 1
Ahmed Hulusi farkıyla ÜST MADDE! -

En merak ettiğim, en beklediğim ve en önemsediğim konu işte bu: ÜST MADDE!..Özellikle kafam karıştığında yapılan örnekleme imdada yetişti! Çünkü üst ve alt maddeye doğru gidişte, bir yerde bu katman bir yerde de diğer katman yok olayının verilen BEDEN örneği üzerinden anlatımı, anlaşılmayı kolaylaştırıyor. Ve en mühim kavramlardan birisi de: BOYUTSALLIK! Bu kelimeye de şükür edesim var. Zaten Üstad'ın bizlerin lügatine ve idrakine kazandırdığı en baba kelimelerden birisi olduğunu düşünüyorum... Gene AHMED HULUSİ farkıyla enfes bir bilimsel- ilimsel -dini yazı okuduk..! Sonsuz teşekkürlerim ve saygılarımla..

0 1
İnanılmaz... -

Verilen bilgiler gerçekten inanılmaz... Ama mantıklı bir şekilde düşünüldüğünde inkar edilmesi de güç... Dilerim anlayabilenlerden oluruz...

1 3
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.