Üstâd Sadreddin Konevî Hazretleri'nden sözler

DİN
4,0
19.12.2013 14:13:20
A+ A-

13. yüzyılda yaşamış(1210-1274) bu sûfî düşünür İbnü'l Arabî'den terbiye(eğitim) almış ve o ekolün ikinci ismi olarak ün yapmıştır. Bu kişinin İslâm düşünce tarihindeki  yeri, tasavvufu, düşünceleriyle olduğu kadar üslûbu ve ifade biçimiyle de etkilemiş olmasıyla karakterizedir. Konya'da türbesi kendi adını taşıyan bir caminin yanıbaşında. Camiden namaz kılıp çıkan insanların "üstâda bir fatiha okuyup öyle gidelim" dediklerini duymak etkileyici oluyor ziyaret sırasında. Bu Allah dostu(velî) İslâm düşünürünün kitaplarını Doç. Dr. Ekrem Demirli dilimize kazandırmasaydı, sadece adını bilecektik kendisinin, yazdıklarından haberimiz olmayacaktı belki de. Fatih Sultan Mehmed'in, Farsçası Arapçasından daha iyi olduğu için, okuyabilmek  maksadıyla Sadreddin Konevi'nin eserlerini Farsçaya tercüme ettirdiği biliniyor(William Chittick ile İbn Arabi üzerine, Röportaj: Hayreddin Soykan, Kaynak: Aylık Dergisi. http://www.ibnularabi.com/mak24.htm). Ekrem Demirli tarafından Arapça aslından Türkçeye çevrilmiş kitapları şunlar: Esmâ-i Hüsnâ Şerhi, İlahî Nefhalar, Füsûsü'l-Hikem'in Sırları, Fâtiha Tefsiri, Sadreddin Konevî ile Nasireddin Tûsî arasında Yazışmalar, Kırk Hadis Şerhi, Marifet Yolcusuna Klavuz, Tasavvuf Metafiziği, Vahdet-i Vücud ve Esasları(Hepsi İz Yayıncılık'tan).

Bu yazı, kendisi ve eserleri hakkındaki bu bilgiye ilaveten, kitaplarının birinden(İlahî Nefhalar) derlediğim sözleri içerecek(nefha: esinti).  Velî (çoğulu: evliyâ) olmasının yanısıra büyük bir İslâm düşünürü olan bu değerli insanın tanınmasına küçücük bir katkım olursa mutlu olurum.

(El-İnsan veya diğer adıyla Ed-Dehr sûresinin ilk ayetinde geçen "(...) o, anılmaya değer bir şey bile değildi." ilâhî  kelâmına dair) : "Bu şeyin, sadece kendisini Yaratan'ın bilmesi itibariyle bir çeşit varlığı vardır; yoksa, gerçek anlamda varlığı söz konusu olamaz."  "Başka bir ifadeyle, kendisine nispet ile o, birşey değildir, kendisini yaratanın ilmine göre birşeydir."

"Varlıklar, Allah'ın kelimeleridir; yaratma da, "kelâm" vasıtasıyla gerçekleşir."  "Bu bağlamda Allah, Hz. İsa'yı-salat, peygamberimiz ve onun ailesinin üzerine olsun- "kelime" ve "söz" diye isimlendirmiştir. Ayrıca, "Allah'ın yaratmasında hiçbir değişme yoktur. buyurmuştur(Rum, 30). Başka bir âyette ise, (: yaratmanın yerine) "Allah'ın kelimelerinde değişme yoktur"(Yunus, 64).

"Kendimi, tek bir hüküm sahibinden ve farklı hüküm sahiplerinden, hüküm esnasında benim ve onların hallerine ve tavırlarına göre, çeşitli hükümleri kabul edici olarak gördüm. Kendimi kadîm(öncesi bilinmeyen), hâdis(sonradan, yeni çıkan), unutan, hatırlayan, câhil, âlim, ihata eden/edilen, herşeyi ifade eden, herşeyden bilgi alan gördüm." (...) "Böylece, kendim ve eşya(şeyler) hakkındaki bilgim yenilendi. Öte yandan, bir açıdan da, benden ilmin yenilenmesi nefyolundu(ortadan kalktı)."  "Bazı âlimlere nispetle ilmi zan diye gördüm; bazılarına göre zan olan şeyin diğerlerine göre yakînî ilim(kesin bilgi) olduğunu gördüm. Halbuki her iki grup da kesin hüküm sahibi idi." "Son olarak kendimi gördüm ki: bana izafe edilecek hiçbir ilmim yoktu; bununla birlikte kendim, ilmin hakikatinin ve bütün mertebelerinin bir aynası haline gelmiştim. Söz konusu hakikatin ve mertebelerin hükümleri, benim bulunduğum noktanın etrafında dönmekte idi. Mertebe ve hakikatlerden birisi, mutlak-hakikî ilim idi. Bu ilmin mertebesi benim paralelime gelince, Hak veya Varlığın bilgisinden, vaktin, hâlin kuşattığı ve gerektirdiği şeyi bilmek benimle ve bende zuhur etmiştir." (...)  "Hz. Peygamberden gelen bir hadis-i şerif'te zannın onayla bilgiye dönüşmesine işaret edilmiştir. Hz. Peygamber kapalı bir şey zikretmiş ve bununla sahabesini imtihan etmiştir. Hemen bir sahabi, sezgi ile  Hz. Peygamberin Fatiha sûresini kast ettiğini anlamış, bunu belirttiğinde Hz. Peygamber şöyle demiştir: Sen ilim sahibi bir adamsın. Böylece, Hz. Peygamberin onayı ile, sahabenin zannı ve sezgisi, önceden böyle olmadığı halde, ilim hâline gelmiştir."

"İlmi ve eşyayı(şeyleri) kendi iddialarına göre tanıyanları gördüm. Gördüm ki, bu gibi kimselerin hiçbirisi, ne ilmi ve ne de ilmin mâhiyetini(neliğini) tanımaktadır. İlmi gözlerimle somut olarak müşâhede ettim." (...) " Benden başkasına nispetle gördüğüm şeylerin en azı ilim idi; kendime nispetle ise, ilimden başka bir şey görmedim." (...) "Gördüm ki: ilmi sâbit insan, ilmi zâtı hâline gelen kişidir."

"Gördüm ki: bu ilmî mertebede eşyadan farklılaşmamın sebebi, Allah'a ve eşyaya ait bütün zâhir ve bâtın(dış ve iç) payları içermemdir. Hakka ve âleme delâlet (işaret)etmenin ve onları en yetkin tarzda tanımanın, bu ihâta ve zikredilen kapsamaya bağlı olduğunu gördüm."

"Benim hakîkatim, hiçbir ilave ve eksiklik olmaksızın, Rabbimin ezel(Başlangıçsızlık) ve ebedde(sonsuzluk), her türlü imkândan münezzeh(tenzih edilmiş, arınmış, uzak) vücûb(vacib/zorunlu olma) hükmü ile, beni bilmesinin sûretinden ibarettir."

"İnsan hakîkati, her yönüyle sevilmesine müstehak olan ve olmayan şeyleri kapsar."

"Allah'a yemin ederim ki: Öyle şeyler biliyorum ki, onları izhar etseydim(ortaya çıkarsaydım), onları gören kimse, îman sahiplerinin îmanlarını hükümsüz kılar, bâtınî-zevkî ilim sahiplerinin çoğunun ilimlerini ve zevklerini silerdi."

(Sadreddin Konevî, İlâhî Nefhalar, Tercüme: Ekrem Demirli, İz Yayıncılık)

Not: Okuyuculara kolaylık olsun diye bazı kelimelerin denk olduğunu düşündüğüm karşılıklarını parantez içinde verdim. 

 

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.