Varlığın kaynağı: Tanrı'nın kendisine dair bilgisi

Varlığın kaynağı: Tanrı'nın kendisine dair bilgisi DİN
5,0
27.11.2014 05:23:21
A+ A-

Başlık yaptığım ifade, Sadreddin Konevî 'ye (d.1210-v.1274) aittir (Ekrem Demirli, Sadreddin Konevî'de Bilgi ve Varlık, s. 343, İz Yayıncılık, İstanbul, 2005). "Bu bilgi lâ- taayyün ve mutlaklık mertebesinin ardından gelen ilk mertebedir ve bu mertebede Tanrı'nın hiçbir sıfatı hakkında bilgimiz yoktur. Ardından Tanrı bu bilgisiyle eşyâyı bilir. Konevî Tanrı'da ilk sıfat olarak ilim ve Tanrı'nın âlim oluşunu dikkate alır: 'İlim Allah'ın yaratmasındaki ilk sebebidir. Allah'ın kazası ve kaderi, ilmine tabidir.Konevî açısından yaratma sürecinin bağlı olduğu sıfatlar sıralamasını şöyle ifade edebiliriz: ilim, irâde, kudret. (...) Buna göre, kudret irâdenin belirlediği şeyleri varlık alanına çıkartır: irâde ise ilme tabidir." (a.g.e., s.343) 

"Tanrı'nın eşyayı var etmesi onları bilmesi veya Tanrı için bilmek yaratmak demektir. Ve yine bu nedenle Tanrı'nın bigisi kendi sıfatlarından ibaret olan yaratılmamış hakikat ve mahiyetlere tabidir." (a.g.e., s.344)

"Ulûhiyet, Vücûd-ı mutlak'ın taayyün ettiği ilk mertebedir. (...) Böylelikle ulûhiyet mertebesi, üç şeyi içerir: Birincisi Vücûd-ı mutlak'tan sâdır olan tek şey, varlık tecellîsi; Konevî bunu daha çok Nefes-i Rahman veya vücûd-ı âmm diye isimlendirir. İkincisi, Vücûdun taayyün etmekle kazandığı itibari nitelikler, nispet ve izafetler; üçüncüsü ise, bu sıfatların mazharları ve eserlerinin nüfuz mahalli olan mümkün hakikatler. Böylelikle, ulûhiyet mertebesi, ürün ve netice çıkartmak için gereken şartları hâiz olmaktadır. (a.g.e., s.346-347)

"Sûfiler manevî tecrübelerini anlatmak için birbiriyle irtibatlı üç terim kullanmıştır: vecd, vücûd, tevâcüd. Vecd ya da vücûd, öncelikle bir şey bulmak, bilmek, tevâcüd ise bulmak için insanın kendini zorlaması demektir. Tasavvufun teorik gelişimiyle paralel olarak sufinin vecd halinde bulduğu ya da bulmak için kendini zorladığı hali anlatan vücûd, felsefe ve kelamda aşina olduğumuz varlık anlamına doğru bir anlam genişlemesi kazanmış olsa bile sufiler varlık ile bilmek ya da bulmak arasındaki ilişkiyi her zaman korumuştur. Bu meyanda varlık ve bilmek arasındaki ilişki bir sebep sonuç, hatta madde-suret ilişkisi gibidir. Sadreddin Konevî, varlığı mutlak anlamda kullandığında Tanrı'yı kast eder. Bu anlamda varlık ya da Tanrı, Metafizik'in konusudur. Bu yaklaşım, başından beri kendilerince veya başkaları tarafından varlığın birliği diye isimlendirilen bir öğreti etrafında teşekkül etmiş bir ekolün ana fikri haline gelmiştir. Konevî varlık ve bilgi arasındaki bu ilişkiyi sürdürür ve söz gelimi Tanrı'ya varlık demenin bilgi ve dolayısıyla sınırlama ve tanımlama anlamına geldiğine dikkat çeker. Bu yönüyle sufiler için bilmek ve varlık, birbirini istilzam eden iki şeydir." (a.g.e., arka kapağından)

/ lâ- taayyün: belirmeme/ eşya: şeyler / taayyün:belirme, ortaya çıkma/ vücûd: varlık / vücûd-ı âmm: genel varlık / mazhar: bir şeyin göründüğü, çıktığı yer / ulûhiyet: Tanrılık sıfatı, niteliği / sâdır olmak: çıkmak / tecellî: görünme, belirme, ilâhî sırların ayân (belli, açık, meydanda) olması hâli / kaza: olacağı ezelden Cenab-ı Hak tarafından takdir olunan şeylerin meydana gelmesi / kader: zaman ve oluş biçimiyle her şey hakkında Allah tarafından ezelde tayin ve tespit edilmiş hükümlerin bütünü / istilzam eden: gerektiren /

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.