Veysel Karani Hazretleri ve Peygamber Efendimizin Hırkası Hırka-i Şerif

Veysel Karani Hazretleri ve Peygamber Efendimizin Hırkası  Hırka-i Şerif DİN
0,0
24.11.2013 21:47:58
A+ A-

Peygamber Efendimiz’in iki hırkası olduğunu biliriz.

Biri; Kaside-i Bürde’nin yazarı büyük şair Kaab bin Züheyr’e verilmiştir.

Oda Topkapı Sarayındadır zaten.

Diğeriyse; Kareli Üveys’e verilmiştir.

Yani Veysel Karani Hazretlerine…


 

 

Veysel karani Hazretleri Karen’lidir. Karen çöl ortasında bir yer, çok sıcak orada develerle, bedeviler yaşıyor, geçimlerini turizmden sağlıyorlar. Nasıl turizm diyeceksiniz o zaman, hangi turizm? Tabi bu günün dilinde turizm!

Başka geçim kaynakları olmayan Karen’liler gelip geçen kervanları ağırlayarak geçiniyorlarmış. Hayvanları varmış var olmasına da çok uzaklarda otlatıyorlarmış. Üveys isimli çobana…

Üveys, (Veysel Karani Hazretleri) garip biriymiş. Ağır iş yaparmış, kimseden para istemezmiş verenden alırmış. Kimin başı dertte, kime yardım edilecek mutlaka o olurmuş. Durmadan ibadet edermiş. Bu dünyanın geçici, gerçek âlemin ölümden sonra olduğunu bilirmiş. Yalan söylemez, kimseye kötülük yapmaz kendi halinde yaşarmış.

Bu zamada olduğu gibi o zamanda insanlar aynıymış. Böyle biri bu zamanda aptal gözüyle bakıldığı gibi o zamanda divane olarak adlandırılırmış.

Veysel Karani Hazretlerinin annesine olan ihtimamı ise anlatılmayla bitmeyecek kadar güzelmiş. Tabi onun yaptıklarını da oradakiler anlayamazlarmış. Annesi çok yaşlıymış. Gözleri görmüyormuş, kötürümmüş.
Bu zamanda gözleri görmemesi gerekmez, ayakları tutmaması gerekmez! Yaşlı olması yeteri kadar suç sayıldığından, evlatlar annelerini huzur evlerine göndermiyorlar mı?

Hazreti Veysel, annesine çocuğu gibi bakarmış. Yıkarmış, yemeğini yedirirmiş, temizlermiş. Onun bütün isteklerini sevinerek yaparmış. En büyük aşkı Allah ve Peygamber Efendimiz miş. Gün boyu dua okur, zikredermiş. Günah işleyenleri gördükçe, yalan söyleyenleri, hak yiyenleri dayanamazmış, onlar için geceler, gündüzler boyu dua edermiş. İnsan severmiş. Sevmeyi bilirmiş. Onun hayatta tek bir arzusu varmış, Peygamber Efendimiz’i görmek…  Gidemiyormuş! Annesi izin vermiyormuş.
“Sen gidersen bana kim bakar, kim yedirir, kim temizler?”
Annesi haklıymış. Nankörlük şimdi varda o zaman yokmuşmuş varmış elbette! Herkesi seven, dertlerine koşan, yardım eden hatta onların günahları için Allah’tan af dileyenin aslında kimsesi yokmuş. Annesini koyacak!
“Ben gelene kadar bakın” diyecek!  Ne kadar benzer şeyler. O zaman olarak düşünmeyin. Bu günleri ele alın.


Sizin her derdinize biri koşsa, yardım etse, hatta hiç karşılık almadan, bir şey istemeden işlerinizi yapsa sonra da sizden;
“Annemi bir hafta evinizde konuk edermisiniz?”
Dese ne dersiniz? Kuvvetle muhtemel;
“Densizin ettiği lafa bak, sen kim oluyorsunda!”
Devam eder gider. Bu yakınların için bile farketmez. Yaşlı anneler ya da babalar futbol topu gibi evlatlar, kardeşler arasında pas edilmez mi?
“Biz tatile gidecektik!”
“Çocuğumun sınavı var ona hazırlanacağız!”
“Mehmet çok yorgun geliyor eve kimseyi çekemiyor elinden gelse bizi bile kapı dışarı edecek!”


Yazık ne acınacak hale gelmişiz, haddimiz olmayarak analara, babalara acırken!
Veysel Karani Hazretleri kimseye bir şey diyemezmiş. Zaten hayatı boyunca hiç kimseden bir şey istememiş. Herkes onun Peygamber Efendimize olan aşkını, onu görmek istediğini bilirmiş o kadar! Yapacağı bir şey yokmuş. Annesi ‘olmaz’ demiştir. Üstelik annesi çok haklıdır. Onlar yoksul, kimsesiz iki gariptirler. Kim onlara bakar!


Yine aynı. Düşünsenize çok zengin bir arkadaşınız var paraya para demiyor.

Bir yere gidecek, muhterem anne ya da babasını kimselere emanet edemiyor. Ne kadar çok talibi olur. Akrabaları, arkadaşları o yaşlı anneyi, babayı evlerinde ağırlamak için koşturmazlar mı? Peki, anlamak için açalım.

Yaşlı her keste aynı yaşlılık değil midir? İnsan; Hepimiz insan değil miyiz? Etiketlenmek; Bu paralı kabul edilir. Memnuniyetle. Bu mu? Yok ya o mu? Had bilmez, hukuk bilmez!
Zenginin annesi fakirin annesinden daha mı çok emek vermiştir yavrusuna,
ya da fakir daha mı az sevmişti evladını?

Muhterem Zad, Peygamber Efendimizin hasreti ile her geçen gün daha da içine kapanmış.

Daha fazla ibadet, daha fazla iyilik… Bu böyle sürüp gikmiş… Yıllar geçmiş, değişen bir şey olmamış. Sonra bir gün! Onu bir abdal, bir divane görenler, ona öyle davrananlar bir anda şekil değiştirmişler.

Hani adam yerine koymadığınız biri vardır. Önemli biri değildir. Çünkü parasızdır. Adam bir anda herkesin gözünde değişir, kıymetlenir adam yerine konulur. Neden sonra mı? Adama bir yerden yüklü bir para geldikten sonra!
Hazreti Ömer ve Hazreti Ali o köye gelip Üveys’i sorana kadar! Oradakiler şaşkın ne olduğunu anlayamazlar. Nasıl olur? Üveys kimdir ki bu iki şerefli zat onu ziyarete gelirler. Onlar bir emaneti getirmişlerdir. Sahibine teslim edeceklerdir. Kutsal Emanettir getirdikleri. Hani Özellikle ramazanlarda sergilendiğinde her islamın görmek için kuyruğa girdiği, saatlerce beklediği mubarek Hırka-i Şerif-i getirmişlerdir.

Çünkü Peygamber Efendimiz son sözlerinde;
“Bunu Üveys-i Karni’ye verin!” buyurmuşlardır…
Kimin kim olduğu, kimin nasıl bir mertebe de olduğunu kim bilebilir ki?
Peygamber Efendimiz onu görmemiştir. O da dünya gözüyle çok sevdiği Peygamberini görmemiştir. Hak yolunda birbirlerini bildikleri, tanıdıkları nasıl da bellidir.

“Veysel Karani Hazretlerinin hırkası elden ele geçer ve Van civarında hüküm süren İrisan Beyleri’ne gelir. Hicri 1028 yılında 2. Osman Han’a hediye edilen nurlu emanet İstanbul’da heyecanla karşılanır. Asitane halkı ona “Hırka-ı Şerif” der, ramazanlarda ziyaret ederler. Buğulu gözlerle ilmeklerine dalar, Efendimizi hatırlarlar.”

Hayatı boyunca belki de giymediği ilk hırkasının Peygamber Efendimizin hırkası olduğunu düşünsek nasıl birinden söz ettiğimizi daha iyi anlarız.

Sizce Kareli Üveys, nasıl Veysel Karani Hazretleri olmuştur?
—Yalan konuşmamıştır,
—Kimsenin malında, mülkünde parasında, karısında, kızında gözü olmamıştır.
—Anasının, atasının sözünden çıkmamıştır.
—Hayatını verecek kadar çok sevdiği, ‘ölmeden görür müyüm?’ diye dua ettiği yüce
    Varlık için bile annesi’gidemezsin’ dediği için gitmemiştir.
—Çok çalışmıştır.
—Kimseyi üzmemiştir, ağlatmamıştır, kıskanmamıştır, dedikodu yapmamıştır.
—İnsanları sevmiş, hayvanları, doğayı Allah’ın lütfettiği her şeyden çok memnun kalmış.


Bunları okuduğumuz zamanlar düşünmemiz gereken çok şeyler olduğunu anlıyoruz.

Yüce Yaradan’ın insanlardan istediklerine bakın.

İnsan olmalarını istiyor.

İnsan olanların nasıl mükâfatlandırıldığına bakın!

Bu gün o Hırka-i Şerif için İslam Devletleri ayağa kalkar.

 

Nazan Şara Şatana

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.