Yaratılış

Yaratılış DİN
0,0
18.12.2014 15:44:10
A+ A-

Bu konuyla ilgili Kur-an'da geçen  ayetlerde Yaratıcının evreni yaratmasından, yaratmanın ve evrenin özelliklerinden; yani bizim evren ve yaratıcı tanımımızdan bahsedilmektedir. Biz Evreni, Yaratıcıyı, Yaratıcı - evren ilişkisini tabi bununla birlikte Yaratıcı - Yaratılan (Allah - İnsan) ilişkisini burada yapacağımız çıkarım yorumsama ve tanımlar neticesinde belirleyeceğiz. O yüzden hem sözlü (özel) bilgi kaynağımız hem de tabii(genel) bilgi kaynağımızla vakıayı tahlil ve tevil ederek bütüncül ve sağlıklı bir tasavvura ulaşma çabası içinde olmalıyız.

Tabi bu başlık altında birçok problematik konu ve kavram karşımıza çıkmaktadır. Bunları önemsiz görmek doğru olmadığı gibi bu tartışmaların içinde boğulup giderek Kur'an'ın ne demek istediğini, zihinlerde oluşturmak istediği tasavvuru ıskalama tehlikesini es geçmek doğru değildir. Bu bağlamda; Arş, İstiva, Kürsü, Yevm gibi kavramlara verilen tanımlarla birlikte,yedi kat sema, yedi kat arz, altı gün meselesi, "ol" demekle oluş ve yaratılışın altı gün sürmesi meselesi, semavat ve arzdan hangisi önce yaratıldığı meselesi, Fussilet suresi 9-10-11-12 de geçen sekiz gün meselesi, arşa istiva meselesi vb. gibi konular sayılabilir. Bunlarla ilgili daha derinlikli çalışmalar yapılmalıdır elbette.

Konuyla ilgili bazı ayetler : Ayetler: 87/2-5; 50/15; 54/49-50; 36/82; 19/35; 56/62-74; 11/7; 37/11; 39/62; 40/57;41/9-12; 44/38-39; 46/3; 16/3; 21/30; 21/33; 52/35-36

Kitab-ı Mukaddes ve Kur'an daki yaratılıştan önce Yunan Felsefesinde'ki yaratılışa bakmak gerekir. Bu konu ile ilgili bir çok farklı isim ve görüş mevcuttur. Özet olarak baktığımız da bu düşünce sisteminin temelinde "yoktan var olmaz, yok olur" (ex nihilo nihil) fikri hâkimdir. Bu nedenle bir Yaratıcı fikrine ulaşılamamıştır. Ya farklı şekillerde tanımlanan bir maddeden zorunlu olarak varoluş veya bu maddeye ilk tesir eden Yaratıcı fikrine sahip Materyalist Anlayış, yada kendi varlığından zorunlu olarak taşan ve evreni oluşturan Yaratıcı fikrine sahip sudurcu Pantesit Anlayış hakim olmuştur. Konumuz Yunan Felsefesi olmadığından bu konuyu burada kesiyorum. 

Evrenin yaratılışından ziyade; yaratılışta Yaratıcının etkisi ve sonrasında ona müdahalesinin nasıllığı ve bu bağlamda insanın özgürlüğü sorunu her zaman için daha çok cevap aranan bir soru olmuştur ve bunun cevabı bizim içinde çok önemlidir.

Evreni kendi dışından müdahale almayan bir alan olarak kabul eden naturalist felsefe ile madde dışında hiç bir cevher bulunmadığını savunan materyalist felsefe sonucu Materyalist Kadercilik görüşü kaçınılmaz olmuştur. Naturalist determinist anlayış içinde evrende takip edilen süreçte alternatif bir yolun gerçekleşmesinin imkanı yoktur. Yani bu evren anlayışında şu satırları okuyan sizin oturuş şeklinizin farklı olması imkansızdır. İslam düşüncesinde ki Cebriye ekolü ile Hiristiyanlıktaki Lutherci görüş bu yöndedir. Bu anlayışın insanın özgürlüğüne çıkaracağı sorun sanırım malumunuzdur. Bu anlayışta sorun sadece bu değildir elbette. Yaratılan evren de boşluk yoktur ve bir determinizm içerir. O halde Yaratıcının evrene müdahalesi nasıl olacaktır. Burada Yaratıcının müdahalesinin olmayacağı görüşü yanında, determinist yasalar ihlal edilmeden de müdahalenin mümkün olduğu tezi ve ayrıca müdahalenin mucize şeklinde olabileceği tezi de mevcuttur. (Bu tezlerde başlı başına incelenmesi gereken kapsamlı konulardır).

Yukarıda bahsedilen determinist evren anlayışını; İzafiyet teorisi ve Kuantum teorisinin getirdiği olasılıklar neticesinde ki belirsizlik evreni yıkmıştır. Atom altı evrene gidildiğinde hiç de öyle determinist bir işleyişin olmadığı bir belirsizlik bulunduğu görüldü. Bu durumda A mutlaka B'yi belirlemez. Olasılıklar kümesinden bir şıkkı belirler. Yaratıcı da Kuantum belirsizliklerini belirleyerek olasılıklar arasında seçim yapar ve evrenin gidişatını belirler. Tabi bu teoride ki belirsizlikler; ortaya bir indeterminizm(belirlenemezcilik) anlayışını, buda tesadüfler sonucu oluşan ve Yaratıcı müdahalesini yine dışarıda bırakan bir evren anlayışını oluşturabilmektedir.
Bu aşamada Kuantum kuramının belirsizlik ilkesine farklı yorumlarda gelmiştir. Bu belirsizliğin cehaletimizden kaynaklandığı yorumu gibi. Yani bu belirsizlik ontolojik gerçekliği yansıtmaz. Biz bilmediğimiz için bizce öyledir. Ya da deneysel ve kavramsal sınırlılıklarımızdan dolayı kaynaklandığı yorumu gibi.

Netice itibariyle gerek Teistik gerekse Ateistik yaklaşımlar Yaratıcın evrene müdahalesine ve bu bağlamda insanın özgürlüğüne farklı farklı yaklaşımlar getirmişlerdir. Ama tam olarak bu sorunun çözüldüğü de söylenemez. Teizmin, Tanrısal hikmete veya ruhun bilinmezliğine atıf yaparak sorunu çözmekte ateizme göre bir avantajı olduğu söylenebilir; ama diğer yandan, teizm için asıl sorun, Tanrısal iradenin nerede bitip şahısların özgür iradesinin nerede başladığı ve Tanrı'nın kudreti ile insanın mesuliyetinin nasıl uzlaştırılacağı meselesidir. 

İslamın Tevhid inancı çerçevesinde konuya nasıl baktığını Kitabı-ı Mukaddesin yaratılış bilgilerine göz attıktan sonra tartışalım.

Evet Kitab-ı Mukaddesin aktardığı evrenin yaratılışına göz atmak için öncelikle Tekvin Kitabının başlangıç ayetlerine bakmak gerekiyor :

(Not: Yeni Ahit yaratılış konusunda Eski Ahiti tasdik eder. O yüzden İncillerde hemen hiç ayet yoktur yaratılışla alakalı.)

"Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı'nın Ruhu suların üzerinde hareket ediyordu. Tanrı, "Işık olsun" diye buyurdu ve ışık oldu. Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı. Işığa "gündüz", karanlığa "gece" adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu.

Tanrı, "Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın," diye buyurdu. Ve öyle oldu. Tanrı gök kubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları, üstündeki sulardan ayırdı. Kubbeye, "gök" adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu.

Tanrı, "Göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün," diye buyurdu ve öyle oldu. Kuru alana "kara", toplanan sulara "deniz" adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. Tanrı, "Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin," diye buyurdu ve öyle oldu. Yeryüzü bitkiler, türüne göre tohum veren otlar, tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları yetiştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve üçüncü gün oluştu.

Tanrı şöyle buyurdu: "Gök kubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri mevsimleri, günleri, yılları göstersin." Ve öyle oldu. Tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı. Yeryüzünü aydınlatmak, gündüze ve geceye egemen olmak, ışığı karanlıktan ayırmak için onları gök kubbeye yerleştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve dördüncü gün oluştu.

Tanrı, "Sular canlı yaratıklarla dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuşsun," diye buyurdu. Tanrı büyük deniz canavarlarını, sularda kaynaşan canlıları ve uçan çeşitli varlıkları yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü. Tanrı, "Verimli olun, çoğalın, denizleri doldurun, yeryüzünde kuşlar çoğalsın," diyerek onları kutsadı. Akşam oldu, sabah oldu ve beşinci gün oluştu.

Tanrı, "Yeryüzü çeşit çeşit canlı yaratık, evcil ve yabanıl hayvan, sürüngen üretsin" diye buyurdu. Ve öyle oldu. Tanrı çeşit çeşit yabanıl hayvan, evcil hayvan, sürüngen yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü.

Tanrı, "Kendi suretimizde, kendimize benzer insan yaratalım," dedi, "denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun."
Tanrı insanı kendi suretinde yarattı, onu Tanrı'nın suretinde yarattı. Onları erkek ve dişi olarak yarattı. Onları kutsayarak, "Verimli olun, çoğalın," dedi. "Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun. İşte yeryüzünde tohum veren her otu, tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak. Yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere -soluk alıp veren bütün hayvanlara- yiyecek olarak yeşil otları veriyorum." Ve böyle oldu. Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu.

Gök ve yer bütün öğeleriyle tamamlandı. Yedinci güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi. Yedinci günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı o gün yaptığı, yarattığı bütün işi bitirip dinlendi."

Kitab-ı Mukaddesin konuya bakışını yukarıda alıntılanan Tevrat ayetlerinde görebiliyoruz. Görüldüğü gibi Kur'an ayetleri ile benzerlikler göze çarptığı gibi ciddi farklarda hemen kendini gösteriyor. Öncelikle yoktan var edilme ve yaratıcı Tanrı anlayışı ikisinde de mevcut. Ve altı gün vurgusu her iki kitapta da var. Aslında benzerlik olarak sayabileceğimiz bundan fazlası da yok gibi. Ve benzerlik olarak saydığımız bu iki hususun bile işleniş tarzı ve anlattığı sonuç birbirinden farklı. Kitab-ı Mukaddeste altı gün süren yaratılış sabah ve akşam şeklinde başlayarak devam eden dünyada yaşadığımız gün gibi ve detaylı bir şekilde aktarılmıştır. Oysa Kur'an'a baktığımızda karşımıza "yevm" kavramı ve bunun tevilinde normal bir gün çıkmamaktadır. Evre, merhale şeklinde de yorumlanabilen bir gün anlayışı çıkmaktadır. Yine yoktan yaratılışta benzeşen metinlerde, yoktan yaratılışı gerçekleştiren Tanrı anlayışında hemen ayrışmaya başlıyor. Tevrat anlatısında  Altı gün içinde yaratılışı gerçekleştiren tanrı yorulup dinlenmeye çekilmektedir. Oysa bu hem tevhidi anlayışın gerektirdiği Tanrı tanımlamasına uymamakta hem de Kur'an uslubü ile çatışmaktadır. Kur'an'da yorgunluk değmeyen ve her zaman bir oluş ve işte bulunan Allah'tan bahsedilmektedir. Üslup demişken ayetlere baktığımızda Kitabı Mukaddesin dili ve konuyu işleyiş biçiminde de belirgin fark kendini ortaya koymaktadır. Tekvin kitabının başlangıç ayetlerin de ansiklopedik ve bilimsel bilgi verir gibi gün gün ve ayrıntılı bir şekilde yaratılış aşamaları açıklanmaktadır. Oysa Kur'an yaratılış ayetlerinde insanı tefekküre çağırmaktadır. Yaratılışın amacına ve buradan çıkartılacak dünya görüşüne vurgu yapmaktadır. Kur'an konuya bilimsel bilgi bağlamında yaklaşmamaktadır. Evrenin yaratılışı ve işleyişi üzerinden tevhidi inancın çerçevesini ve insanın hayatını (dünya,eşya,insan ve Allah ile girdiği ilişkiyi) hangi prensipler üzerinden şekillendireceğinin temel ipuçlarını vermektedir.

Konu Kitabı Mukaddes ve Kur'an karşılaştırması değil elbette. Asıl konu başlığımız olan Kur'an'ın yaratılış tasavvuru ve oluşturmak istediği zihin biçimi üzerinden müzakereye devam edelim. Bundan sonra yazacaklarım Kur'an dan anlam dünyama aksedenler olacaktır. Bundan sonra söyleneceklere itirazların, eleştirilerin ve teyitlerin gelmesi muhtemeldir ve beklenende zaten budur.

"Akli/Nesnel dilden ziyade dinsel dil kullanan Kur'an" evrenin yaratılışı üzerinden müslüman zihni inşa etmeye çabalamaktadır. Metnin özelliğini de göz önüne alarak benim zihnimde oluşan tasavvurun köşe taşlarını ifade etmek isterim. Öcelikle Tevhid ilkesi ve Kur'an'ın yaratıcı tasavvuru zorunlu olarak Tanrının kendisinden taşarak oluşan sudurcu anlayışı reddetmektedir. Ontolojik olarak Yaratıcı - Yaratılan iki farklı kategoridir. Yaratılan hiç bir şekilde Yaratıcı ile benzeşemez, O'na çıkamaz, O'ndan inemez, O'nunla örtüşemez, kesişemez ve birleşemez.
Allah yoktan var ettiği evreni 3 temel unsur üzerine yaratmıştır.

  1. O bir düzen ve kozmozdur.
  2. O gelişen ve büyüyen canlı bir düzendir.
  3.  Beyhude oyun alanı değil ciddiye alınacak bir yerdir. Evreni bu şekilde oluşturan yaratıcı, yaratıp kenara çekilen ve uyuklayan bir Allah değildir. Akabinde insanı yaratmış ve ona emaneti tevdi etmiştir.

Bu sonuçla birlikte evrenin yaratılışını okumaya çalışırsak :

  1. Evren belirli bir düzen ve amaç içinde, insan tarafından bükülebilir, değiştirilebilir imar ve ifsad edilebilir bir mahiyette yaratılmıştır.

 

  1. Kur'an evren yaratılışı üzerinden, müstağni yada aciz insan tanımlamalarını yıkarak özne insan tanımı yapmaktadır. Ne Yaratıcıyı ve onun mutlak ve aşkın güç oluşunu yadsır nede düzen içinde işleyen bir yapının varlığını.

 

  1. Evrenin yaratılışında belirlenen amaçlılık evrenin insanın yaratılış amacına hizmet etmesini, sağlar. Yine yaratılışta belirlenen düzenlilik ve nedensellikte; evrenin genişleyebilmesi için insanın ona müdahalesine imkan verir. Keyfiliği ortadan kaldıran evren anlayışı insanı gelişime, bilme ve ilerlemeye açık bir hale getirir. Bununla birlikte dünyayı da daha yaşabilir bir hale getirmesi için imkan sağlar.

 

  1. Kur'an da darlığı ve nimeti Allah'ın verdiğiyle ilgili bir çok ayet vardır. Ama bundan Allah'ın keyfine göre bazılarına varlık bazılarına darlık verdiği yorumunun çıkartılması basite kaçmaktır. Tabiat olaylarının ve sonuçlarının meydana gelmesinde de bu şekilde düşünülmelidir.

 

  1. Allah'ın evrene müdahalesi; evreni hizmetine sunduğu insanın O'nu hatırlaması kadardır. Emaneti yüklenen insan dünyayı ifsad ederek cehenneme de çevirebilir, imar ederek cennete de. Asıl olan Allah bilinci ile yüklenilen emanetin iyi bir dünya var edilmesinde kullanılmasıdır. Allah bu bilinç ve sorumluluğun insan da etkin hale gelebilmesi için müdahalede bulunmaktadır.

 

  1. Benim zihnimde oluşan varlık metaforu : İnsan yaşar, ölür, dirilir, hesap verir, mükafat (cennet) yada ceza (cehennem) görür. Allah bilincinden yoksun yaşayan insan tıpkı Hz. İsa'nın sizi diriltmeye geldim demesinde ki ölü toplum(israiloğulları) gibi, yada kışın kurumuş çer çöp haline gelmiş tabiatın su ile dirilmesinde ki gibi aklını kullanmaya başlamadan önce ölüdür. Vahiy yada Allah bilinci ile Dirilir. Bu diriliş neticesinde yüklendiği emaneti hesap verme ve hesap sorma mantığıyla sahiplenir. Yada emanete sırtını dönerek Allah'ı, hesap vereceğini, kendinden hesap sorulacağını unutup müstağnileşir. Neticesinde dünyayı ya cehenneme çevirir (bugün yaşadığımız dünya) ya da imar ederek cennete. Zira cennet ve cehennem dünyada başlar.

 

  1. Allah sonuçları var etmede tabiat ya da insanın ne rakibi ne ikamesidir nede bunların işleyişine dışarıdan müdahale eder. Tabiri caizse Mevla; görelin insan neyler, neylerse umulur ki güzelini eyler demektedir.

 

  1. İnsanın irade hürriyetini, tercihlerinde ki serbestiyetini ve fiilerinin faili oluşunda ki bağımsızlığını sekteye uğratacak, bulanıklaştıracak, muğlaklaştıracak ve buna halal getirecek her türden yaratılış ve evren teorisini Kur'an bütüncüllüğü reddeder.


YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.