YARATILIŞI ANLAMAYA DOĞRU - 2

YARATILIŞI ANLAMAYA DOĞRU - 2 DİN
5,0
01.07.2014 01:49:29
A+ A-

İnsanın toprağı kullanarak tuğla yapması, tuğladan bina yapması, burada hem insan, hem inşaat, hem tuğla, mevcut alem-i şehadetin içindedir. Mevcudat, mevcudu kullanan biri tarafından yapılıyor olursa, o zaman yaratıcı, mevcut cinsinden yani varlık cinsinden olması gerekir. Eğer dikkatli düşünürsek, âlemin içerisinde olan bir varlık, varlık âlemini yoktan yaratamaz, ancak varlık âlemindeki mevcudu kullanarak ona bir şekil verir. Biz baktığımızda, kâinatı kullanarak yeni şekil vermekten çok öte, her an yeni yeni şekiller var ediliyor. Bunun tersi, mevcut malzemeyi kullanmak suretiyle onlara şekil vermek, (şişirilen balon gibi) gerçekleştiğini görmüyoruz. ALEM-İ GAYB: Yaratıkların cinsinden olmayan bir yaratıcı.

Dikkatimizi çeken olay, varlığı yoktan var edebilmek için şu mevcudatın cinsinden olmamak gerekir. İnsan olarak eşyaya yeni şekiller veriyoruz ama yoktan var edemiyoruz. Varı da yok edemiyoruz. Kâinatta var olan her şey orijinal olduğu için bunu yapanın, mevcudat cinsinden olmaması, mevcudu kullanmadan varlık âlemine getiren olması gerekir. Mevcudat cinsinden olmaması demek, kâinatın dışında olması demektir. Buna ''Mutlak'' olmak diyoruz. Kâinatın içinde olursa ne kadar büyük olursa olsun sınırlı olur. Mutlak, sonsuz olması demektir. Kâinat cinsinden olmayanın, bir şeye vücut vermesi ise yalnızca o şeyi yoktan var edecek güce sahip olmakla mümkün olur. Yok iken, var edebilmesi ise mutlak, sonsuz olması ve iradesi ile yaratması gerekir. Kudret-i Mutlak olan dediğimiz zaman, yoktan emirle var eden demek istiyoruz. Tersi, bir gücün, kuvvet kullanarak şekil vermesi şeklinde değil. Emirle var eden demek, var olmasını irade etmesi yeter olan demektir. Perde-i gaybın arkasındaki tabiri bize bunları hatırlatıyor; yoksa bilemeyeceğimiz demek, gaybdaki yaratıcıyı biz anlayamayız demek olur. Sonsuz olması, emirle, irade ile yaratıyor olması yani bir şeyin var olmasını istemesi yeter onun için. Bu özelliklere sahip olması gerektiğini anlayabiliriz.

Mevcudu kullanarak eşyaya şekil verdiği şeklinde Allah'ı düşündüğümüzde yaratık cinsinden olur. Hem mevcudu kullanacak hem yaratık cinsinden olmayacak. Bu mümkün değildir. Bu çelişkidir. Konu önemlidir. Mevcudat yeni şekillere giriyor dediğimizde; bu yeni gelişmeyi, adaptasyon, gelişme, uyarlama olarak çevrenin etkilerine göre kendilerine yeni şekiller vererek varlıklarını devam ettirme olarak izah ediyorlar. Bunun üzerine biz de evet, eğer kâinatta eşyayı kullanarak onlara yeni şekil veren bir yaratıcı ''Allah var'', kendi kendine olmaz dediğimiz zaman, argümanımız tabansız, dayanaksız kalıyor.  Onun için bize gülüyorlar. Nereden çıkarttınız Allah diye bir kavramı diye. Biz mevcudun var olan âlemin nasıl oldu da yok iken var oldu üzerinde durarak bu âlemin özelliklerinin de yok iken var olduğunu, yalnızca hücrelerin, atomların yok iken var olduğunu değil, benim hücrelerimi oluşturan atomlar yok iken var oldu, onların özellikleri de yok iken var oldu, yeni şekilleri de yok iken var oldu. Mutlak olanın yaptığı iş, hep yok iken var etmektir. Eğer yaratıcı mutlak ise o yoktan var eden olmak zorundadır. İnsanın mantığı bunun dışında yaratıcı kabul edemez. Eğer bir eşyanın hem materyal parçacıkları, hem özellikleri yok iken yaratılış süresi içerisinde hep yeniden yeniye var ediliyor olduğunu anlamadığımız sürece, Allah'ın Mutlakıyetini anlayamayız.

Yoktan var ediliş üzerinde durmadığımız için zayıf kalıyoruz. Yoktan var edenin kâinat cinsinden olmaması, kâinat cinsinden olmayanın ise kâinattaki malzemeyi kullanarak yeni şekil veren olmaması gerektiğini anlatamıyoruz. İtiraz edenler, inandığını söyleyenlerin argümanlarının zayıf olduğunu söylüyorlar, mantıken tutarlı değil, diyorlar. Ağacın meyvesiyle birlikte zaman içerisinde bir gelişme varmış gibi görülüyor, gelişmeye tabi tutuluyor gibi görülüyor. Birbirine benzeyen varlıkların benzemesi, aynısı olmadığı, misli gibi olduğu gerçeğini anlamak gerekir. Aynısı yok derken şu gerçek dile getiriliyor: Geçen seneki ağaçla şimdiki ağaç bir olsaydı, bu sene daha yaşlı olmazdı. Hiçbir şey, hatta atomu çalışanlar çok iyi biliyorlar ki atomun bir anından öbür anına geçerken aynı değildir, aynısı olamaz. Aynısı değilse bu yenilenen ağaç nereden geldi, ona bu yeniliği kim verdi? Eğer benim gibi yaratık cinsinden birisi olsaydı, onu görürdük. Nasıl ki inşaatı yapanı görüyoruz; o kişi usta, emirle yapamaz. Hâlbuki kâinat, her an yeni şekli ile hiçbir fiziki müdahale olmadan varlığını, yeni şekli ile devam ettiriyor. Biz ona zaman diyoruz. Aslında zaman diye ayrı bir şey yok. Varlık âlemi vardır, mekân var, mekânın sürekli yenilenmesine zaman diyoruz. Zaman bir nesne değildir, zaman bizim algılama biçimimizdir. Varlığı devamlı yenilenerek yaratılan varlığın, devamlı yenilenmesi suretiyle, geçen seneki ağaçla bu seneki ağacın benim kafamdaki bağlantıdan ibarettir.

Mevcudu kullanan, kâinatın varlığının kaynağı olamaz. Bilimciler mevcuttaki içgüdüsel olarak çevresiyle ilişki kuruyor, ona göre adapte oluyorlar derler. Biz de yaratıcı malzemeyi alıyor, ona yeni yeni şekiller veriyor dediğimizde yoktan var etme üzerine tesis etmiyoruz bu çağda. Bütün argümanlarımızı yoktan var etme üzerine tesis etmeliyiz. Eşari ve onu takip edenler, kâinatı müşahede ederek ''halkun cedid'', Fatır/16 ayetinin ( İn yeşe' yüzhibküm ve ye'ti bi halkın cediyd) tasdik çalışması yapmadılar. Bu ayet böyle diyor diye 1200 sene önce söylediler. Onları rahmetle anıyoruz. 1200 sene önce bunlardan bahseden hiç kimse yoktu. Şimdi ise, Fatır/16 ayetinin metnini, şehadete (gözlemlemeye) dayanarak yaratılışın devamını her an yoktan, emirle yaratıyor, şeklinde anlıyoruz. Argümanımızı kâinatı izah etmede, kâinatın dışında emirle yaratan, mutlak bir kaynak var ki, kâinata bu kaynak vücut verirken, ''misliyet var, ayniyet yoktur'' şeklinde model olarak geliştirmek gerekiyor.

10 milyon-40 milyon önceki fosillerde bir evelasyon gözükmüyor diyenlere karşı evrimciler gülüyor. Evrimciler 13 milyar yıl önce bu evrimleşme başladı, 40 milyonun lafı olmaz, diyorlar. Bu adamların kafası bu rakamları almıyor diye bizimle dalga geçiyorlar. En doğrusu yeniden yoktan var edilme üzerine tesis etmemiz lazım modelimizi!

İbrahim MERMER



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.