Yeşil Sarıklı SS Birlikleri

Yeşil Sarıklı SS Birlikleri DİN
0,0
16.10.2013 01:59:49
A+ A-

Reform ve Rönesans…

Fransız Devrimi…

İngiliz Sanayi Devrimi…

İcat, üretim, teknoloji.

 

I.Dünya Savaşı…

İngiliz zırhlıları, Fransız topları, Rus orduları, Amerikan denizaltıları…

Ve Osmanlı Yeşil Sarıklıları…

Savaş sonrası üretilen argümanlar bile savaşa hangi koşullarda girdiğimizi bize göstermeye yetiyor. Devrimin, üretimin, gücün ve teknolojinin sancılı doğuşunu takip eden iki asırlık dönemde tek icraatı gerilemek olan, dünya savaşına Alman rayları üzerinde giren, bağımsızlık savaşını Rus tüfekleriyle kazanan imparatorluk ve sonrasındaki Türk topluluğundan bahsediyoruz.

Konstantin’in surlarında gedik açarak batıya adımını atan Osmanlı’yı, Çanakkale’de açılacak gedikle tekrar batıdan söküp atmayı planlayan İtilaf donanmaları, tarihin en büyük çıkarmalarından birisini başkentin çok yakınında yapıyordu. Amaç Almanya ile ittifak yaparak Dünya Savaşına giren ve perişan haliyle birçok cephede savaşan Osmanlı Devletine öldürücü hamleyi vurmak, iç karışıklıklarla gücü ve katkısı sekteye uğrayan müttefik Çarlık Rusya’sına da arka çıkmaktı.

Modern ve güçlü orduları, donanımlı donanmaları ve sömürdükleri Afrika, Avustralya, Yeni Zelanda yerli halkından takviyeli ordularıyla Gelibolu’yu taarruza boğuyorlardı. Denizden top yağmuruna tutulan Çanakkale sırtları, cephede ise müttefik Alman komutlarının devlet memuru modundaki tavırlarıyla kendi kabuğuna çekiliyordu.

Zafere kesin gözüyle bakan ve direnen bir avuç çapulcuyu tez zamanda süpürüp öğlen yemeğini İstanbul’da yemeyi planlayan İngiliz donanması inisiyatifi Alman komutanlardan devralan Mustafa Kemal ve diğer Türk komutanlarının sert duruşuyla denizin mavisinin tadına bakıyordu. Kısıtlı imkân, eksik mühimmat, askeri bilgiden yoksun aslan yürekli mektepli çocukların doldurduğu korunaksız cepheler ile zafer umulmadık bir etki yaratmıştı. Düşman denen demirden-çelikten makine, insan denen iman dolu göğüslerden denize dökülmüştü. İnancın, gerçekten de inanç ve iman dolu yüreklerin var olma savaşıydı bu. Ama iman sadece yüreklerdeydi.

Milli Mücadelenin fitilini de ateşleyen Çanakkale zaferi, cepheye uğramayan ya da cepheden kaçan dergah müritlerince farklı bir şekilde yorumlandı. Ayakta çarık, ellerde ecnebi silahı, zihinlerde aynı inanmışlıkla ölüme koşan ve bu fedakârlıkla zaferi elde eden atalarımızın dedelerimizin bu özverisi uyuşuk kafalarca bir töhmet altına gömülüp unutturulmaya çalışılıyordu.

Evet, ‘Yeşil Sarıklılar Efsanesi’nden bahsediyorum. Cephede kazanılan ve sömürülen toplumlara da bağımsızlık adına cesaret veren bu zaferin mimarları Balkan savaşları ve diğer cephelerden yorgun düşen Anadolu’nun fedakâr askerleri ya da cephede savaş varken mektebi gözü görmeyerek cepheye koşan öğrencilerimiz-aydınlarımız değil, düşman taarruz ettiğinde ortaya çıkan Yeşil Sarıklılardı. İnanç dolu yüreklerin zaferini, inancın körleştirdiği zihinlere mezarından kalkarak düşmanı geri püskürten din şehitlerinin zaferi gibi yerleştirmeye çalışan güruhlardan söz ediyorum. Zafer milli bir ruh ile ve somut yokluklarla elde edildi. Fakat karşı argüman, savaş ortamında halüsinasyon görmesi gayet tabi köy çocuklarının travmalarını, ideolojik safsata haline getirerek dini söyleme dönüştürüyor ve cephe başarısını metafizik bir mite dönüştürüyordu.

Yokluk içerisinde savaşan atalarımıza yapılabilecek en büyük saygısızlık; zaferlerinden ve fedakârlıklarından dolayı onları minnetle anmamak, zaferlerini marazlı beyinlerin ürettiği saçmalıklarla gölgelemektir. İlk kez savaş meydanına çıkan, ölen asker, kopan kol-bacak, parçalanan beden gören insanın zihni elbette gerçek ötesi şeyler üretecektir realite ile algılanması güç bu sahne karşısında. Yaşanan travma ile, yardımlarına gelen yeşil sarıklı askerlerin vs olduğu askerlerce iddia edebilir, bu da anlayışla karşılanabilir. Fakat bunu sağlıklı ortam ve şartlarda hala bu şekilde algılamak ve iddia etmek, cephesinden kaçılan savaşa karşı rövanşist bir hareketten başka bir şey olamaz.

Benzer örnekleri din ayrımına değinmeksizin farklı coğrafyalardan da verebiliriz. 1941 yılında İngiliz birlikleri Alman bombardımanı karşısında Belçika’nın Mons şehrini boşaltmak zorunda kalırken, arkasında da bir büyük efsaneyi sürükleyip getirmişti. İddiaya göre İngiliz askerleri geri çekilirken gökyüzünde Aziz Georges’in suretini görmüşlerdi. İngiliz tarihinde önemli bir yeri olan Azincourt savaşında V.Henry’nin okçularına rehberlik eden Aziz Georges… Tarihin derinlerinde Mons’un semalarına Aziz Georges… Ve iddianın devamında, geri çekilişte atların bir anda durmasına yapılan vurgu var. Çünkü atlar üzerlerinde beliren bir büyük melek ordusunu görmüşlerdi.

1974 yılındaki Kıbrıs çıkarması için de aynı söylemler üretilip, aynı yeşil sarıklı hikayeler dile getirilmişti. Fakat Çanakkale dahil yedi cephede savaşan ve hepsinden yenilgiyle ayrılan bu halife ordusuna yeşil sarıklıların neden sadece zaferle sonuçlanan Çanakkale cephesinde arka çıktıkları kocaman bir soru işareti. Zafer söz konusu olduğu için mi ‘yeşil sarık’ efsanesi yamalandı? Yoksa ‘yeşil sarık’ desteği mi Çanakkale’de zaferi getirdi? Öyleyse diğer cephelerde neden zafer esirgendi? Kafkas Cephesine hareket eden ve Allahuekber dağlarında donarak ölen 90 bin Sarıkamış şehidine neden müdahale edilmedi bu ruhani güçlerce?

Karanlık hurafelerle bu tür safsataları dini tabu haline getirip tartışmaktan dahi sakındıran zümrelere rağmen düşünmekten ve çeliğin olduğu kadar gerçekliğin de soğuk yüzüyle savaşan büyüklerimizi minnetle anmaktan asla vazgeçmeyin.

Saygılarımla…

NOT: Bu yazı http://santiyedeyiz.blogspot.com/ adresinde de yayımlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.