Yılbaşı çukurundan çıkış

DİN
2,0
28.12.2014 17:19:33
A+ A-

Hicri takvim, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s. a. v)'in Mekke'den Medine'ye hicret etmesiyle başlamış olmaktadır. Bu tarih, 16 Temmuz 622'dir. Ayın yörüngesi üzerinde dönüşüne dayanılarak düzenlendiği için una (Hicri Kameri" veya "Sene-i Kameriye" gibi adlar verilmiştir. Hicri takvim, Peygamberimizin vefatından sonra, günlerin hesaplanmasında ortaya çıkan bazı karışıklıklar üzerine düzenlendi.

Hicri takvim ayın hilâl şeklinde göründüğü ilk geceyi ay başı olarak kabul eder. Ayın tekrar görünüşüne kadar geçen süreyi bir ay; on iki ay da bir yıl sayılır. Bu takvime göre ayın dünya çevresindeki dönüşü yirmi dokuz buçuk gün olarak kabul edilir. Bu sebeple bir ay 29, bir ay da 30 gün olarak kabul edilir. Böylece miladi takvimde bir yıl 365 gün, Kameri'de de 354 gün olarak hesaplanır. Bu yüzden hicri aylar miladi aylardan her yıl on bir gün önce gelir. Bu durum, hicri ayların mevsimlere denk düşmesine sebep olur. Bu yüzdendir ki, hicri takvimin bir ayı olan Ramazan, bazen kış, bazen de yaz mevsimlerine veya diğer mevsimlere rast gelerek, yılın bütün mevsimlerini, haftalarını, aylarını ve günlerini dolaşır. 36 yıl oruç tutan biri de yılın her ay ve günlerinde oruç tutmuş olur.

Hicri takvimde yılbaşı Muharrem ayının 1. günüdür. Muharrem ayını, Safer, Rebiyülevvel, Rebiyülâhır, Cemaziyelevvel, Cemaziyelâhir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce ayları takip eder.

                                                         *                                          *                                         *

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, Sahabiler Hz. Ömer (r. a. ) devrinde Müslümanlar için bir takvim tesbit ederken, daha birçok önemli olay arasından Peygamber Efendimizin Mekke'den Medine'ye göç ettiği tarihi esas almaları çok büyük bir önem arz etmektedir.

Diğer taraftan Hicret, İslâm inkılâbının bir dönüm noktası olmuştur. Hicrete kadar geçen dönem zulüm ve işkence altında yaşanan eşi görülmemiş bir sabır ve metanet devresidir. Hicret, bu sabır ve metanetin İslâmın kutsal değerlerine olumsuz etkilerden başka birşey getirmeyeceğinin anlaşılması ve Cenab-ı Hakkın izniyle gerçekleşmiştir.. Böylece Hicret basit bir göç hadisesi değil, İslâmı kurtarma taktiği ve onu daha geniş kitlelere yayma idealinden kaynaklanmaktadır.

Gerçekten Hicretle hem Müslümanların hayatları kurtulmuş, hem de şahıslarında İslâmiyet kurtulmuştur. Yeni bir çevrede, yeni bir dostluk ve kardeşlik muhitinde yeni mü'minlerle kısa zamanda güçlenme imkânına kavuşmuştur.

Hicret eden mü'minlere "Muhacirler" ismi verilmiş ve bunların faziletleri ifade edilmiştir. Bu sebeple Hicretin İslâm tarihinde yeri büyüktür. Herkes bu fazilete sahip olma arzusunu içinde taşımıştır.

Bunun içindir ki, Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam Hicretin sadece Mekke'den Medine'ye göç eden mü'minlere bağlı bir fazilet olarak kalmaması, daha sonraki insanların da bundan nasiplenmesi için "Hicret"i önemli bir İslâmî kavram olarak değerlendirmiştir:

"Gerçek muhacir, Allah'ın yasakladığı şeylerden kaçınan, onları terk eden kimsedir. " (2)

"Hicret, kötülüğü terk etmendir. " (3)

"Gerçek muhacir, hata ve günahları terk edendir. " (4)

"Gerçek muhacir, Allah'ın üzerine haram kıldığı şeyleri terk edendir. " (5)

Bir seferinde hicretin en faziletlisinin hangisi olduğu sorulduğunda, Resulullah Aleyhissalâtü Vesselamın verdiği cevap şu olmuştur:

"Rabbimin hoşlanmadığı şeyleri terk etmendir. " (6)

Görüldüğü gibi Hicret mü'minlerin hayatında sadece belli bir tarih olayı olarak kalmamış, bir irşad kavramı olarak da varlığını devam ettirmiştir. Şu hadis-i şerif bir gerçeği çok daha açık ifade etmektedir:

"Mekke fethinden sonra hicret yoktur, ancak aynı derecede sevap olan cihad ve iyi niyet var. Cihada çağrıldığınız zaman severek koşun. " (7)

Bu sebepledir ki, Sahabiler tarih tesbitinde Hicret üzerinde görüşbirliği içindedirler. Müslümanlar o günden bu güne yılbaşını bu eşsiz olaya dayandırarak gelmişlerdir.

O günden bu güne 1400 yıl geçti. Dalâletten hidâyete, zulmetten nura, şirkten tevhide, günahtan sevaba, sebeplerin karanlık perdelerinden Allah'ın yüce Kudretine hicret edip iltica eden milyarlarca Müslüman muhacir dünyayı şereflendirmiştir.

İslâmın 15. asırda 1 milyarın üzerinde Müslüman aynı davaya gönül vermekte ve hicret kervanı Kıyamete doğru bir çığ gibi akıp gitmektedir.

Yılbaşı ile Noel birbirinden farklıdır; fakat Noel kutlamalarının devamı sayılabileceğinden yılbaşı gecesi onlar gibi eğlenmek, çam kesip evi çamla süslemek doğru olmaz. Çünkü bayramlarında onlar gibi eğlenmek, onlara benzemek olur.

Yılbaşı Hz. İsa'nın doğum günü kabul edildiği için Hıristiyanlar tarafından kutlanır. Noel babanın hediye bırakması, çam ağacının süslenmesi gibi adetler tamamen Hıristiyan toplumunun kültürüdür.

Noel Baba, yüzyıllar önce yaşamış bir Hıristiyan rahibin figürüdür. Adı Aziz Nikolas'tır. Bu Aziz Nikolas isimli rahip noel geceleri bazı evlere çeşitli hediyeler bırakırmış. Aziz Nikolas, Hıristiyanlar tarafından çok sevilen bir din adamı olduğu için, onun anısını yaşatmak adına, bazı hristiyanlar Noel Baba kılığına girip hediyeler dağıttı.

Batıda değişen kültürlere göre nisse, fovet tart baba, saint nikol, sonta clous, chris kind gibi isimleri olan noel babaların hikayesi "Milattan sonra 4?üncü yüzyıl" başlarında Antalya'da doğmuş Patara'da gençliğini geçirmiş, Demre'de adına yapılmış kilise'de piskoposluk yapmış "Papaz Saint Nicholas" a dayandırılmaktadır. Koruyucu ve yardımsever imajı vermeye çalışan kilise aziz olarak benimsenen Nicholas'ın noel babaya dönüşmesini gönüllü olarak kabul etti ve güneşe tapanların bayramı resmen kutlanmaya başladı.

Yılbaşını kutlamak için en masum gerekçeleri; evimizde televizyon seyredip, çerez yiyoruz, masum bir şekilde yeni yılı karşılıyoruz. Bunun ne zararı olabilir?" deniyor . Ancak bu masum denilen kutlamanın çocuklarımıza  nasıl bir etki yaptığı ve yeni kuşaklar tarafından nasıl algılandığını düşünüyormusunuz ?. Yeni nesilde yılbaşını çok normal ve hatta kutlanmadan olmayacakmış gibi algılıyor. Hatta yılbaşı gecesi güzel ve mutlu bir şekilde geçirilirse bütün yılın güzel ve mutlu geçeceği gibi saçma bir inanışa aldanıyorlar.

Yılbaşı, artık hıristiyan kutlaması olmaktan çıktı, dünya örfü oldu diyenlerde var. İslam ise gayrimüslümlerin âdetlerine ortak olmayı emretmez. Aksine İslam o tür alışkanlıklardan uzak olmayı emreder.

"Ey iman edenler, Benimde Düşmanım, Sizinde Düşmanınız. Onları Dost Edinmeyin, Onlar size Gelen Gerçeği İnkâr etmişken siz onlara sevgi gösteriyorsunuz . . . " (Mümtehine Suresi, Ayet 1) 
"Ey İman edenler, Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin! Zira onlar birbirlerinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar onlardandır. Şüphesiz zalimler topluluğuna Allah (c. c) Yol göstermez. " (Maide Suresi, Ayet 51)
"Sizin Dostunuz Ancak Allah(c. c)'tır, Resuldür, iman edenlerdir. " (Maide Suresi, Ayet 55) 
"Kişi Sevdiği ile (Dünyada ve Ahirette) Beraber olacaktır. " (Hadis-i Şerif)

Haksızlığın ve adaletsizliğin kol gezdiği dünyada yaşıyoruz. Sırf müslüman olduğu için FİLİSTİN'de insanlar öldürülüyor, yılbaşının sahibi olan hristiyanlar BOSNA'lı çocukları diri diri keserek köfte yapıyor ve annelerine yediriyorlar. Şimdi sizlere soruyorum yedikleri nanelerin haddi hesabı olmayan Hristiyanların yılbaşını'mı kutlayacaksınız ? Yoksa o gün geldiğinde oturup bir Yasin'i Şerif okuyarak onlara lanet mi edeceksiniz ? Yukarıda Ayet-i Kerimeler ve Peygamber efendimizin hadis-i Şerifleriyle zenginleştirdiğimiz gerçekleri görmezden gelmek inanın AHMAKLIK'tır

Neden hep biz onlara uyacağız ? Onlar bizim dini bayramlarımızı veya milli bayramlarımızı yahut diğer mübarek gün ve gecelerimizi biliyor ve kutluyorlar mı ? Bizim hicri yılbaşımız olan Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye hicret gününü yılbaşı olarak kutluyorlarmı ?

Yani şunu ifade etmek gerekirki bizim yılbaşımız hicri takvime göredir miladi takvime göre değil öte yandan kutlama anlayışı noel de olduğu gibi günah batağına saplanarak değil o geceyi Allah'ın rızasını kazanacağımız şekilde ibadet içerisinde geçirmemiz büyük önem arz etmektedir ki ölüme biraz daha yaklaşmışızdır. Bu yılbaşı denilen şey kapitalist Avrupa toplumlarına yani Müslüman olmayanlara aittir.. Dini bir geçerliliği bulunmamakla birlikte ekonomik amaçlıdır. Müslümanların bunu açıkca görmelerine rağmen bu Hristiyan adetini devam ettirmeleri ahmaklıktır. Efendimiz Hz. Muhammed (s. a. v. ) döneminde yılbaşının kutlandığına dair hiç birsey kaynaklarda geçmiyor. Sonradan eklendiği ortada ve bir amaç var. Ekonomik kar amacı güdülen yılbaşında ne kadar dini figürmüş gibi kullanılanılsa da onca masum çam ağaçlarının kesilmsi süslenmesi, hindiler; hediyeler, içkiler bunlarla kazanılan gelirler Müslüman'ın başına bosna da filistin de taş olup yağıyor.. Sen senden olmayana mazluma zulmedenin ekmeğine yağ sürerek masum insanların masum Müslümanların kanını içiyorsun haberin var mı. Yılbaşı kutlamak akıl karı mı? Sen öleceksin. Ömründen gecen her saniye her dakika her saat seni biraz daha kabire yaklaştırıyor.. Nasıl mutlu olabilirsin. Kişiye yeni yılın kutlu olsun derken hakaret ettiğimiz farkında değiliz sanırım. Ona biaz daha yaşlanmışşın hayırlı olsun demek ne kadar kötü birşeyse ilk söylediğimizde aynı hükümdedir.. Ömrün gitmiş öleceksin oturup üzüleceğine eskisinden daha çok Allah'a kul olacağımıza kapitalist grupların gazına gelip oyununa gelip o gecedeki süre zarfında günah batağina batıyoruz. Allah bunda razı mı? İçki haramdır, zina haramdır, kumar haramdır. Namaz kılan az çok dinine bağlı bi Müslüman bunları şiddetle kınar ki  islam'ın buna müsaade etmemesindendir bu. Ama yılbaşını kutlayan mümun kardeşim peki yılbaşı bunların toplamı tamamı değil midir? Müslüman akıllı olan değil midir? Nasıl bunu düşünemezsin ? Müslüman  Müslüman olmayana benzemez onların adetlerini tekrarlamaz. Onların yaptıklarını yaparsak onlara benzemiş oluruz onlardan bi farkımız kalmamış olur onlarla aynı kefede oluruz.. oturup birkez daha düşünmeli bu oyunlara gelmemeli. eger peygamberimiz yapmamışsa bizim bunu ısrarla yapma çabalarımız kendimizden değil hain nefsimizden gelir. artık bi yerde durdurmalıyız aç gözlü nefsimizi. yılbşı bizim değil müminin değil. gece yarısı sabahlara kadar seytanla eğlenmek gürültü yapmak zina yapmak sarhos olmak ve daha birçok bos nefsimizin hoşuna giden Allah ın rızasının olmadığı zırvalamalar. Allah ın huzurunda ne cevap vereceğiz peki. Ölümün yaklaşmasını nasıl kutlayabiliriz. sen öleceksin be ahmak bu ne neşe nedir. Hani varmı ahiret e azığın. Daha mühim seyler var. Türkiye hıristiyanların sanki yönetiminde olan bi ülkeymiş gibi nasılda onlardan geri kalmıyor. hatta yeri geldimi onlardan daha iyi kutluyorlar. akıllı Müslüman profili  göremedik. koca bir yılı geride bıakırken bir yıl daha ecelimize yaklaştığımız gerçeğinin  karsısında daha iyi daha güzel amel işleyen kullar olmamız gerekirken nasıl salıveririz ömrümüzü nasıl heba olmasına müsaade edebiliriz. Bunca Rabbimizin güzel  nimetleri varken onun haram ettiklerine nasıl meyledebiliriz.. bu nefsimizin emrine mi riayet edeceğiz yoksa alemlerin rabbi bizi yaratan yüce mevlamıza mi? Bizi yaratan yüce rabbimiz bizden sadece ona kulluk etmemizi ve sadece onun emir ve yasaklarımıza uymamızı emrediyor. senin Müslüman kardeşini katledenlerin adetlerine nasıl ortak olabilirsin. Sen de zulmetmiş olursun ki onlar gibi olmuşsun o kavime benzemişsin. Allah'ın huzurunda nasıl hesap vereceğimizi hatırlayalım. Kulaklarımıza kadar tere boğulduğumuz o dehşetli anda ne yapabiliriz. Bizim için geçen saniye, dakika, hafta, ay, yıl bizim sararımızadır bi sınavdayız ve süremiz kısıtlanıyor. Allah'a yaklaşıyoruz. Uyanmalı Müslüman gerçeği görmeli. Bu fani dünyadaki amacımızın ona yani Allah'a kul olmamız dır onun sınavını vermeye geldik başarıp geri dönmeliyiz. Cehennem ağlıyor mümini istemiyor. Cehennemin pahalı cennetin bedava olduğu bu düzende neden zorla günaha girmeye çalışıyoruz. günahın özellikle bu kapitalist sistemde daha fazla olduğu durumda harcanılan paralar ooooo cehennemdeki ateşimizi biraz daha körüklüyor. Kılacağımızın namazın ve ya diğer ibadetlerin hiçbir zaman maddi bi değer sağlamadığı ki şu dönemde  cennetteki yerimizi belirlemesi olağandır. Allah asadık kul olmak nefsımızın zararlı olan zevklerini ria yı terk etmek ne kadar zor olsada allah ın sonsuz merhameti ortadadır. hırıstıyanlasmayı marifet sanıp o adetleri yapmayı terk edip nasıl tam mümin olmalıyız bunun pesine düşmeliyiz ki hakikat budur. ey Müslümanlar bizden olmayanların oyununa gelmeyin örnek alınacaksa rasulullah (s. a. v) den güzel örnek yoktur. Onun öğrettiklerininden çıkmayın ki hele hele bu birden kafir adetleri ise asla yaklaşmayın. en buyuk kitabımız olan kuran gençliği kuran Müslümanlığını yasatalım.. Rabbim gecen her bi zamanımızı hayırlı amel işleyen kullarından eylesin, bizi yolundan ayırmasın, sıratı mustagimde ayağımızı kaydırtmasın, imanımızı sağlam kılsın, dünyanın her bir yanında ezilen Müslüman kardeşlerimiz yardımcısı olsun, islam alemini korusun. Allah'ın rahmeti ve selamı üzerinize olsun..                     



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.