YILDIRIM BEYAZID HANIN KOLUNA KİM ŞİFALI MENDİLİ SARMIŞ?

YILDIRIM BEYAZID HANIN KOLUNA KİM ŞİFALI MENDİLİ SARMIŞ? DİN
0,0
17.02.2014 15:20:37
A+ A-

Soyu, Peygamber efendimize dayanıyormuş.

Ona, Buhârâ’da doğduğu için Muhammed Buhârî,

Seyyid olduğu için Emîr Buhârî,

Yıldırım Bâyezîd Hanın dâmâdı olduktan sonra da Emîr Sultan denilmiş…

 

Tarih güzeldir. Dünya kurulduğu günden beri ne olmuş ne bitmiş merakım içindedir. Özellikle bizim tarihimiz! Osmanlı’yı merak etmemek mümkün değilki! Osmanlı ile ilgili anlatılarda bir hayli ilginç ve dikkatimi çeken olaylar zinciri gibi. Bunu yazmalıyım derken bir yeni anlatıyı okuyorum yok – yok bunu yazmalıyımla devam ediyorum.

Bugün sizlere olağan üstü bir olayı anlatmak istiyorum.

Beni çok etkileyen bir konu…

Çok önemli bir zatı muhteremden söz edeceğim sizlere. Onu yazmak, yaptıklarını anlatmak sayfalarca yazmak gerekir. Yaptıkları olağanüstü…

 

Yıldırım Beyazıt Han, Niğebolu kalesini kuşatmış, günlerce savaşmışlar, çok kan akmış. Kale bir türlü düşmüyormuş. O sırada bir genç kale kapısının önüne gitmiş ve olmayacak bir şey olmuş, kapıyı açmış. Kapı açılınca padişah ve askerler içeri girmişler ve kale düşmüş. Yıldırım Beyazıd Han, gencin huzuruna getirilmesini istemiş. Fakat genci bulamamışlar.

 

Yıldırım Beyazıt Han’ın kızı bir rüya görmüş.

Rüyasında Peygamber efendimiz ona Muhammet Buhari ile evlenmesini söylüyormuş. İkinci gece yine rüyasında Peygamber Efendimizi görmüş.

Peygamber Efendimiz ona yine Muhammet Buhari ile evlenmesini söylemiş.

Genç kız ne yapacağını bilemiyormuş. Çünkü Rumeli Beylerbeyi Süleyman Paşa ile evlenecekmiş.

Muhammet Buhari, fakir biriymiş. Bir yanda paşa bir yanda bir garip! Fakat rüyasına da Peygamber Efendimiz giriyor ve ondan bir istekte bulunuyor. Sonunda Hundi Sultan, hizmetçisini Muhammet Buhari’ye göndermiş. Rüyasını da hizmetçiye anlatmış, ona anlatmasını söylemiş. Hizmetçi Muhammet Buhari’ye rüyayı anlatmış.

Muhammet Buhari; haberi olduğunu, hatta nikâhlarının Allah tarafından kılındığını söylemiş. Sonrasında da dünürler göndermiş ve Valide Sultandan kızını istemiş. Tabi sultan asla yanaşmamış. İtiraz etmek içinde; kırk deve altın getirirse kızımı veririm demiş. Haber Muhammet Buhari’yi gidince; olur develeri göndersinler ben altınları yüklerim demiş. Sultan şaşırmış ama develeri de göndermiş. Buhari, develeri nilüfer çayının yanına götürmüş, heybeleri kumlarla doldurmuş. Hatta oradakilere sizlerde alın bunlar altın demiş ama kimse inanmamış.. Kervan saraya gittiğinde hele de heybeler boşaltıldığında görenler gözlerine inanamamışlar. Gerçekten heybelerden çıkanlar altınmış. Valide sultan başka çare bulamayınca kabul etmiş ve ona adet üzeri Fatima Sultanın işlediği gömlek ve çamaşırları harem ağası ile göndermiş. Harem ağası bohçayı Muhammet Buhari’ye vermiş. Sultandan olduğunu söylemiş. Buhari, bohçanın içinden bir mendil çıkarmış, birkaç köz parçasını mendile koymuş ve harem ağasına valide sultana verilmek üzere emanet etmiş. Valide sultan mendili açtığında dahada şaşırmış. Mendilden elmas parçaları çıkmış.

Bu keramet karşısında da Valide sultana yapacak tek bir şey kalmış, nikâhlarını kıydırmak. Öylede olmuş, nikâhlanmışlar.

Padişah duyunca köpürmüş. Kapıkulu askerlerinden kırk askeri Süleyman Paşanın emrine vermiş, kızı ile evlendiği kişinin öldürülmesini emretmiş. Süleyman Paşa Bursa’ya gelmiş ve Valide Sultandan onları teslim etmesini istemiş. Valide Sultan teslim etmeyince, askerler Valide Sultanın sarayına saldırmışlar. Valide Sultan çok korkmuş. Yanında Muhammet Buhari varmış. Korkmamasını söylemiş ve bir okla yay vermiş. Atın demiş. Valide Sultan itiraz etmiş. Ben yapamam demiş. Yapabilirsiniz demiş ben bakacağım siz atacaksınız. Valide sultan çaresiz kabul etmiş. Oku kirişe koyup fırlatmış. Ok kırk askeri de delip geçmiş. Diğerleride kaçmışlar. Valide Sultan şaşkın sormuş; sen neden oku atmadında bana attırdın. Burada verilen cevap çok önemli:

“Ben atsaydım askerlerin de Osmanoğullarının da nesli tükenirdi.”

 

Bunlar elbette mucizeler, bunlar elbette aklımızı zorlayan olaylar.

 

Padişahın kızını ve damadını öldürmek üzere asker gönderdiğini duyan ve o zamanın en büyük ulamelerandan biri olan Molla Fenari Yıldırım Beyazıd Han’a mektup yazmış. Ben mektubu aynen aktarıyorum.

 

"Mektubuma, dâimâ kullarına acıyıcı olan Allahü teâlânın adıyla başlarım. İnsanların en âcizi olan ben, Türk ve İslâm memleketlerinin koruyucusu, Osmanoğullarının övündüğü ve Hak uğruna savaş edenlerin başkanı, İslâm dîninin ve müslümanların yardımcısı olan, Pâdişâhımın ömrünün uzun olmasını ve evlâdının çoğalıp kıyâmete kadar şan ve şerefle yaşamasını Rabbimden niyâz ederim. Sultânımızın şunu bilmesi gerekir. Bizim Peygamberimiz Muhammed Mustafâ'dan önce, Îsâ aleyhisselâm, kendine inananlardan üç kişiyi Hak dîne dâvet için bir beldeye göndermişti. Fakat oranın halkı, onları yalanlayıp ödürdüler. Bu cinâyeti işledikten sonra, sevinerek evlerine gittiler. Cenâb-ı Hak onların bu davranışlarından râzı olmadı ve Cebrâil aleyhisselâm a, o belde üzerinde yürekleri parçalayıcı, korkunç ve keskin bir sesle haykırmasını emretti. Cebrâil aleyhisselâm haykırınca, oradakilerin hepsi bir anda öldü. Böyle büyük bir felâkete düşmekten Allahü teâlâya sığınırız. Şimdi bizim de Sultânımızdan bir ricâmız vardır. Dün öldürülmesini emrettiğiniz Emîr Sultan, Resûl-i ekremin neslinden hürmete değer bir insandır. Bu zât gibi temiz kalbli, Peygamber neslinden bir kişi, zamânımıza kadar Anadolu'ya ayak basmamıştır. Buna benzer aslı temiz bir kimseyi elleri hediyeler dolu davetçiler göndererek Buhârâ’dan Anadolu'ya getirmeye çalışsaydınız, sizin için ebedî bir şeref olurdu. Böyle yapmadığınız hâlde, mânevî irâde üzerine yurdumuza gelen bu zât dolayısıyla Peygamber efendimize yakınlık kazandığınız takdirde, dünyâ ve âhiret saâdetiniz artacaktır. Şunu da bildireyim ki, bu dâmâdınız, Peygamber efendimizin;

"Ümmetimin âlimleri, İsrâiloğullarının peygamberleri gibidir." buyurduğu kimselerdendir. Bizim böyle seyyidlerden gördüğümüz feyz eserlerini, hazret-i Muhammed'den sonra kimse göstermemiştir. Eğer bir daha onun başını kestirmek için asker gönderirseniz, bütün yurdumuzun felâketi olacağından şüphemiz yoktur. Son ferman sultânımızındır."

 

Yıldırım Beyazıd Han, Bursa’ya döndüğünde haliyle büyük bir karşılama töreni düzenlenmiş. Beyazıt Han, karşılayanların arasından birini görmüş ve tanımış.

O kalenin kapısını açan gençmiş. Padişah:

"O el çabukluğu ne idi?" diye sormuş. Genç:

"Allah'ın kuvvet ve yardımı, o bîat edenlerin vefâ ve sadâkatlerinin üzerindedir." (Feth sûresi: 10) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okumuş.

 

Yıldırım Beyazıt bir anda bir olayı daha hatırlamış.  Macarlarla savaştığında büyük zayiat verilmiş. Ölenler ve yaralı olanlar çokmuş. Bir savaş aralığında, Padişahın dikkatini bir genç çekmiş. Genç yaralıların yanına gidiyor, onlara su veriyor, yaralarını temizliyor ve dua ediyormuş. Yıldırım Beyazıd Han’da kolundan yaralıymış. Gencin yanına gitmiş:

“Benimde kolumda yara var, yaramı sar” demiş.

Genç cebinden bir mendil çıkartmış, sultanın yarasını sarmış. Ve demişki:

“Buyurun padişahım, sizin yaranızı da bu mendil ile sarayım.”

Ertesi sabah Beyazıd Han’ın çok şaşıracağı birkaç olay üst üste olmuş. Gencin yaralarını sardıkları iyileşmiş. Hepsi aslanlar gibi ayaktalarmış. Beyazıd Han, kendi yarasına bakmak için gömleğinin kolunu sıyırınca yarasını saran mendilin hanımının nişanlı iken hediye ettiği mendilin yarısı olduğunu görmüş. Üstelik yarasıda tamamen iyileşmiş. Hemen emretmiş.
“O genci bulun derhal bana getirin.”

Ne yazıkki genci yine bulamamışlar. Yıldırım Beyazıd’ın gözlerinin önünden geçen bu iki yaşanmışlıktan sonra, Padişah gence yaklaşmış,

"Ya o mendilin yarısı ne oldu?" diye sormuş.

"Babacığım, o mendilin yarısı cebimdedir. Bendeniz dâmâdınız Muhammed Şemseddîn" demiş.  

Yıldırım Bâyezîd Han atından inerek onunla kucaklaşmış.  Muhammet Buhari ile ilgili Vikipedi’de yazılanlar.

 

Emir Sultan, (1368 - 1430) Osmanlıların kuruluş devrinde Bursa'da yaşamış İslam ve tasavvuf dünyasında tanınmış düşünce adamı.

Hicri 770 (1368) yılında Buhara'da doğdu. 833 (1430) tarihinde Bursa'da vefât etti.

Soyu Muhammed Peygamber'in torunu Hüseyin'e dayanır.

İsmi, Muhammed bin Ali, lakabı Şemsüddîn'dir.

Ona, Buhara'da doğduğu için "Muhammed Buhârî",

Seyyid olduğu için "Emîr Buhârî",

Yıldırım Bayezid Hanın damadı olduktan sonra da "Emîr Sultan" denilmiştir.

Bursa'ya 1391'de göç etmiş ve Yıldırım Bayezıd'in kızı Hundi Hatun'la evlenmiştir. 1430'da Bursa'da vefat etmiştir. Türbesi Emir Sultan Camii yanındadır.

 

Emir Sultan’la ilgili anlatılacak çok şey var. Mucizeler her zaman vardı var olmaya da devam edecektir. Böyle ulamaları (bilginler)bilmek, neler olduğunu öğrenmek fevkalade. Fırsat buldukça, kısmet oldukça sizlere de aktaracağım.

 

 

Nazan Şara Şatana

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.