Yolculuk

Yolculuk DİN
0,0
08.04.2014 20:59:59
A+ A-

Kimi zaman öyle olaylarla karşı karşıya kalırız ki o ana kadar inandığımız tüm değerlerimiz altüst olur. Düne kadar son derece saygın olarak gördüğümüz bireyler gider yerlerine tam zıttı kişilikte fertler gelir. Duygularımız ve zihnimiz karışır. Örneklemekten çok hoşlandığım tasavvufi bir anekdot ile konuya açıklık getireceğim.

Günlerden bir gün, erenlerden biri öğrencileri ile gezintiye çıkmıştı. Talebeler kerametlerine (olağanüstü durum) tanık olduğu bu güzel insana son derece bağlı olduklarından dolayı her bir sözünü, her bir davranışını titizle izlemekte idiler. Kendisine bir bardak su getirilmesini istedi, ermiş kişi. Bir yudum içti ve daha sonra yanında oturmakta inancından kuşku duymadığı öğrencisine bardakta kalan suyu içmesi için uzattı. Talebesi de büyük bir neşe ile “bismillah” dedi ve suyu içti. İçti içmesine ancak, şaşkınlıkla hocasının yüzüne bakıyordu. Terlemeye başladı, yutkundu. Bir arkadaşlarına bakıyor bir hocasına. Ermiş kişi gülümsedi. “Hayrola evlat” dedi, gülümseyerek. Yutkundu tekrar. Kekelemeye başladı. “Şey efendim. Sizin alnınızda ‘şaki’( eşkıya, günahkâr vs.) yazıyor. İçmiş olduğum suda bir sorun var galiba. Olmadık şeyler görüyorum”. “Hayır, evlat, sen doğru olanı görüyorsun. Ben bu yazıyı tam kırk yıldır görüyorum. Ne var ki, elden ne gelir? Takdir bu şekilde. Razı olmaktan başka yapacak bir şey yok” dedi. Ve o an alnındaki o yazı silindi.

İnsanlar bir daire şeklinde yaşam sürerler. Tıpkı dünya gezegeni gibi. Daireyi tamamlayıp aynı noktaya gelen kişi aynı kişidir. Ancak, ilk başlanılan noktadan daireyi tamamladığı noktaya varış sürecinde yeni donanımlar kazanılır. Cilalanmış ve yeni bilgiler ile sırlamıştır artık. Bu niteliklere sahip bireyler bizlere kendimizi gösterirler. Onlar “yokluk” ile tanışmıştır bir “hiç”tirler artık. Her bakan kişi kendi iç dünyasını (nefis basamaklarını) görür. Bizlere kendimizi hatırlatır, tanıtırlar. “İnsan insanın aynasıdır” sözü de buna atıftır.

Sensin beni yöneten,

Döndürdükçe başımı döndüren,

Hükmedenim sen,

Haberin yok kendinden. k.a

İşte bu dizelerin muhatabı konumda bir “insan”  olmuştur. Bizim kültürümüzde bu özellikleri taşımakta olan bireyler kısaca “ermiş, eren, evliya vb.” adlandırılmaktadırlar.

Dairenin tepe noktasına gelen kişi ( fenafillâh, Cenabı Allah (c.c)’ta yok olma, Miraç halini canlı canlı yaşama hali) kendi öz benliğini yitirmiştir. Bu durum da ancak ve ancak aşk ile yaşanır. İbadetler, hayır hasenat, akıl, binilen Buraklar (şeyhler, mürşitler, hocalar), her ne var ise bireyin kendisi ile Âlemlerin Rabb’i arasında, yok olmaya mahkûmdurlar. Bu canlı canlı tanışıklığın ardından tekrar dönüş başlar. Dünyaya dönüşte akıl yeniden başa gelme aşamasındadır. Aslında dönüş değil daireyi tamamlama yolculuğunda ferdin kalp gözü açılmaya başlamıştır. “(Ona),  Andolsun ki sen bundan gaflette idin. Şimdi gaflet perdeni açtık; artık bugün gözün keskindir” (denir.)”  (Kaf Suresi 22. Ayet. Diyanet Meali).

Söyleneni değil sadece, denilmek isteneni de anlamaya başlar. Zihnin biyolojik sınırlarını aşıp aklın ufku dışında algılama yetileri gelişir. Adeta XR cihazı ile bakıp görmeye başlar.

Peki, inanç ritüellerinin, ibadetlerin, bu yolda irşat ve ikazlarda bulunan “mürşit” olarak adlandırılan eğiticilerin rolleri nelerdir? Kişi dairenin tepe noktasına çıkış aşamasında tüm bu sebeplere, vesilelere, aracılara, eğiticilere olan hürmetleri, saygıları ve itaatleri derecesinde yüksek noktaya çıkar, yücelir ve dönüş aşamasında da işte bu hayır ve hasenatları, yararlı uygulamaları kendisine yardımcı olur. Ki, bu yardım (himmet) hiç de azımsanmayacak ölçülerde değerlidir. Şöyle bir benzetme yapılmasında sakınca yoktur umarım; buzulla kaplı dik bir kayalıktan aşağıya inerken elimizden tutan bir el ya da tutunduğumuz bir çelik halat olarak düşünülebilir. Takdir edilir ki, bu süreçte böyle bir anlatım bile son derece basit kalmaktadır.

Daireyi tamamlamış olan birey artık gönüller sultanıdır. Ruhsal derecesi, rütbesi sınırları dâhilinde yeryüzünde ve gökyüzünde tasarruf (sahiplik, yapabilirlik, hüküm sahibi olma, komuta edebilirlik) ve yetki sahibi ( hamilik, sahiplenme) olma nitelikleri ile donatılmıştır. Mutlak Yaratıcı tarafından bizzat görevlendirilmiş ve yetkilendirilmiştir. İşte bu fertler “hoca efendi, baba, mürşit, eren, ermiş olarak toplumlar içerisinde söz ve hak sahibi olma ayrıcalıklarına tabii olurlar. Bilindiği üzere, tarihimizde benzeri şahsiyetler sayılamayacak ölçüde bulunmaktadır. “Şems ve Mevlana” bunlara birer örnektirler. Kuşkusuz bu yolculuk (Seyr-i Süluk) anlatı kadar basit olmamaktadır. Dahası yaşam boyu bu zorlu yolculuk sürekli yenilenmektedir. Daireyi tamamlayan için asıl görev şimdi başlar. Çünkü tıpkı bir uçak, gemi, otobüs vb. yolcu taşımacılığı yapmakta olan bir kaptan örneği ile eşdeğer kulları Cenabı Allah’a ulaştırmak işlevi kazandırılmıştır, kendisine.

Dahası ve dahası…

Kalın sağlıcakla.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.