Yunus Emre'den tasavvufla ilgili şiirsel ifadeler ve açıklamaları

Yunus Emre'den tasavvufla ilgili şiirsel ifadeler ve açıklamaları DİN
5,0
25.09.2015 16:43:43
A+ A-

Ekrem Demirli'nin "Şair Sûfîler / Mevlana, Yunus ve Niyazi-i Mısrî Üzerine İncelemeler" başlıklı kitabından (Sufi Kitap, 1. Baskı: Nisan 2015) seçtiğim Yunus Emre'ye ait tasavvufla ilgili bazı şiirsel ifadeleri  alıntılayarak ve bunlara dair yapılmış açıklamalara kısmen yer vererek, bu Allah dostunun tasavvuftaki derinliği hakkında fikir edinilmesini amaçladım.

"Hakikat manasın şerh ile bilmediler / Erenler bu dirliği riya dirilmediler"  (s.48)

Yapılan açıklamada, "Yunus Emre'nin tasavvufun maksadını teşkil eden hakikate ulaşmaktan söz ederken 'şerh' ederek öğrenmeyi eleştirdiğine" vurgu yapılmakta. "Hakikati naslarda aramanın ve bunu da nasları yorumlayarak bulmanın, din bilimlerinin müşterek yöntemi (istinbat) olduğuna" değinilerek, "lafız ile lafzın kendisinde barındırdığı mana arasındaki ilişki"nin sunduğu imkânla, müçtehit veya yorumcunun lafızdan manayı çıkarttığı" ifade ediliyor. "Burada Yunus Emre'nin 'Onlar hakikate şerh ile ulaşmadılar' derken bu yöntemlere dair bir eleştiri dile getirmiş olması gerektiği" belirtillir. 
"Din bilimlerinin tefsir ameliyesi haline gelmesinden (lafızcılık), dille ilgili meseleler, sözlük anlamları ve kelimeler arası ilişkiler gibi sorunların bu bilimin en temel konusu olageldiğinden" söz ediliyor; bütün bunların ise 'âlet' ilimlerinin din bilimlerinin esas umdesi haline gelmesi demek olduğu" tespiti yapılıyor. "Yapılan işin son derece teknik bir iş ve kuru bir ameliyeden ibaret olduğuna" değinilerek Yunus Emre'nin o sözünün bu kuruluğu anlattığı ifade ediliyor. "Sûfîlerin lafzın yerine, kendi benliklerini veya dünyayı, hakikat yerine ise Allah'ı koyarak başka bir istinbata dikkatlerimizi çektiklerine" vurgu yapılıyor. Şu söz çok düşündürücü olmalı: "İnsan, benlliğini ve bütün varlığı bir kabuk mesabesinde görüp, bu kabuğu kırmadan hakikate ulaşamaz." [naslar: Kur'an âyetleri ve sahih Hadisler. aa.]

"Hakikat bir denizdir şeriattır gemisi / Çoklar gemiden çıkıp denize girmediler"  (s.50)

"Bu benzetme ile Yunus Emre'nin, şeriat ve hakikat ilişkileriyle ilgili benzetmelerden yeni birisine dikkatimizi çektiğine" işaret edilmekte. "Bizi denizde koruyan ve yol almamızı sağlayan şey ile içinde daha fazla imkânın bulunduğu şeyin  karşılaştırılması" kurgusuna dikkat çekilerek; "gemi ile denize açılındığı ve bu açılmanın maksadının bazen deniz üzerinde yol almak, bazen de denize dalarak inci ve mercan toplamak olduğunun" düşünülmesi istenmekte. "Hz. Musa'nın annesi tarafından bir salla nehre bırakılması hakkında aynı benzetme anılarak, sûfîlerin sal ile nehir arasındaki ilişkiyi de benzer şekilde değerlendirdiklerine" değinilir. Burada şuna da dikkat çekilir: " İbnü'l- Arabî'ye göre nehir (bazen deniz) ile kastedilen hayatın kendisidir." Hakikat hayatın idrak edilecek anlamı olarak aranan olduğuna göre, "hayatın içinde ve belki derinindedir". "Tasavvufun hayat içerisinde bir ahlak anlayışını savunması bundandır." "Sal içindeki Musa ise bedendeki ruh mesabesindedir." İki alıntı daha: "Yaşamak, içinde korku ve umudun bulunduğu bir belirsizlik, bu nedenle de imkândır." "Gemiden çıkarak denize dalanlar olduğu gibi gemide kalmakla yetinenler de vardır."

"Yunus adın sadıkdır bu yola geldünise / Adın değiştirmeyenler bu yola girmediler"  (s.54)

"Burada vehim ile hakikat veya bilgi ile marifet arasındaki ayrımı görmekteyiz." denilmekte. "Ad değişiminin, sadece bir ad değişimi olmadığının da" elbette ki düşünülmesi gerektiği hatırlatılmakta. "Bu bahiste ilk akla gelen" şu "dayanak"tan söz edilmekte: "Hz. İsa'ya izafe edilen "İki kere doğmayan melekûtun sırrına eremez" sözü. İlki "bedenin doğumu", diğeri "ruh sahibi olarak doğmak". "Bunun tohum olarak var olmak ile ağaç olarak var olmak veya kuvve [potansiyel -aa.-] halinde insan olmak ile fiil halinde insan olmak arasındaki çelişki şeklinde düşünülmesi gerektiği" belirtilmekte.

 


YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.