Acı çekenle, acı çektiren arasındaki paradoks.

22.03.2016 00:16:01
A+ A-

Bir zamanlar Ramazan ayında Nasrettin Hoca vaiz olarak bir köye gönderilir, köyün küçük camisinde teravih namazı öncesinde cemaate dini bilgiler vermek üzere.

Cami küçükse de kadınlar için de ayrılmış bir bölümü vardır.

Her gün farklı bir konuyu ele alan Nasrettin Hoca, köye gelişinin on altıncı gününde, Hz. İsa'dan ve onun dini tebliğ sırasında karşılaştığı zorluklardan bahseder.

Hatta Yahudilerle Romalı egemenin işbirliği halinde Hz. İsa'yı çarmıha gerdikleri; ama bu sırada Allah'ın Hz. İsa'yı göğe yükselttiğini cemaatin anlayacağı bir tarzda anlatır.

Böylece vaazını tamamlar, ardından teravih namazı kılınır.

Cemaat camiden çıkarken bir Hanım Teyze Nasrettin Hoca'ya yaklaşır, Hocam İsa Efendimiz, göğe yükseltildiği günden beri ne yer, ne içer, hem acıkmıştır, hem de susamıştır öyle değil mi diye üzüntülü bir diyaloga girer.

Hoca bu, on altı gündür köyünüzde misafirim, teravih namazları öncesinde de vaaz ediyorum; ama bu hoca akşamları orucunu açacak bir tas çorba bulabiliyor mu diye sorulmaz da, Hz. İsa'nın göğe yükseltildiği günden beri ne yiyip ne içtiği sorulur der.

Nasrettin Hoca'nın bu açıklamasına Hanım Teyzemiz ne demiştir bilinmez; ama Nasrettin Hoca bir anlığına Hz. İsa olmuştur adeta.

İnsanız önce acı çektirir, sonra da yüksek payeler veririz; ama acı çektirirken de ilerde yüksek payeler verebileceğimizi düşünmeyiz.

Hep merak etmişimdir, acı çekenler mi ulvileşmek istemiştir acı çektirenlerin gözünde, yoksa acı çektirdiklerini ulvileştirenler, ikinci adımda daha başkalarına acı çektirmenin bir zemini yapmak için mi ulvileştirmişlerdir acı çektirdiklerini?

Bu sorunun cevabı anlayana zor olsa da, anlamak istemeyene o kadar kolay ki!

Acı çektir, yücelt, onunla birlikte ek itibar kazan, hatta öldür, dön bir de onun kan kavasını güt. Kan döküp döktürdükçe de beşeri gücün artsın. Bunlar, sorduğumuz soruyu anlamsız bulanların eylem biçimleri.

Anlayanlar ve cevabı konusunda zorlananlar da acı çekmeyi sürdüreceklerdir.

Ramazanda tuttuğumuz oruçlar açlık susuzluk seansına dönüştü neredeyse, düşünsel orucun yarattığı 'akıl fukaralığı' sürüp gittikçe. Bilmiyorum daha ne zamana kadar devam edecek bu hal: akıl fukaralığının yol açtığı toplumsal ve de küresel ahval.

Ahmet Haşim şöyle der bir sözünde: Acılar gece çözülür. Buna, küçük bir ek yapmak gerekirse; bu gerçeği de ancak gece yolculuğuna çıkan bilir.

Gece uyuyan, gündüz sayıklayanlarsa; nice acıya ek acılar ekler, hatta acıları bile yarıştırırlar bu yolda: gündüz gece.

.

Rıza Üsküdar

22 Mart 2016/Eskişehir



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.