Hon-Kong demokrasi meselesi

01.10.2014 16:30:21
A+ A-

"Hong-Kong, 1842 yılında Nanking Antlaşmasıyla Çinlilerden İngilizlere geçti. 1949'da Birleşik Krallığın Çin'i tanımasıyla ekonomik hayatı çok gelişti. II. Dünya Savaşı esnasında (24 Aralık 1941'de) Japonların eline geçen Hong-Kong, 1945'te yeniden Britanyalılara verilmiştir. Yapılan anlaşma neticesinde 1 Temmuz 1997'de Çin Halk Cumhuriyeti'ne geri verildi. Nüfusun hemen hepsi Çinlidir ve büyük bir kısmı Budist'tir." Ancak Hong-Kong Çinlileri kendilerini Çinli'den çok Hong-Konglu olarak tanımlamayı tercih ederker.

Hong Kong Çin Halk Cumhuriyeti'nin güney kıyısında bulunan adalar grubudur. 1997 yılında Çin Halk Cumhuriyeti'ne bağlı özel yönetim bölgesi olmuştur. Hong Kong, Asya'nın en büyük serbest pazarı ve limanı; en işlek ticaret, endüstri ve turizm merkezidir.

Hong Kong'lu demokrasi eylemcileri Çin Hükümeti'nin Hong Kong yönetimine seçilecek adayları kendi onayından geçirme kararına karşı sokak gösterileri yapıyorlar. Seçimlerin Hong doğrudan Kong halkının kendi özgür iradesini yansıtacak biçimde yapılmasını talep ediyorlar. Üstelik Çin Halk Cumhuriyeti Hon Kong'u devralırken 2017'den itibaren yönetici seçimlerinin doğrudan Hong Konglular tarafından yapılacağına söz vermiş. Şimdi bu sözünden dönüş yapmaktadır.

(kaynak: 23 September 2014 Last updated at 09:44 GMT.

Bağlantı adresi:

http://www.bbc.com/news/world-asia-china-27921954

So what has changed?

The Chinese government has promised direct elections for chief executive by 2017.

But in August 2014 China's top legislative committee ruled that voters will only have a choice from a list of two or three candidates selected by a nominating committee)

***

Bazı komünist ve sosyalist demokratlardan duyduğum, "Batılılar Hong Kong'un demokratikleşmesini engellediler, şimdi Çin bu işi üstlendi" iddiası bence gerçeklik temeli olmayan ideolojik bir yaklaşımdır. Çin Hong Kong'un demokratikleşmesini amaç edinmiş bir politika izliyormuş; fakat bunu demokrasinin kapitalizm denetimine geçmesini engelleme önlemleriyle yapacakmış... BENİM olan demokrasi, asla bir demokrasi değildir.

Hong Kong 1842 yılından bu yana kapitalist ekonominin sömürü üssü olmuştur. Şimdi bu sömürü payını Çin kendi kaynaklarına aktarma mülkiyetini koruma derdindedir. İşin özeti budur. Demokrasi falan istendiği yoktur. Çünkü demokrasi tehlikelidir; gün gelir seçmen Çin'den tam bağımsız bir ulusal ekonomi sistematiği talep edebilir.

Kontrollü demokrasi demokratik kurumların denetimiyle oluyorsa demokrasiyi saygıyla kollamaktan söz edilebilir. Çin'de durum farklı görünüyor bana. Sadece ÇKP (Çin Komünist Partisi) üst yönetiminin emrinde var olabilen seçilenlerle işletilecek bir demokrasiden nasıl söz edilebilir ki? Bana göre Hong Kong ÇKP'nin kapitalist pastasıdır.

Kapitalizm ile komünizm ve hatta sosyal demokrasi arasında ekonomik ve ideolojik rekabet olduğu gerçeğinden yola çıkarak ÇKP ön yargılı bir kötü niyet algısıyla eleştiriliyor sonucunu çıkartmak da kötü niyetli bir ön yargı sayılmaz mı? Bu sonucu çıkartmak da batılı kapitalist ve sosyalist demokrasileri kötü gören bir ön yargı zihniyetidir bana göre. "Demokrasi olsun, fakat sadece benim istediğim gibi olsun" dendiği an demokrasinin inkârı başlamıştır zaten.

Üstelik mesele, en azından benim meselem ne kapitalizmin ne komünizmin ne de sosyalizmin ekonomik başarısı değildir; benim meselem bu başarının insanı ne kadar mutlu edebildiğidir. Bence, siyasi idare biçimleri bu esası öncelikli gerçeklik ilkesi yaptıkları zaman kapitalizm de bir komünizm de bir olacaktır.

Sistem-İnsan meselesine bir paragraf:

Aklı başında bir insanın yaşama amacı kendini mutlu etmektir. Bazıları başkalarını mutlu etmeyi tercih ettiğini iddia etseler de bu aslında kendini mutlu etmenin öznel (kişiye has) bir yoludur bence. Bu yaşama amacının gereği ve aracı olarak yönetişim sistemleri her şeyden önce insanın kendini mutlu hissedebileceği ortamı sağlamakla görevli tutulmalıdır. Bunun için sistemin insana sunacağı kamusal hizmetler zamanın en iyisini amaçlamalıdır. Güvenlik, sağlık, çevre dostu ekonomi, eğitim, sanata teşvik ve sanatçıya hürmet, çağdaş ulaşım-iletişim olanağı ve özgürlüğü bu hizmetlerin temel yapısını oluşturmalıdır. Bu da yetmiyor tabi: sistem bireysel ve toplumsal var oluşun özgürlük alanlarını zamanın en olası genişliğine çekebilmelidir. Maddi bakımdan her ihtiyacı karşılanmış bir çocuğa her öğün en sevdiği pastayı yedirsek de onun yaşıtlarıyla veya kendi kendine özgür ruhu ve dimağıyla oynamasını kısıtlamışsak mutlu bir çocuktan söz edemeyiz. Tabi ki mutlu olmayı değil de mutlu görünmeyi öğrenmiş bir çocuktan söz edebiliriz...

Muharrem Soyek



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.