Yeni Dünya yazılarım hakkında

23.12.2015 11:58:57
A+ A-

Okumuş olanlara teşekkür ederim. Yorum bırakmış olanlara iki kez teşekkür ederim. Yorumlarına kendi dünyalarına giden hayallerini katmış olanlara teşekkürlerimle birlikte şükranlarımı sunarım.
 
Ben öncelikle kendimi yeni dünya hayalime uyarlı en yakın yaşam biçimine çekebilmenin bilgisini toplamak için yazdım. Bu gayretim sayesinde Yeni Dünya hayalimin gerçeklik nedensellerini daha seçkili görebilir oldum. Bu yüzden iyi ki yazmışım diyorum. Yazmak iyidir; çünkü yazılan şey en az bir kişiyi her zaman daha net ve seçkin bilgilendirir. Herkesin dünyayı değiştirme arzusuyla konuşup yazmasına rağmen neden kimse kendini değiştirmeye çalışmaz? Hatta bazısı neden kendini değiştirmeye çalışana destek vermez de onu dönek ve budala hayalci görür? Anlayan beri çıksın.
 
İnsan uygarlığı her ne kadar bilim ve teknolojide katlanan bir hızla ilerliyor olsa da iyilik ve güzelliği çok da umursamadığı savaş, terör, açlık ve önlenebilir hastalıktan ölenleri hatırlayınca açıkça görülebilir. İnsan uygarlığının kuruluş temelinde çok ciddi bir sorun olmalı ki bu denli acımasız bir adaletsizliği yükselişinin bedeli saymaktan utanacak bir vicdan değeri bile yoktur. Tabi ki başlangıçta hiçbirimiz "hadi gelin şöyle bir uygarlık kuralım" diyerek yola çıkmadı.
 
Bugünkü insan uygarlığı insanın doğal evrimi ile diğer tüm canlılardan farklı, kendinden özgünleşen bir yaşam biçimine geçmesiyle başladı. Bu özgün farklılık akıl yürütmeyle bilgi toplama ve bilgiden yeni bilgi türevleri çıkartma becerisi olan düşünmekti. Düşünüyorsa vardı; insan düşünce gücüyle hayatta var olma yarışında tüm canlılardan ileri geçti. Bu varoluş kavgasının doğadaki diğer canlılardan daha acımasız yapılması insanın doğal evriminin gereği sayılabilir. Ancak, bu varlık kavgası o kadar acımasız bir rekabet üzerine kurulmuştu ki, insan kendi neslinden olanları bile yok etmeyi kutsar olmuştur. Artık, "düşünüyorum, öyleyse varım" deyip geçemeyiz; varlığımızın insanlık niteliğini yücelten bir düşünmeye geçmeli ve "Nasıl olacağımı düşündüğüm kadar varım" demeliyiz.
 
Sahiplik ve para gücünü yükselişinin itici gücü yapmış olan insan uygarlığı artık kendini sorgulayıp yeniden yapılandırma evresine gelmiş olmalıdır. Küresel insan ilişkilerinin bu denli yakınlaştığı günümüz zamanı insan uygarlığı artık kendini bilir olmadan yükselmekten utanmalıdır. Şimdi, özeleştiri yaparak yeniden yapılanmayı başlatmanın tam sırasıdır. İnsan uygarlığı temel başarı niteliğini kibirli sahiplik ve para gücünden çıkartıp adil ve vicdanlı bir üretim-paylaşım işbirliğine dönüştürmeden kimse bugünden sonra insanlık onuruyla yaşadığını iddia edemez. Fakat herkesin her zaman insanca yaşamanın onuruyla ölme fırsatı vardır.
 
"BEN ÇOK AÇIM"
Çizdiği resimde kendini tabutun içinde tasvir eden Suriyeli kızın ailesine yazdığı mektup:
 
"Bu benim vasiyetimdir. Canım annecim! Senden benim güzel gülüşlerimi hatırlamanı ve yatağımı olduğu gibi bırakmanı istiyorum. Ve sen ablacığım! Arkadaşlarıma de ki: 'O açlıktan öldü...' Ve sen abiciğim! Üzülme; ama, ikimiz birlikte, 'Biz açız!..' dediğimizi hatırla. Ey Ölüm meleği! Acele et ve ruhumu al ki artık Cennette yemek yiyeyim. Ben çok açım. Ve ey ailem! Benim için korkmayın. Ben sizin yerinize de Cennette yiyebildiğim kadar çok yiyeceğim".
 
Ekonomi ve kültürlerin küreselleştiği bir zamanda günahlarımızın bedeli de küreselleşecektir elbette. Ancak,  ölümün kurtuluş umudu yapıldığı yerde insan uygarlığı utancından ölmelidir.
 
Uygarlık sandığımız şehirleşme değerlerinde bir terslik oluşmaya başladı. Oluşmaya başladı diyorum çünkü aynı değerler geçmiş zaman içinde uygarlığı yücelten değerlerdi. Örneğin: aletli tarım, sanayi devrimi, yaşam planlı antik şehir uygarlıkları, paranın kullanımı ve hatta birçok savaş bile vaktiyle en azından özgürlüğü amaçlaması bakımından insan uygarlığını onurlandıran olgulardı. Şimdiyse hepsi zıvanadan çıkmış gibi ilerliyor. Para azgın sahiplenme ve tüketimin hizmetinde; savaş dersen ahlâka ve hayırlı bir amaca hizmeti iplemez olmuş, teröre dönüşmüş. Şehirler zaten malûm; paranın peşinde kul olmuş insan kalabalığını zombileştiren merkezler gibi.
 
Bence uygarlığımızı yeniden tesis etmeliyiz. Öncelikli ilk olarak zorunlu eğitim öğrenimin en büyük amacı bilgiye ulaşmayı ve bilgiyle düşünmeyi belletmek olmalıdır. Bunun için matematik, Türkçe ve küresel geçerliği olmuş yabancı dil öğretimine disiplinli biçimde ağırlık kazandırmalıdır. Eğitim öğretimdeki diğer yan amaçlar öğrenciyi sıkmadan insanın kendi özelinde ve toplumsal varoluşunda daha mutlu ve iyi hissetmesini hedefleyen sade ve zorlamasız öğretilerle sağlanmalıdır. Öyle görünüyor ki yeni uygarlık ikinci görev olarak paranın gücünü bir şekilde denetim altına alabilmeli ve sermaye emek işbirliğindeki adaleti sağlamalıdır. Üçüncü olarak mutlaka tüketim de ihtiyaç ölçüsüyle denetim altına alınmalıdır. Dördüncü iyileştirme önlemi olarak bireysel zenginliğe bir tavan sınır konmalıdır. Bunların dördü de bugünkü teknoloji ve bilim düzeyinde başarılı bir biçimde uygulanabilir önerilerdir.
 
Doğru düşünme yolunun güven onayı insanın gerektiğinde düşüncelerini değiştirebilme iradesinden çıkar. Bu sözün ışığında bakınca mutlak değer ifade eden bir insan uygarlığından zaten söz edemem. Hani eski antik şehir kalıntıları incelendiğinde nüfusuna yeterli alt yapısı olan, zamanın kültürel ve ekonomik etkinlik ihtiyaçlarını karşılayacak bir mimari düzeni fark ederiz. Limanı, çarşısı, tiyatrosu, tapınağı, arenası, sarayı, konutları, yolları, kanalizasyon ve su şebekesi falan. Bu şehirlerin ne zulümle kurulduğu ve yıkıldığı gerçeği de bir insan uygarlığı meselesidir elbette. Tıpkı bugünkü milyonluk şehirlerin doğaya ve insan huzuruna yaptığı zulüm gibi. Ne olacak peki? Bugünkü şehir görünümleri de değişecek ve bu değişim elbette ki insan uygarlığının ilerleyiş seçimleriyle ilişkili olacaktır. Uygarlığımızı emeksiz kazanç ve yüksek bireysel zenginlik amacıyla ilerletirken "boğaz'a köprü kurdurmam, nükleer enerji istemem, ağacımı kestirmem; yavru balığımı yedirmem" gibi teraneler ancak masal perilerinin değneği kadar umut verir.
 
Önce uygarlığın ilerleyiş yolunu değiştirmek gerekiyor. Bunun için de öncelik yeni uygarlık yolunda yürüyebilecek insanları yetiştirmek ve donatmak oluyor hâliyle. Yani bu Yeni Dünya arzusu bireysel farkındalıktan çıkartılıp toplumsal bir amaca sevk edilmelidir. Gördüğüm kadarıyla gidişat yavaş fakat bu yönde. Bu yavaşlıkla, ancak 400-500 yıl sonra eski uygarlık yolundan yeni uygarlık yoluna geçiş kavşağını bitirmiş olacağız. Fakat hakkını görmek gerekirse işin de en zoru bu ayrılık kavşağının kuruluşudur. En azından bireysel yaşam biçimlerimizi bu doğrultuya yönelik tasarlayarak, Yeni Dünya uygarlığına geçiş kavşağının yapımını hızlandırma gayretinde olmalıyız.
 
Batı uygarlığı genelde düşünce çatışmalarıyla beslenip yeni şeyler üretip denemeyi kendine karakter edinirken, doğu uygarlığı genelde var olanı benimseyip ayrıntıda olgunlaşma ustalığını erdemleştirmiştir. Küreselleşme her ne kadar Batı Uygarlığı düşüncesini egemen kılıyor gibi görünse de, sonunda bu iki uygarlık kaynaşıp Yeni Dünya uygarlığının temelini atmış olacaklardır.
 
Bazıları, "Işık doğudan yükselir" benzetmesiyle Doğu Uygarlığı'nı yüceltip öğlen uykusuna yatabilir; ancak, ışık batıya ulaştığında hâlâ uyuyan kim varsa karanlıkta kalmıştır. Benzetim sözü bugünün yaşam hızına bence ters duruyor. Üstelik her batının bir doğusu vardır ki, ışık batıda batarak asla kaybolmaz; sadece hep daha batıya ilerler; daha doğrusu dünya batıdan doğuya döner de biz ışığın doğudan yükseldiğini sanırız. Sonuç olarak, dünya yuvarlak olduğundan doğu ve batı kesin ayrımlı olmayıp her yerde ve iç içedir. 
 
Ben zıtların hiçbirini tek başına baş tacı etmem. Ne kapitalizm ne komünizm; hatta bazılarının dediği gibi bu ikisinin sentezi bile insan uygarlığının gelişimine yeterli değildir. Aslında sentez denen şey de kendi karşıtını doğurarak ya bir ideoloji ya da bir din tutukluğuna dönüşebiliyor. Öyleyse sürekli sentezleme gerek; bunu en işler biçimde yapan da bireye hizmet üzere toplumsallaşan demokrasi olabiliyor.
 
Bence, her hayalin en evrensel niteliği kendini kutsamayan düşüncesidir. Yani iyiden ve güzelden yana değişime açık olmalıdır. Hayal ve düşüncenin birlikte oluşturduğu ideolojinin ne kadar evrensel olduğu da o kadar önemli değildir. Biz sadece iyinin ve güzelin bilgisini üretip o bilgiyle uyumlu yaşama yollarını açmalıyız. Esas olan ideolojinin kendisi değil, ideolojinin yürütüldüğü yoldur. Bu yol bilimsel düşünceyle açılıp iyilik ve güzellikle döşenmelidir. Bunu ancak insan yapabilir. Çünkü sadece insan iradesi iyi ve güzel olanı yüceltmeye muktedirdir. İnsan dışında tüm evrensel oluşumlar kendiliğinden bir var bir yok olurken iyi veya kötü, güzel veya çirkin olmanın bilinçsel farkında değillerdir. Sadece insan geleceğe yolculuk edebilir; yani geleceği hayal eder ve onu bugünden tasarlar. İnsan uygarlığının tüm ideoloji ve dinleri daha iyi bir yaşam hayaline hizmet için var olmuşlardır. Ancak en büyük hataları kendilerinin tek kurtarıcı yol olduklarını sanmalarıdır.
 
Dünya gittikçe aynılaşıyor. Devlet komünizminin özelleşmesine ve liberal kapitalizmin sosyalleşmesine  tanık oluyoruz. Bu bağlamda benim görüşüm, Rusya ve Çin kapitalleşmesini, ABD ve AB'nin de sosyalleşmesini tamamladığında dünyanın ekonomik alanda çok benzer bir sistematiğe oturacağıdır. Bu gidişatın içsel ve dışsal etkileşimleriyle dünya toplumsal yapı ve yaşam biçimleri sanırım küresel bir benzeşimle sonlanacaktır. İşte o zaman Yeni Dünya insan uygarlığı başlamış olacaktır.
 
Hayalindeki Yeni Dünya gerçekliğine katkı yapabilecek önerilerin ölüm süpürgesiyle insanlık bilincinden atılmasını istemiyorsan sen de eleştirini veya hayal ettiğin dünyadan bir algını yorum hanesine eklemelisin. Hatta söyleyecek sözün yorum hanesine sığmıyorsa bir blog sayfası doldurmalısın. Sayfanın bağlantı adresini de buradaki yorum hanesinde paylaşırsan sevinirim. Hayal uçar gider, yazı kalır ve bir gün birisi okuduğunda yazının içindeki hayal beklediği taşıyıcı cana kavuşabilir. Bireysel bilinçlerin toplumsallaşması ancak onların bilinebilir yapılmasıyla olasıdır. Ben buna candan inanıyorum; fakat benim inancım dünyayı değiştirmeye asla yetmez. Sen de nasıl bir dünya istediğini bilmeli ve bildirmelisin. 
 
Hayalindeki Yeni Dünya gerçekliğine katkı yapabilecek önerilerin ölüm süpürgesiyle insanlık bilincinden atılmasını istemiyorsan sen de eleştirini veya hayal ettiğin dünyadan bir algını yorum hanesine eklemelisin. Hatta söyleyecek sözün yorum hanesine sığmıyorsa bir blog sayfası doldurmalısın. Hayal uçar gider, yazı kalır ve bin yıl sonra bir gün birisi okuduğunda hayalin yeniden canlanabilir. Bireysel bilinçlerin toplumsallaşması ancak onların bilinebilir yapılmasıyla olasıdır. Ben buna candan inanıyorum; fakat benim inancım dünyayı değiştirmeye asla yetmez. Sen de nasıl bir dünya istediğini bilmeli ve bildirmelisin. 
 
Haydi, Yeni Dünya hayaline gelin. Ben benli geleyim, sen de senli gel; bu dünya kimin? Elbette bizim. Harmanı her kim anlamışsa bir buğday taneciği üstüne aşk ile titrer.
 
Muharrem Soyek
      ***


YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.