Müebbet okul cezası ve dazlak dostlar tahliyesi

22.04.2014 01:35:30
A+ A-

Taze haber bu: İngiltere'de, kanser hastası arkadaşına destek olmak isteyen kız, saçlarını kazıtır ve akabinde okuldan uzaklaştırılır. Neden mi? Çünkü saçları, okulun kıyafet yönetmeliğine uymamaktadır.

Okula da.. yönetmeliğine de..

Okul, bu davranışı alkışladığı,ödüllendirdiği gün okuldur.

Okul, o kızı örnek öğrenci olarak gösterdiğinde okuldur.

Arkadaşına arka çıkmayı öğreten okuldur beni "eğitme" yetisine sahip olan.

Sevdiğin birinin canı yandığında, rahat uyuyamayan insanlar yetiştiren okula "teslim olurum" ancak.

Beni yonttu okullar; örseledi. Hatırlamadığım onlarca bilgi nakşetti orama burama. En çok da eteğimi sıyırıp kopya çektiğim bacağıma.

Ve bu "okul" dediğim, ne bir isim ne bir bina yalnızca. tüm eğitim sistemi!

Ey ahali! Arkadaşına sahip çık! Arkasını kolla. Bak, adı üstünde: Arka-daş bu!

Sırtından bıçaklamaya kalkan olursa, arkadaki gözün o senin. Kalkanın. Saçmaladığın zaman, çat! diye ensene vuranın. Canı yandığında, üzüntüden devşirilmiş bir öfkeyle, avaz avaz çıkıştığın!

Saç kazıtmalık arkadaşlar edinin şu hayatta. Birilerini o kadar, öylesine sevin. Birilerini o kadar önemseyin. Biliyorum, kırılabiliyor insan bazen. Hayal kırıklığına uğrayabiliyor. Bazen karşısındakinin aynılarını yapmayacağını bile bile, O'nun için olmayacak şeyleri bile yapıyor. Ama bu sizinle ilgili, Onlarla değil!

Siz hep dazlaklamasına sevin insanları!

Birilerinin yönetmelikleri var bu hayatta, birilerinin gerçek dostları...

***

Yönetmelikler, kanunlar, kurallar, disiplinler, hötler, zötler ve daha pek çok ler ler.

Gözümü açtığım günden beri bunların içindeyim. İnsan, aile kurumunun içine boşuna doğmuyor. Maksat, devletin ve kurumların yapacaklarına erken yaşta bağışıklık kazanmak.

Okulları genel olarak sevemedim. Belki fazla kuralcı bulduğumdan, belki de kişisel farklarımızı kapının dışında bırakıp, cümleten aynı kişi olma gayretkeşliğine itildiğimizden. Bugün bile muhasebesini yapmam mümkün değil. Neticede, ne kadar bozulmamış olabilirim ki?! Üstümden kaç müfredat geçti. İlk taşı bakire beyinli olan atsın!

Artık çimlerim hep yeşil, gökyüzüm hep mavi. Evler kutu gibi ve kırmızı üçgen çatıları var. Yılan gibi kıvrılan bir patikayla ulaşılıyor bu kalıp gibi eve. Allahın emri bi bacası var bu evin ve o bacadan da simsiyah -ve fakat her nasılsa sevimli- bir duman çıkıyor.

Çöp bacaklı annemizle babamız da hazır. Elimiz biraz yatkınsa, salak suratlı bir köpek de var belki bu resimde. Daha mükemmel ne olabilir ki?

Evin kirası mı? Ayol onu da ben mi düşünücem? Leonardo da Vinci ödesin. Ondan ilham aldık cümleten.

Kare şekilli pencerelerimizde (ki hayatımda nasip olmamıştır kare pencereli ev görmek) perde yok ama olsun; dövlet buba sayesinde asayiş berkemal.

Çok sıkıldım ben okulda. Tek çocuktum. Uyumsuzdum. Erken büyü(tül)müştüm. Bi ara gözlüklü, bi ara dişleri telli, genel olarak etine dolgundum. Espri anlayışım; ailem ve onların dostlarıyla yemeğe çıkıp durmaktan ötürü, gereksiz biçimde gelişmişti. İnsanlar "ondan sonra soğan doğra" diyerek kahkahalarla katılırken, ben gözlerimi deviriyordum sıkıntıdan.

Arkadaşlarımın oyunlarını "çocuksu" buluyordum.Bu emsalsiz buluşu gerçekleştirdiğimde, 10 yaşındaydım.

Uzun zaman böyle geçti. Dersler sıkıcı, insanlar tuhaf (belki de ben tuhaftım), öğretmenlerin bir kısmı elleri öpülesi cinsten, bir kısmı ise -kutsal oldukları sanrısına kendilerini inandırmış halde- bomboştu.

Sonra bi yerlerde bi şeyler oldu. Ben mi durdum, insanlar mı büyüdü. Anlaşmaya başladım arkadaşlarımla. O kadar da kötü değilmiş dedim şu okul denen nane.

Dersler hala ezberci ve -düşünmeye değil- papağanlamaya odaklıydı ama olsun be.. Arkadaşlar iyidir, dedim.

Eğlenmeye başladım.

Hem mesleğinin kutsallığı önünde eğildiğim hocalar tanıdım bu süreçte, hem de sokakta görsem, diplomasını aldığı güne lanet edeceğim; öğrenci psikolojisini geçtim, temel nezaket kurallarından bihaber hocalar...

Sabahın 8'inde, lacivert değil de siyah olduğu için üstümden yaka paça çıkarılan kazaklarım oldu benim. Neyse ki (ya da umarım ki) kardeş okullara gönderildiler.

Ben de bir dahakine koyu gri giymeye karar verdim. Sabah 8'den 9'a kadar bayağı havalı olduğum günlerim vardır. Tarih bunları yazsın!

Kirpiklerimin emsalsiz, kıvrık ve melez güzelliğinin (öhm), makyaj zannedildiği ve gözlerimin bir peçete yardımıyla oyulayazdığı günlerim de vardır elbet.

Onlar "eteğin kısa" dedikçe, bir parmak daha kıvırdım eteğimi. Sus dediler, bağırdım. Koş dediler, akut  ayak bileği depresyonu(!) geçirdiğime karar verdim; yaz dediler resim çizdim; formül ezberlettiler, şiir yazdım. Adım "Bayan Muhalefet"ti. Hiçbirini pislik olsun diye yapmadım. Sadece "o kişi" değildim. "Bozulmaya" da niyetim yoktu.

Bazı sevgiler zehirlidir. Sizi değiştirmeye çalışırlar. Sizin iyiliğinizi düşünür hep bu zehirli sevgiler. Oysa sevmek, sağlam bi duvar olmaktır; omuz vermektir sarmaşığa. Çünkü sarmaşık bilir: Ne yapacağını, nereye gideceğini, nerede dik durup nerede büküleceğini. Paşa gönül kriterlerini imzalamıştır doğar doğmaz. Canı nereye isterse, oraya gitmek vardır DNA'sında.

Ama "mantığın mantıksızlığı" (irrationality of rationality), bir kere eline ipleri aldı mı eyvahlar olsun!

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.