Öğretmenler günü tartışmalarından önce

24.11.2014 11:58:18
A+ A-

  • Bir süredir Köy Enstitüleri üzerine bir şeyler yazmaya çalışıyorum.
  •  
  • Çünkü benim için bir toplumun geleceğinin olumlu yönde oluşması için o toplumun aydınlanma yaşaması şart.
  •  
  • Avrupa bu süreci toptan yaşamış. 'İnanç diye' inanç adına üzerlerine çöken karanlık sisi çok uzun mücadeleler sonucu dağıtmayı başarmışlar.
  •  
  • Bunun doğal sonucu olarak da Hıristiyan topluluklar ekonomik sosyal ve kültürel gelişmişlik sürecine aydınlanmamış toplumlara göre hep çok önde başlamışlar.
  •  
  • Bugün Dünyaya baktığımız zaman ne demek istediğim çok kolay anlaşılır.
  •  
  • Aslında İslam dünyasında da aydınlama sancıları yaşanmış. Ama bu çok çabuk bastırılarak inancın toplumun bütün yaşamı üzerindeki egemenliği kırılamamış.
  •  
  • Bunu ilk deneyen; yani aklı inancın önüne koyup, inancı olması gerekene yere kişinin kendi vicdanına havale etmeyi Kurtuluş Savaşı sonucu bu savaşın ana figürü, lideri olan Mustafa Kemal cumhuriyeti kurarken attığı toplumsal adımlarla denemiş.
  •  
  • Ve belli ölçüde başarılı da olmuş.
  •  
  • Ancak nedense hep 'Türkiye toplumunun aydınlanması' denince akla hemen Köy Enstitüleri geliyor.
  •  
  • Halbuki Köy Enstitüleri toplumsal aydınlanmayı ilk başlatan kurumlar değil, aydınlanmanın belirli evresinde rol alan kurumlar.
  •  
  • Çünkü Kurtuluş Savaşıyla birlikte başlayan bir aydınlanma düşüncesi önce anlayışta başlamış.
  •  
  • Örneğin o süreçte erkek sosyal yaşamda bir adım önde değil; kadınıyla birlikte yan yana yer almış.
  •  
  • Kadının Kurtuluş Savaşında erkeğin yanı başında yer alması aydınlanma fitilini ateşleyen ve sonraki süreçlere kolaylık sağlayan bir dönemdir.
  •  
  • Kurtuluş savaşı sırasında ve hemen sonrasında bu sürecin lideri Mustafa Kemal Atatürk kurtuluş savaşı sürecinde tanıdığı halka güvenerek çağdaş bir toplum oluşturma çabalarına başlarken de önce öğretmen olayıyla da yakından ilgilenmeye çalışmış..
  •  
  • Çünkü onun arzuladığı öğretmen kelime tam anlamıyla toplumsal aydınlanmanın önemini kavramış olmalıydı.
  •  
  • “Öğretmenler gelecek nesiller sizin eseriniz olacaktır” derken anlatmak istediği buydu.
  •  
  • Yani öğretmen yalnızca belli dersleri veren değil; onun ötesinde toplumsal geleceğin inşasında da görev alan olmalıydı.
  •  
  • Buradan bakınca öğretmenin bencilliğini yenmesi toplumla bütünleşmesi gerekiyordu.
  •  
  • Mustafa Kemal Atatürk öğretmen yetiştirmede de aynı düşünceyi taşıyordu. Toplumun çoğunluğunun köylülükten oluşması nedeniyle köylerde öğretmenlik yapacak öğretmeni yetiştirmek için o sıra bir dizi kararlar alındı.
  •  
  • Belki bu düşünce ileride Köy Enstitülerini doğuracak bir düşünceydi ve o sıra erkendi. Onun için köyde öğretmenlik yapacak öğretmen okulları projesini ertelendi.
  •  
  • Eldeki mevcut öğretmenler ve kurslarla öğretmen niteliği kazandırılanlarla aydınlanma seferberliğine başlandı. Çünkü boşa geçirilecek bir gün bile yoktu. Öğretmen yetiştirme düşüncesinden vazgeçiren de sanırım buydu.
  •  
  • Bu seferberlikte görev alanların 7368 i ilk okul mezunu veya medreseden ayrılmış veya hiç öğretmenlik yapmamış kişiler ve onlarla birlikte 2356 erkek 368 kadın öğretmendi.
  •  
  • Toplam sayıları 10102 kişiydi. Aydınlanma seferberliği bu kişilerle başlatılmıştı..
  •  
  • Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere henüz kurtuluş savaşı aşamasında başlayan toplumsal aydınlanma kaygısıyla öğretmene önem veren anlayış da şekillenmeye başlamıştır.
  •  
  • Onun için ben öğretmen deyince o yıllarda aydınlanma seferberliği için millet mekteplerinde ve yeni açılan köy okulları başta olmak üzere ülkenin her tarafında görev alanları bir adım öne çıkarıyorum.
  •  
  • Çünkü onlar çok zor koşullarda üstelik çoğu öğretmenlik eğitimi almadıkları halde toplumu aydınlatma görevini üstlenmişlerdi. Ve karşılarında inanç diye topluma kabul ettirilmiş olan cehaletin kör karanlığı gibi çok büyük bir engel vardı. Ama onlar o engeli aşarak bu görevlerini de başarıyla yerine getirmişlerdir.
  •  
  • O yılları yaşayan herkesin belleğinde yerleşen ve hiç silinmeyen anıları o millet mekteplerindeki ve o sıra açılan köylere kadar uzanan okullarda üçer yıl okuma olanağı bulduğu okullarda yaşadıklarıdır.
  •  
  • Önümde Köy Enstitüleri ile ilgili kitaplar var. O kitaplarda Köy Enstitülerinden mezun olanların anıları var. O anılarında öncelikle hep köylerinde okumaya yöneldikleri ilk anları anlatıyorlar. Hemen hepsinin ilk öğretmenleri toplumu aydınlatma görevini üstlenmiş ve kurslarla öğreten niteliği kazanmış kişiler. Onlarla ilgili anılarını çok saygılı bir dille ifade ediyorlar.
  •  
  • Bana göre asıl eli öpülmesi gereken o zor koşullarda öğretmenlik yapanlardır. Onların hangi koşullarda öğretmelik yaptığını anlayabilmek için o yılların Türkiye’sini iyi bilmek gerekir.
  •  
  • Bunu o yılları yaşamış kişilerin yazdıkları anılarında görebiliyoruz. Önümde Ali Susar isimli Köy Enstitüsü mezunu bir öğretmenin anılarını yazdığı kitabı var. O kitapta Ali Susar öğretmen köylerinde 1928 yılının kışında millet mektebi açıldığını söylüyor. Kendisi o sıra beş yaşındaymış. Anasıyla birlikte köyde açılan millet mektebine gittiğini yazıyor. Köylerine okulun 1930 yılında açıldığını ve o okulun ilk öğrencilerinden olduğunu bu anı kitabında anlatıyor.
  •  
  • Geçtiğimiz gün Köy Enstitülü yıllarıyla ilgili sohbet olanağı bulduğum Neşet Kazanoğlu öğretmenim de benzer şeyler anlatmıştı
  •  
  • Yine o yılları yaşamış doksan dört yaşındaki babamın anlattıklarında da benzer öyküler var.
  •  
  • O da köyünde 1929 yılında açılan okulda cumhuriyetin ilk okuyan öğrencilerindenmiş. Üçüncü sınıfa kadar okumuş. O yıllar küçük köylerde ve yerleşim yerlerinde okullar üç yıl öğrenim veriyor ve üç yılı başarı ile bitirenlere şehadetname denen diploma veriliyormuş.
  •  
  • Olanağı olanlar üçüncü sınıftan sonra okumak isterse ilçe veya şehirlerde öğrenime devam edermiş.
  •  
  • Babamın yaşamındaki dram orada da devam etmiş. Anası ilk kocasından oğlunun okumasını dayatınca babama babasına çift çubuk işinde yardım etmek düşmüş. Ama sorunca ilk öğretmeni Ali Vehbi’yi hiç unutmadığını söyler. Çok da güzel ‘inci gibi’ el yazısı vardır.
  •  
  • O üç yıllık öğrenimi süresince kazandığı okuma heyecanını bir ömür boyu sürdürdü.
  •  
  • Buradan anlatmak istediğim öğretmen denince 'yukarıda da yazdığım gibi' benim ilk aklıma o zor yıllarda öğretmenlik yapanlar gelir.
  •  
  • Ve o değerli insanların o çok zor koşullarda katıldığı aydınlanma seferberliğiyle eğitimin bugün geldiği noktayı kıyaslayınca içim acır.
  •  
  • Onun için bana göre ‘öğretmenler günü’ tartışmaları çok yüzeysel bir tartışmadır.
  •  
  • Bugün tartışılacak olan ‘öğretmenler gününün ne gün kutlanacağı’ değil eğitim seviyemizin ve öğretmenin bugünkü durumudur.
  •  
  •  
  •  

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.