Okullarımıza siyasetleriyle giriyorlar!

17.06.2014 20:04:50
A+ A-

Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumları Yöneticileri Görevlendirme Yönetmeliği 10 Haziran 2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlandı. Yenisi gelene kadar hukuksuzlukta en son evre olarak nitelendirilebilecek yönetmelikte; Siyasi kadrolaşmadan, Performansa, Esneklikten, Özelleştirmeye, adaletsizliğe kadar ne ararsanız var. 

Öncelikle Yönetmeliğin adı ve Tanımlar 1/d’de geçen “Görevlendirme” kavramı başlı başına bir sorun. 657 sayılı Kanunun 88. Ve 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 37. Maddesinde geçen Müdür, Müdür Başyardımcısı/müdür yardımcısı görevleri ikinci görev sayılmakta; Asli işin “Öğretmenlik” olduğu vurgulanmaktadır. Bu dayanağa göre çok yakın bir zamanda Fen/Edebiyat ya da Eğitim mezunlardan çok Kamu Yönetimi ya da İşletme Mezunlarını Okul Müdürü olarak görürsek şaşırmamak gerek. Zaten Bakanlığın son dönemlerde çıkardığı yönetmelikler, yaptığı düzenlemeler okulları Eğitim kurumundan çok kâr/zarar edilecek bir işletme olarak görmekteydi. Metalaştırdığı eğitimi alınır, satılır hale getiren MEB’in, CEO’lar atayarak bunu pratiğe de dönüştürmesi işten bile değil artık.

Görevlendirmeler nasıl yapılacak?

14.03.2014 tarihi itibariyle 4 yılı sona eren müdürlerin tekrar atanması için yapılacak “Değerlendirme”de “75 ve daha üstü puan almaları halinde il milli eğitim müdürünün teklifi üzerine Valinin onayı ile” uzatılacak (m:16/1) 

Bu bölüm bazı gazete ve sitelerde “Okul Müdürünü Öğretmenler, veliler ve Öğrenciler seçecek” “Eğitimde Büyük Devrim” şeklinde sanki mükemmel bir düzenlemeymiş gibi yer alıyor. Değerlendirme yapacaklar ve değerlendirme puanları şöyle:

*İlçe Milli Eğitim Müdürü: 25

*İnsan Kaynaklarından sorumlu Milli Eğitim Şube Müdürü: 20

*Değerlendirilecek Eğitim Kurumundan sorumlu İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü: 15

*Eğitim kurumundaki en kıdemli öğretmen ile kıdemi en az olan öğretmen Değ: 10

*Öğretmenler Kurulunca seçilecek 2 öğretmenin değerlendirmesi: 10

*Okul aile Birliği Başkanı ve yardımcısının Değerlendirmesi: 10

*Öğrenci Meclisi Başkanının Değerlendirmesi: 10 puan.

 75 ve üzeri puan alan Müdürlerin görevleri uzatılacak.

 

Okullarımıza Siyasetleriyle Giriyorlar!

Medyada yer aldığı şekliyle okuldaki öğretmenler, veliler ve öğrenciler okul müdürüne tam puan verse bile toplamda alacağı en yüksek puan 40. Oysa görevlendirmenin uzatılması için gereken puan 75. Burada İlçe MEM’lere daha fazla yetki verilmiş. Yani daha açık bir ifadeyle Müdürlerin seçiminde tıpkı il ve ilçe milli eğitim müdürlerinin görevlendirmelerinde olduğu gibi siyasi iktidara yakın olma önemli bir kriter olacak. Aday öğretmenlerin de asalete geçmesi için sözlü sınav yapılacağı da göz önünde bulundurulursa “okullara siyaset sokmayın! diyen siyasi iktidar tepeden tırnağa her yeri siyaseten belirleyecek bir konuma getirmiş oluyor.

Milli Eğitimde Performans Dönemine Doğru:

Bilindiği gibi Aday öğretmenlerin performanslarına göre asaleten ataması yapılacağına dair madde MEB Temel Kanunu’nda yer almıştı. Müdürlerin görevde kalıp kalmayacağına(!) dair doldurulan Değerlendirme Formu (Yönetmelik Ek-1) Performans kriterleri içermekte ve önümüzdeki dönemlerde Milli eğitimde ne tür değişikliklerin yapılacağına dair ipucu da vermektedir. Örneğin İlçe Milli Eğitim Müdürünün, Müdürü değerlendireceği bazı kriterler şunlar: 

“Personel Performans değerlendirmelerine ilişkin kayıtlar tutar ve arşivler”

“Çalışanlar etkili performans göstermediğinde fark eder, rehberlik sağlar, tedbirleri alır ve gerektiğinde ilgili prosedürü başlatır”

İnsan Kaynaklarından sorumlu Şube Müdürü yukarıdaki kriterlere ek olarak “Çalışanların çoğunluğu tarafından onaylanmış, açık anlaşılır ve adil bir performans değerlendirme sistemi gerçekleştirir.”

“Kurumun hedeflerine daha kolay ulaşabilmesi için performans sonuçlarını kontrol eder, paylaşır ve eğitim planlaması yapar”

Performansı nasıl ölçeceğine dair net bir şey yok. İnsandaki her değişim notla/sayıyla ölçülmez. Objektif kriterler yoksa ne aranacak?

Bu düzenlemeyle birlikte; Müdür ve Müdür yardımcılarına bundan sonra Sendikal faaliyetler fiilen yasaklanmış olacak. Hele toplumsal muhalefetin içinde yer alıyorsa sittin sene idareci olamaz. Sendikal eylemlere (grev vs) katılan bir idarecinin performans değerlendirmesi adı altında görevinden alınabilecek. Çalışma saatleri fiilen artacak. Öğretmenlik asıl görev olmakla birlikte onlarca ek görev angarya yüklenebilecek ve bunların hepsi “performans” adı altında meşrulaştırılacak.

Soruları adaylara da hazırlatabilecek Sözlü Sınav Komisyonu:

Problemli diğer bir nokta da sözlü sınav komisyonun soruları hazırlama/hazırlatma görevi. Soruları hazırlatacağı kişilerle sınava girecek kişilerin aynı olmayacağının garantisini kimse veremez. İstediği kadar kamera/gözlemci olsun önceden hazırladığı soruları doğru yapan adayların varlığı ihtimali/şüphesi bile başlı başına bir sıkıntı yaratır.

Bunun dışında Yargı kararlarına rağmen yeni müdür atamalarında tek kriter Sözlü sınav olacak. (Önceki Müdürlük sınavında yüksek not almasına rağmen sözlü sınavlarda elenen veya düşük not alıp sözlü sınavlardan yüksek not alanlar adaylar hatırlanmalıdır.) Danıştay’ın daha önce bu konuda iptal kararları var. Aslında sözlü sınavındaki ısrar siyasi kadrolaşmadaki ısrardır. İktidar, Eğitimdeki tüm alanları kılcal damarlarına kadar kendi tahakkümüne almaya çalışıyor. Müdürlük için sözlü sınavda 70 puan almak gerekiyor. Yine de bir sınav olması iyi! Çünkü müdür başyardımcısı/yardımcısı için hiçbir kriter yok. Keyfiyet var. Yönetmelik Müdür Baş/yardımcıları “Okul Müdürünün inhası ve il milli eğitim müdürünün teklifi üzerine Valinin onayı ile Müdür Başyardımcısı ve Müdür yardımcısı görevlendirilir” diyor. Siyaseten seçilmiş ilçe müdürlerince siyaseten görevlendirilen Müdür; önce daha idarecilik ya da 4 yıl asaleten öğretmenlik yapmış olan il içinde çalışan birini müdür baş/yardımcısı yapabilecek. Çok uzak bir ilçenin çok uzak bir köyünde siyaseten ya da kafa kol ilişkileri çerçevesinde çalışan bir öğretmen il/ilçe merkezine idareci olarak alınabilecek. Buna karşın il/ilçe merkezinde çalışan bir idareci okulunda norm kadro olmaz ve eğitim bölgesinde açık yoksa en ucra köyde çalışmak zorunda kalabilecek.

Yönetmelik bu haliyle uygulanırsa iş barışı ciddi şekilde zarar görecektir. Objektif kriterlere göre değil Torpille gelen idarecilere yaklaşım farklı olacaktır. Kaldı ki eğer İl ve İlçe MEM’ler keyfiyet, adam kayırmacılık, kadrolaşma vs ile bu yönetmeliği uygulamaya kalkarsa toplumsal anlamda da bir sıkıntı yaratacağı açıktır. Politik, Etnik, dinsel ya da mezhepsel farklılıklar üzerinde gelişebilecek bir atama algısı buna karşı bir tepkiyi beraberinde getirebilir. Sınava dayalı atamalarda politik görüşü, mezhebi, etnik kökeni üzerinde özel olarak durulmazken Torpilli atamada kimlerin hangi parti/grup/etnik köken/mezhep vs aidiyetleri de sorgulanabilecek; bunlar toplumsal bir tepkiyle de karşılanabilecektir. Sınavla Atamalarda böyle bir algı oluşmuyordu. Hak eden hakkettiği yere en azında nesnel kriterlere göre atanabiliyordu.

Eğitim emekçileri ve sendikaların mümkün olan en geniş toplumsal kesimlerle bu yönetmeliğe karşı çıkması gerekiyor. Bu hem hukuksal boyutta (İptal davaları, Göreve iade edilme, yürütmenin durdurulması vb) hem de toplumsal boyutta olmalıdır. Öğretmenlerden Velilere, idarecilerden Öğrencilere kadar her kesim bu konuda duyarlı olmalıdır. Yoksa hem iş barışı tehlikeye girecektir hem de iş güvencemiz. İş barışı tehlikededir, çünkü Öğretmen/veli/Öğrenci atanan Müdürün Kişisel akademik vb başarılarından değil siyaseten/Torpille atandığı algısına sahip olacaktır. Öğretmenine/öğrencisine karşı geliştirdiği tepkilere hep bu “algı”yla yaklaşılacaktır. Bu okulları içinden çıkılmaz yeni problemlerle karşı karşıya getirme potansiyeli yüksek bir durumdur.

Eğitim Yöneticilerini bir gecede çıkardıkları kanunla görevden alanlar yine bir gece Öğretmenlerin de iş güvencesini elinden alacak kanunu yapabilir. Yani Bugün bize “ya arkadaş bir sınavla müdür mü olunurmuş. Ne müdürlüğü müdür yardımcılığı asli göreviniz öğretmenlik. Diyenler yarın “Ya arkadaş bir sınavla öğretmen mi olunurmuş. Ne öğretmenliği, meslek ömürlük değil; şunu şunu yaparsan ancak öğretmen kalabilirsin.” deyip iş güvencemizi kaldırmaya çalışabilir. Öğretmenlerin iş güvencesinin kaldırılmasını performans sisteminin getirilmesi ile birlikte düşündüğümüzde yoğun çalışma saatleri, angarya, itaat, toplumsal prestij yitimi vb olarak yansıyacaktır.

Veliler/öğrenciler açısından Sınıfsal, Gelir dağılımdaki adalet ve Kültürel sermaye farklılıkların yanında siyasi iktidara yakınlık/uzaklık ayrımı da olacaktır. Siyaseten aktif aktörlerin “atadıkları idareci”ye sözünün geçmemesi düşünülemez. Bu durum yereller açısından daha da sıkıntılı hal alabilir. Herhangi bir beldenin/ilçenin/ilin yöneticisi/yöneticileri, tanıdıkları vs bunlara uzak, tanımayanlar arasında farklılık olacaktır. Bunun nota/karnelere vb yansıyacağı söylemek yanlış da olmaz. Okul başarısının lise ve üniversiteye girişteki etkisini de düşünürsek işin vahameti daha da net anlaşılacaktır.

Sonuç olarak Yöneticiler torpille ve siyaseten değil liyakat ilkesine ve eğitim bileşenlerinin seçimleri doğrultusunda belirlenmeli; bu hem eğitim hem toplumsal açıdan bir zorunluluktur. Yoksa zaten Norm kadrodan ikili eğitime kadar sayısız sorun barındıran eğitim alanının daha büyük bir kaos yaşaması kaçınılmaz olacaktır.

Emin NERGÜZ

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.