Önce Bir Yurttaş Yaratmak Gerek

01.02.2014 19:29:09
A+ A-

Türk kültüründe öğretmenlik mesleği kutsal sayılırdı. Son 40 yıldır bu kutsallık kanısı önemli ölçüde değer yitirmeye başladı. Bu kayıpta önemli ölçü, insan kalitesi grafiği sürekli olarak iniş aşağısını işaret ediyor. Toplumda sivrilmiş itibar görmüş bu nedenle ülkenin yönetimi teslim edilmiş kişilerin kötü öyküleri ancak ve ancak eğitim, bağlı olarak öğretmen kalitesinin düşüklüğü ile açıklanabilir.

1963 yılında Öğretmen Okulu öğrencisiydim. Okulumuza Fin'li olduğunu öğrendiğimiz bir gurup adam gelmişti. O yıllarda henüz "Köy Enstitüleri" mantığı hüküm sürerdi Öğretmen Okullarında. Adamlar bir hafta boyunca derslerimize gözlemci oldu, atölyelere girdiler merak ettikleri şeyleri öğrenmek olanağına kavuştular.

Köy Enstitüleri mantığı gerçek bir üretim işiydi. Nasıl ki bir fabrika ham maddeyi alır işler ve mamul madde haline getirerek piyasaya sunar, o okullar da aynı sistem üzere çalışırdı. Yedi sülalesi okuma yazma bilmeyen köy delikanlılarını alır eğitir, okutur ve yine ülkenin köy piyasasına sunardı.

Burada ne okutulduğu değil, "Bir tür seri üretim biçimi" insan yetiştirme mantığını öncelikle önemli buluyorum. Çok acıdır; öğretilenler daha ziyade ırkçı ve askeri bir yapının omurgasını oluşturuyordu. Şuradan belli ki her on yılda bir yapılan askeri müdahale alkış alıyordu. Kalkınmak, zengin yahut mutlu olmak o kadar önem taşımazdı. Benim kuşağım öğretmen olurken onlara azınlıklar, Hıristiyanlar, Aleviler, Kürtler gibi yasak kavramlardan hiç söz edilmedi. Hatta öğretmen olup da Türkçe bilmeyen köylere gittiğimizde, Türkçe bildiği halde Alevi yahut Hıristiyan olan köylere gittiğimizde nasıl davranmamız gerektiğini bilemiyorduk.     

Finlandiya dünya eğitim düzenini inceledi; büyük eğitimci Snelman'ın çizdiği yoldan hiç ayrılmadı ve her yıl dünya ülkelerinde eğitimin kalitesi sıralamasında birinci oluyorlar. Türkiye ise 110 ülke arsında ancak 82'ncilikle yetiniyor.

Eğitim düzenimizin 82. olması bir yana, "Laik" olmak gibi bir faraziyenin arkasına sığınarak "Sünni Türk" asimilasyonu peşinde olduğunu görüyoruz. Hükümet ile tarikat biri birlerini Sünni ve Türk söylemleri üzerinden taşlıyorlar. Böylece, Türk Milli Eğitiminin amaçları ve yarattığı ortamın sonuçlarını hep beraber izleyebiliyoruz.

Türk Milli Eğitiminin amaçları toplumsal düzene de zarar verdi. Maraş, Sivas ve Çorum'da yapılan katliamlar da Milli eğitimin amaçları doğrultusundadır. Adalet mekanizması zaten işlemiyordu, bu kez temelli çırpıdan çıktı. Kendi çıkmazları vardı, bir de muktedir olanların müdahalesi eklenince hukuk hepten açıkta kaldı. Sistem "gücü, gücü yetene" şeklinde, kendisine özgü yeni bir yol oluşturdu.

Kısaca; Milli Eğitim sistemimiz neye, kime hizmet ettiği pek anlaşılamayan bir "insan yetiştirme" modeli çiziyor. Bir bakıma bölücülük yapıyor. Ne var ki Mustafa Kemal'in "yurtta sulh, cihanda sulh" özdeyişi henüz eskimedi.

Dershanelerin kaldırılması Sünnileştirme politikasını zora sokacak. O yüzden geri adım atılmış olabilir. Diğer yandan, Milli Eğitim politikaları; Kürt, Sünni, Alevi ve Hıristiyan ahaliyi birbirine düşman etmek için elinden geleni yapıyor. Birileri bir yana diğerleri öte yana çekiyor, sonuç ortada.

Oysa örnek uzakta değil; Finlandiya eğitim düzeni, yarım yüzyılı geçkindir mükemmel yurttaş tipini yetiştiriyor.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.