Dervişe bulaşan taşın ibretlik hikayesi...

16.02.2016 12:41:07
A+ A-

Günlerden bir gün derviş yürüyüşe çıkmış. Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş derken ayağına bir taş dolanmış. Derviş yorgunluğun verdiği  buhran hissiyle olsa gerek, taşı vurduğu gibi yolun karşısına savurmuş. Taşa yaptığına içerleyen derviş kendine epey kızmış. Derken bir ağaç gölgesi bulmuş soluklanma ihtiyacı hissedip oturuvermiş. Lakin savurduğu taş tam göz hizasındaymış. Kafasını çevirip başka yöne bakmaya çalışsa da gözü hep taşa takılıyormuş. Bugüne kadar hiçbir şeye bu kadar zalim ve sert davranmadığını düşünmüş. Günahım bu işte demiş tam karşımda dikiliyor. Derken derviş yerinden doğrulmuş gitmiş taşa kallavi bir tekme daha savurmuş. Taş döne döne uzaklaşmış ondan. Derviş taşın gidişini izlemiş. Sonra demiş ki “akıllı ol lan aklını alırım senin”…

Şimdi buraya kadar okumaya devam eden varsa bana duydukları sevgiden ve yazdıklarıma değer veriyor olmalarından dolayı teşekkürlerimi sunmak isterim. Lakin yıl olmuş 2016 hala mı dervişli  kıssalar peşindesiniz arkadaş. Muhtemelen aramızda 60’s kuşağı var onlara da hürmetlerimi  sunarım. Zira annem ve babamdan biliyorum böyle hikayelere pek meraklı oluyorlar. Evet kardeşlerim, ağabeylerim, ablalarım ve bunu okuyan benden uzun boylu kazulet kızlar ve çıtır genç arkadaşlar tekrar merhaba. Muhtemelen siz bunları okurken ben çarpılmış olacağım malum derviş olayı sakat Allah muhafaza. Her neyse bu sizlere yazdığım 100. yazım olacak. İnsanlık için küçük, benim için büyük olan bu gurur hepimizin desem de inanmayın. Yazarken yanımda mıydınız yoo, avantadan kendinize pay çıkarmayın.

Bu aralar değişik duygu durum bozuklukları içerisindeyim. Manikten  panik atağa, bordelinedan  Peter pan sendromuna kadar her bozukluğu dibine kadar yaşıyorum. Ülke hali, Suriye de yaşananlar, olmayan aşk hayatım, altın onsunun fırlaması falan tüm bu ruh halime sebepler arasında gösterilebilir. Ama Sezar’ın hakkı Sezar’a derler. Kafamın şu aralar ki güzelliğinde en büyük payı diyanete borçluyum. Ülke ülke değil Lut kavmi anasını satayım. Bastırılmış ne fantezilerimiz varmış milletçe. Yahu minnoş Zekeriya Beyaz hocaya sorulan “devekuşundan kurban olur mu?, oruçluyken sakız çiğnenir mi?” soruları nerde şimdikiler nerde. O zamanlar yüzümüzü kızartan tek soru “cinsel ilişkiyle oruç açsak olur mu?” iken şimdi “kızıma şehvet duymam normal mi” ye dayandı olaylar. Bi çüş artık ya. Gerçi cevap sorudan efsane “önce anasını boşayacaksın”…

Şimdi bunca günah varken benim dervişli komik yazım arada kaynar diye ümit ediyorum. Var ya ne yere bakan yürek yakanlar varmış da biz uyuyormuşuz. Elin herifi günahlardan kombo yapmış, Helga’nın, Olga’nın, Sweetlana’nın tadına bakmış. Yüce Rabbim tabi sen bilirsin ama ben bu yazıdan yargılanırsam biraz arıza çıkarırım söyleyim. Ay konu dağıldı gelemiyorum kendime anlamıyorsunuz beni.    Ge le mi yo rum…

Bu aralar size de bi adam sendecilik, koy gitsincilik çöktü mü? Malum bizim buralarda havalar ısındı ya bahar falan mı çarptı anlamadım pis, şirret,  gamsız bir şey oldum ben. Kafama takmıyor gibiyim ama bilinç altımda hep bir sayıp sövme durumu var. Şu lanet 14 Şubatta geçti bitti çok şükür. Yea zaten hep kapitalist sistem şeysi bunlar bakmayın siz benim önceki yazımda şöyle böyle dediğime. Evet haklısınız yalnız olduğumdan şuan koca günü bokladım. Halbuki sevgilim olsaydı o çarkın dişlisi olacaktım. Bu arada ben Adana da yaşıyorum ya süper geyik çevirdim 14 Şubatta. Pazar gününe denk gelişi bizim yöre insanını bozmadı elbette.  Çünkü pazarları mangal günüdür. Koca şehir kuyruk yağı koktu vallahi billahi. Öyle aromatik mumlar tütsüler hayırdır ya Çukurova da ???  Adamı dillerine sakız ederler. Bu gözler “ böbrekleri tuzla aşkım bunlar hazır” diyen günübirlikçi sevgili gördü. Milletle rahat rahat dalga geçtiğim bir sevgililer günü yaşadım. Teşekkürler yöre insanı  :)

Ay benim resmen canım sıkılmış, yüreğim daralmış. 100. yazımda bahsettiğim şeylere bak. Anlayın işte ne kadar bunalımdayım. Aslında neler neler yazdım size. Kitap mı eleştirmedik, aşk acısı mı çekmedik, memlekete büyükbaşlara mı dokundurmadık, acımızı bile birlikte yaşadık. Ya galiba ağlayacağım şuan. Evde temizlik yaparken kendi kendime konuşan  sonra bir de sözümün üstüne söz söyledi diye kendimle kavga eden insandım ben. Şükür ki biraz yazınca açılıp, normalleşme sürecine girdim. İyiki hepinizi tanımışım canısılarım. (evet yazar burada resmen 1 vermeyin diye yalakalık yapıyor). Tebrikler beni çok iyi tanımışsınız.

Şimdi kafayı boşalttığımıza göre dönelim derviş ile taşın hikayesine…

Hangimiz dervişiz?

Derviş derviş olduğu için günahsız mı sayılıyor?

Hayatta hata yapma lüksümüz var mı?

Taşın doğasında hep itilip sürgün edilmek mi var?

Burada kazanan kim, kaybeden kim oldu?

Taş taşlığından bir şey kaybetmedi gibi siz ne dersiniz?

Hepsini geçin ağalar beyler aramızda dünya yuvarlak lafını kaypaklık olarak algılayanlar var. Taşı ne kadar uzağa fırlatıyor olsanda sana dönüş menzilini kısaltmış oluyorsun. Taş sana yetişecek eninde sonunda. Ha diyelim taşı önüne katıp sürükledin, o durumda da peşinden giden sen oluyorsun. Devran dönüyor ve bir şekilde neyden kaçmaya çalışıyorsan kader onun önene atıveriyor seni . siz yine de takmayın tabi dünya dönüyor. Taşmış, insanmış dönmüş - dönmemiş fark etmiyor…

Bakın  ben başlığa “ibretlik hikaye” yazacağım yazı sürprizli olsun, kimseye çaktırmayın. 101. yazıda görüşmek üzere…

Sevgiler, saygılar…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.