Radikal Blog'un bu kategorisine uygun bulduğum yazılardan...

09.03.2016 15:51:08
A+ A-

Aşağıda, Radikal Blog'un "Eğlence Komik Yazılar" kategorisine uygun bulduğum bazı gazete yazılarından yaptığım alıntılar yer alacak. Okursunuz; belki benimle aynı fikir ve kanaatte olursunuz; belki de olmayanlarınız vardır; nitelikli, ciddiyet ve seviye yansıtır yazılar olarak görenleriniz olabilir onları. Mümkündür. Bunu hesaba katarak tasarlıyorum bu başlık altındaki yazılarımı. Benim fikrim ve kanaatim bu alıntıladığım yazılar için de böyle. Bunu yansıtıyorum işte. Bu alıntıladığım yazılarda söylenenleri ciddîyet ve seviye yansıtır bulmuyorum; komik geliyor bana bu önyargılı, saplantılı / takıntılı, sâbit yaklaşımı yansıtan tespitler, değerlendirmeler. Daha ne söyleyeyim!

"(...) Olağanüstü hal döneminin de bugün onu aratan sokağa çıkma yasağı rejiminin de ortak bir noktası var. Bölgeye ayrı bir hukukun, ayrı bir gerçekliğin uygulanması. Böylelikle ayrımın neredeyse coğrafi sınırları çiziliyor. Bunun da son tahlilde herhalde birlikteliğin değil ayrılıkçılığın işine yarayacağı ortada.
Kürt meselesi gibi etnik, toplumsal, siyasi gerilimin şiddetle sarmalandığı meselelerde gerçeklik çok önemli. O sebeple, bu meselelerini demokratik yollarla çözen toplumlar, Hakikat Komisyon'ları kurarak toplumsal barışı sağlamaya çalışıyor. 
(...)
Beceriksizlik ve siyasi hesaplar sebebiyle dağıtılan çözüm süreci masasıyla bu fırsat kaçtı. Bununla da kalmadı toplumu ortadan yaracak yeni sürüm bir 90'lara vardık.
Ne olduğunu bilmeliyiz ki konu hakkında bir fikrimiz olabilsin. Aksi takdirde sesi en çok ve yaygın çıkanın peşinde sürükleniriz.
Elbette bunun için önce bu yönde niyet olması gerek. O niyeti herhangi bir yerde gören var mı? (...)" (Özgür Mumcu)
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/494490/Hakikati_ogrenmeliyiz.html

"(...) Ve tabii en taze örnek, geçen hafta Anayasa Mahkemesi'nin Erdem Gül ve Can Dündar'la ilgili tutuksuz yargılama kararı ve gerekçesine önce uymadığını, saygı da duymadığını söyledikten sonra AYM'ye ta Nijerya'lardan verdiği "hukuk dersi".
Sanırsınız ki dört başı mamur hukuk tahsili yapmış ve ömrünü bu alanda çalışıp kafa yorarak tüketmiş bir profesör konuşuyor.

Aslında bir kardiyoloji doktorunun hasta için koyduğu teşhise ve önerdiği tedaviye bu alanla uzaktan yakından ilgisi olmayan birinin "Uymuyorum, saygı da duymuyorum" diye tepki vermesi kadar komik bir durum söz konusu!..

Fakat bu komedi, bir ülkenin gidişatına keyfî şekilde hükmetme noktasına süratle gelen biri tarafından icra edilince korkunç bir trajediye dönüşüyor.

Hukuktan sosyolojiye kadar her şeyin bilgisine vâkıflık ve hâkimlik şeklindeki bu sorunlu özgüvenin inşasında Erdoğan'ın imam-hatip altyapısının da önemli bir katkı payı oluşturduğu kanaatindeyim. O, orada öğrencilere "Siz ileride Türkiye'yi yöneteceksiniz" diyen hocalar tarafından yetiştirildi. Verilen eğitimin her şeyi kuşatıcı bir çerçevesi olduğu iddiasıyla.

Bununla bağlantılı o, "bilgi"nin bütünsel olarak dinden çıktığı şeklinde bir hareket noktasına sahip. (...)" (Tayfun Atay)
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/494492/Diyanet_karar_versin__tutuklu_mu_tutuksuz_mu_.html

"(...) Türkiye'nin başında bulunanların ideolojik özellikleri ve "stratejik ham hayalleri" itibarıyla "en Batı-karşıtı" iktidarının Batı'ya büyük ihtiyacı ortaya çıkmış iken, AB'nin "varoluşsal tehdit" olarak algıladığı "mülteci krizi" nedeniyle Türkiye'ye ihtiyacı, Türkiye'nin kendisine ihtiyacından daha da fazla hale gelmiş gibi gözüküyor.
(...)
AB'nin "devlet adamı fıkdanı" çektiği ve siyaseten döküldüğü bir döneme denk geldi, "mülteci krizi". AB liderleri, "mülteci krizi"nin önlenebilmesi yani Avrupa içlerine mülteci akımının Türkiye tarafından durdurulması için, Türkiye'yi belirli bir "para karşılığı"nda kendilerine "sınır muhafızı" olarak tutmayı tasarlarken, Türkiye'deki insan hakları ihlallerine, temel özgürlüklerin sınırlandırılmasına kulaklarını tıkamayı benimsediler.

"Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez" mantığı ile. Basın özgürlüğünün görülmemiş biçimde ayaklar altına alındığı, biber gazlarıyla saldırılarak Zaman Gazetesi'ne el konulması "zamanlaması"nın, Brüksel'deki Türkiye-AB Zirvesi'ne 48 saat kala gerçekleştirilmiş olması rastlantı değildir. 
(...)
Türkiye, "mülteci krizi"ni ve bunun karşısında AB'nin tek kelimeyle dökülmesini ustaca kullanıyor  ve "mülteciler" konusunu bir "dış politika aracı" olarak değerlendiriyor.

Brüksel Zirvesi'nde Türkiye yeni ve beklenmedik önerilerle çıktı. New York Times bunu şöyle değerlendirdi:

"Aslında Türk talepleri, Avrupa Birliği'nin zayıflayan pozisyonunu açığa çıkarttı ve (AB) tökezledikçe krizi yönetmenin zorluğunun ve artan maliyetlerinin işaretini verdi."

Türkiye, "iflâs etmiş Suriye politikası"na, "mülteci krizi"ni koz olarak kullanarak "AB desteği" elde etmeye bakıyor. Nitekim, Brüksel'deki bir düşünce kuruluşunun yöneticisi olan Fredrik Erixon, "Türkiye şimdi Avrupa'nın önüne koyduğu faturayı arttıracak. Öyle ki, Avrupa, şimdi Suriye ve Kürtlerle ilişkin olarak Türkiye'nin bölgede güttüğü amaçlara karşı çıkamayabilir" diyor. (NYT, 7 Mart)

Zaten, AB'nin Türkiye'deki, başta basın özgürlüğü, özgürlük kısıtlamalarına ve özellikle Kürtleri içeren "insan hakları ihlalleri"ne karşı kendi değerlerini ayaklar altına alan utanç verici sessizliği ve kafasını başka tarafa çevirmesi, çok şeyi ifade ediyor....
(...)
Türkiye'de özgürlük kısıtlamaları ve özgürlük ihlalleri o raddeye vardı ki, AB, Ankara'nın taleplerine karşı ellerini kaldırmaya teşne olmasına rağmen, çok zorlanıyor. (...)" (Cengiz Çandar)
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cengiz-candar/ankara-ile-bruksel-arasinda-jeopolitik-realpolitik-tango-1525132/

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.