Erdoğan’ın sonunu faiz takıntısı mı getirecek?

27.05.2014 10:04:32
A+ A-

Merkez Bankası’nın politika faizini geçtiğimiz günlerde %10’dan %9,5’e indirmesi Köln fethi sonrası Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ‘Sen dalga mı geçiyorsun?’ şeklinde tepki göstermesine neden oldu. Enflasyon tepe noktasındayken ve henüz düşüş trendine girmeden, TCMB üzerindeki bu siyasi baskı olası bir erken faiz indirimiyle ilerleyen günlerde ekonomi üzerinde sert tahribatlara neden olabilir.

Erdoğan neden faiz indirimi istiyor? Aslında bakıldığında bunu hem ekonomik hem de siyasi açıdan yorumlayabiliriz. Erdoğan’a göre Merkez Bankası’nın faiz oranlarını yüksek tutması, yatırımların önünde engel oluşturuyor. Bu sebeple de Erdoğan TCMB’nin yükseltirken beş puan birden, indirime giderken ise sadece yarım puanlık bir düşüş yapmasını sindiremiyor. Zira Başbakan’ın da dediği gibi ABD’de ve Japonya’da faiz oranları neredeyse sıfır. Ancak Türkiye’yi bu ülkelerle karşılaştırmak yerine bizimle aynı grupta olan diğer ekonomilerle karşılaştırmak gerekiyor. Peki dünyada faiz oranları nasıl?

22 Mayıs 2013’de Fed’in tahvil alımını yavaşlatacağı açıklaması aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Endonezya, Hindistan, Brezilya gibi ülkeleri derinden etkiledi Bu dönemde bu ülkeler sırayla faiz artırımları ile ekonomilerini FED’in dış tehdidine karşı savunma yolunu seçtiler. O dönemde TCMB bu faiz adımında geç kalarak cezasını daha sonra faizleri 5.5 puan arttırmak zorunda kalarak yaşadı. Yani TCMB o dönem zorunda olduğu bir hamleyi yaptı. Zira faiz artışı sonucu da Türkiye’nin risk primi 180 puana kadar geriledi. Şimdi de Merkez Bankası faiz artırımı sonuçlarından beklenen sonuçları alarak faizlerde indirime gidiyor. Ancak oradaki kilit nokta enflasyon ki kalıcı bir iyileşmenin yaşanıp yaşanmayacağı yıl ortasından sonra belli olacak.

Erdoğan’ın faizi sıfıra indirmesinde politik nedenlerinde yeri var. Zira Erdoğan’ın Başdanışmanı Yiğit Bulut’un tüm şerefimle söylüyorum faiz haramdır sözleri halen akıllarda. Ancak Başbakan Erdoğan’ın 2006 yılında D-8 zirvesinde enflasyon kadar faiz helal olmalı sözleri de halen akıllarda. Enflasyon oranının %9’ların üzerinde seyrettiği gerçeği önüne alınırsa, %9,5’lik faiz oranı da Başbakan için sorun olmamalı.

Cumhurbaşkanlığı Koltuğu Faizlere Bağlı

AKP’nin 12 yıllık siyasi performansında yatan en büyük nedenlerin başında ekonomik performansı geçiyor. Zira bu topraklarda insanların para harcaması için tek neden düzen ve otoritedir. 12 yıllık süreçte enflasyon ve faizlerde yaşanan geri çekilme insanların AKP’nin ekonomik politikalarını tasdiklemesine neden oldu. Bu süreçte kişi başı hane halkı borçları 23 kat artış gösterdi. Faizlerin bir an da çift hanelere çıkması AKP’nin mevcut politikalarına örtüşmemekte. Zira Erdoğan cumhurbaşkanlığı koltuğu için türbülansa giren büyüme rakamlarının yeniden yukarı doğru bir ivme yakalamasına ihtiyaç duyuyor.

Bankalar Günah Keçisi

Başbakan daha hükümetteki ilk günlerinden itibaren faizlerin düşürülmesi yönünde politika benimsedi. Bu açıdan düşük faiz sayesinde sağlanacak büyümenin oy getirmesi bilinen bir siyasi popülist tutumdur. Zira halk bankaları sevmez çünkü sürekli borçludur. Hele ki Türkiye’nin son 12 yılında hane halklarının Tüketici kredileri + kredi kartları borçlarının 12 Milyar TL’den 332 Milyar TL’ye çıkması, bankalara olan bu antipatikliği açıklamakta yeterlidir. Başbakanın tabiriyle faiz lobisinin faizler yüksekken kar ettiği ise maalesef gerçek dışı. Zira bankalar faizler düşükken düşük maliyetle mevduat toplarken, faizler yüksek iken mevduatı kaçırmamak için yüksek faiz ödemesi yaparlar. Yüksek faiz ortamında kredi kullanımı da yavaşlar. Zira son 12 yılda faizler tarihi seviyelerinden %5’lere inerken banka karlılıkları 4 kata yakın artmış durumda.(Aşağıdaki tablo Zeynel Balcı’ya aittir)

Faiz politikasın da diğer ekonomi politikası araçları gibi düşünmek ve gerektiği takdirde etkin kullanmak gerekiyor. Faizleri takıntı haline getirmek ve ne pahasına olursa olsun faizler %0'a inecek söylemleri halktan biri tarafından söylenebilir ancak başbakanlık koltuğunun ağırlığı, faizin de diğer ekonomi politikası araçlarından ayrı tutmamayı gerektirir. Faiz takıntısının ne gibi sonuçlar doğuracağı 1994 krizi ile test edilmiş. O dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in ekonomi politikalarına dayanaksız biçimdeki faiz takıntısının bedelini bu halk misliyle ödemiştir. Önümüzde siyasal açıdan belirsiz bir süreç geçiyor. Politikacılar önümüzdeki iki seçime hazırlanırken TCMB’de bağımsız bir şekilde kendi görevini yapmalı. Bırakalım da herkes bildiği işi yapsın. Yoksa sonumuz 1994’den farksız olmayacaktır.

Caner Otrakçı

https://twitter.com/canerotrakci

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.