Yeni Dünya -paranın ve mülkiyetin uygarlık değeri

18.12.2015 14:38:18
A+ A-

"Ölesiye çalışarak dünya malı kazanma hırsı, başarı kamçısı ve sahip olma tutkusu ekonomik etkinliği yaşamın en belirleyici hedefi ve temel amacı yaparak, insanı doğal varoluşla uyumlu yaşamdan ve ahlâki değerlerden uzaklaştıran başlıca neden olurlar." Karl Marx
 
"Bir dünya hayal edin. Bu dünyada paranın bize en hizmet edene gittiğini hayal edin. Paranın bilim insanlarına, sanatçılara, öğretmenlere, itfaiyecilere, uykunuzu koruyan polislere falan gittiğini hayal edin. Paranın aç çocuklara, insani yardım kuruluşlarına, ticari olmayan sağlık hizmetlerine gittiğini hayal edin. Böyle bir dünya kurmak mümkün" ("Tanrı ile Sohbet" filminden alıntı)
 
Bence böyle bir dünya kurmak, yani paranın akışını kural ve kanunlarla bize hizmet eden ve değer verdiğimiz insanların cebine doğru çevirmek mümkün olsa da akılcı değil. Bu insanlar parayı herkesten çok hak etmiş olsalar bile, bireysel zenginlik ekonomik israftan başka sonuç doğurmaz; çünkü çoğu insan kendi nefsini tatmin için harcamayı yeğleyecektir. Çünkü var olan insan uygarlığı bunu ayıplamaz, bilakis insanın nefsini sınırsız tüketime özendirir. Bazılarının parasını kendi nefsi için değil de insanlık hizmetine harcaması bu israfı telafi etmeye yetmez.
 
Zenginlik toplumsal mülkiyet yapılmalıdır. Bu zor iştir; insanların yaşam bilinçlerini bireysel zenginlik bağından çözüp toplumsal zenginlik ortaklığına bağlamak gerekecek. Gene de yapabileceğimiz basit, fakat bireysel ve toplumsal yaşam kültürü olarak benimsendiğinde zamanla etkisi büyük olacak bir şey var: Parayı yüceltmekten vazgeçmek. Paranın lüks hayat hayalini küçümsemek gerek... Yani, uygar yaşamın temel ihtiyaçlarını satın alma dışında parayı bireysel yaşamı özgür ve özgün yapıcı vazgeçilmez güç olmaktan çıkartmalıyız. Böyle yapınca, altın kapaklı klozet, elmas taşlı avize, şehir içi ulaşımda "500" beygir gücünde cipler, yüzlerce odalı malikâneler toplumsal bir saygınlık ya da demokrasi üstü bir güç simgesi olmaktan çıkabilir; bunlara sahip olma arzusu bir kişilik bozukluğu olarak algılanmaya bile başlayabilir.
 
Bu bilincin oluşabilmesi için bireylere kültür, sanat ve spor gibi sosyal etkinliklere kendi özgünlüğü ve özgürlüğüyle katılımda fırsat eşitliği sağlanmalıdır. Gecekondu çocuğu arzu ettiğinde teniste ve kayaktaki yeteneğini sınayabilmelidir. Köylüler kasaba ve şehirlerdeki spor, eğitim, eğlence ve sanat etkinliklerine parasız ve kolay ulaşabilir olmalıdır. Belediyeler arası sadece yemek masraflı gezi turları düzenlenmeli. Yapacağı gezi turlarını belediye en az 6 ay öncesinden itibaren duyuruda tutmalıdır. Geziye katılmak isteyenlerin içinden öncelikle geliri en düşük olanlar seçilmelidir. Yıllık gezi sayısı gezilere katılma talebini memnun edecek düzeyde tutulmalıdır. Yoksul insan, "Zengin olsam ben de gezerdim" demeye kalmasın. Tabi ki dans, müzik, resim ve sahne oyunculuğu gibi görsel sanatlar için de zenginliği ölçü almadan yeteneğin kendini sınamasına fırsat verecek kamusal sanat atölyeleri kurulmalıdır.
 
Lafın özü cebimizdeki paranın akışı bizim tüketim ve sahip olma hırsımıza uygun yönde gider. Bu bağlamda insani değer üretmeyen sahip olma hırsımızı ayıplayan ve küçümseyen bir toplu yaşam kültürü oluşturabilirsek para da memnuniyetle insanlık değeri üreten sistem ve hizmetlere akıtılacaktır. Önce paranın harcanım değeri için seçim yapmalıyız: sizce fındık kadar bir elmas taş mı, yoksa bir öğrencinin kitapları mı daha değerlidir? Bence çoğu insan toplumsal varoluşun hangisine daha çok rağbet edeceği bilgisiyle seçimini bağlar. Bu bilginin bilinci insan uygarlığının serdümenidir. Eğer toplumsal varoluş parayı ve mülkiyeti insan uygarlığını ihya için kullanan kişiye daha yüksek saygınlık ve rağbet bahşederse, birey elmas almak yerine eğitime destekle ünlenmeyi seçebilir. Elbette her şey bireyin kendini varoluş güvenliğinde özgür hissetmesine bağlıdır. Bireyin evsiz kalma korkusu; işsiz kalma korkusu; eğitimsiz ve öğrenimsiz kalma korkusu; hastanelerde sürünme korkusu kalmadıysa varoluş güvenliği oluşmuştur. Sözün özü, parayı ve mülkiyeti uygarlığın insani kullanım değeri yapabilmek için her şeyden önce bireyi gelecek korkusundan sıyırmak gerekir.
 
Bireyi gelecek korkusundan sıyırmak da yetmez. Tabi ki gösteriş budalası nefsin kaynak israfı lüks tüketim harcamaları yasal zeminde önlenebilmelidir. Her yıl gelir vergisi beyanı yanında kişisel tüketim beyanı istenmelidir. "Temel yaşam gerekleri, üretim ve topluma hizmet dışında kalan yıllık kişisel tüketim bedeli kişi başına düşen milli gelirin 8-10 katını geçemez" diyebiliriz. Geçerse ne olur? Tavan sınırı aşan kısım kademeli olarak, yarısı, tamamı, bir buçuk katı ve iki katı kadar vergiye tabi olur. Ayrıca, üretim ve toplumsal hizmet için kullanılan gelir tümüyle vergiden muaf tutulmalıdır.
 
Yukarıdaki dünyayı hayal etmek kolaydır. Onu istiyorsan eğer, hayali bırakıp paranın öyle bir dünya değerine uygun harcanacağı toplumsal yapıyı da örgütlemelisin. Senin için kimse böyle bir dünya kuramaz. Sen de tek başına bu dünyayı kuramazsın. Sen, ben ve biz şimdiden başlayıp parayı zaten böyle bir dünyadaymışız gibi harcamalıyız. Hele de bir araya gelip örgütlü harcama yapabilirsek, eninde sonunda para ve mülk sahibi varlığını Yeni Dünya yaşam kültürünün iltifat ettiği toplumsal varoluş saygınlığı ve huzuru için kullanmak isteyecektir. Çünkü insan bilinci paranın hizmetinden çıkmış, para insan bilincine hizmet aracı yapılmış olacaktır. Çünkü o zaman, para babası 500 beygir gücünde bir cipe atlayıp şehir içinde gurur ve kibirle gerinerek tur attığında gösteriş budalası sayılacaktır. Budala sayılmasa bile, halk nezdinde rağbet görmeyeceği için toplumsal varoluş değeri düşecektir. O zaman, kırk odalı malikâne bahçesinde kar yağışı altında havayı ısıtarak havuz partisi veren zenginlik insan uygarlığının bir başarı öyküsü olarak sunulamayacaktır. Paranın savaşı ve israfı kutsayan hükmünden çıkmanın bireysel yolu olası en sade yaşantı biçimini seçme cesareti göstermiş olmaktır.
 
Parayı ve mülkiyeti insanlık hizmetinde harcamanın şimdilik en kolay fakat en etkin yolu güvenirliğini ispatlamış insani destek kurumlarına bağış yapmaktır. Yeni Dünya kültürüne temel harcı katmak istiyorsanız, temel yaşam konforunuzu ve gelecek güvencenizi (emeklilik gibi) sadelik içinde sağladıktan sonra elde kalanı hayır işleri için örgütlenmiş kurumlara vermelisiniz. Ya da gücünüz yetiyorsa doğrudan kendiniz insana hizmet etkinliğine geçmelisiniz. Bağışlar özellikle insani yardım, çevre koruma ve eğitim alanlarına kaydırılmalıdır. Güven duyumu için yeterli araştırma ve bilgilenmede üşengeçseniz, tarihin şahit olduğu köklü kurumları seçmek bağışın selameti açısından önemlidir.
 
Kuracağımız dünya bizim değerlerimizden başka bir şey değildir. Biz her şeyden önce, en büyük ve pahalıyı, en lüks olanı satın alabildiği için insanın özlük değerinde bir artış olmadığını bilincimize dank ettirmeliyiz.
 
Paranın ve mülkiyetin başarıyı yücelten değerini insanlığa hizmet oranıyla ölçer olmalıyız. Bu anlayış Yeni Dünya'nın uygarlık felsefesi yapılmalıdır.
***
Muharrem Soyek


YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.