Acaba cehennem sınırsız şekilde büyüyor mu ?

08.06.2014 03:56:53
A+ A-

Bazı sözler vardır; anlatmak istediğinizi dünyada sadece o cümle özetler. Ne gariptir ki, sözü geçen o duyguyu; sizden önce oraya giden bir şair keşfetmiştir. Size ise, o keşfedilmiş kuyuya bir para atmak düşer. Bilirsiniz, bu yol; kuyunun ne kadar derin olduğunu anlayabilmek için kullanılan bir yoldur. Bir söz üzerinde derinleştiğinizde, aslında sizinde duygularınızın ne kadar değişken olduğunu anlar ve parayı attığınıza pişman olursunuz. Çünkü kuyu, dipsizdir. 

"Cehennem boş, tüm şeytanlar burada"

William Shakespeare'in bu sözünü duyduğumda, parayı kuyuya atmıştım. Öyle ki; benden asırlar önce bu kuyuyu keşfetmiş bir şair vardı ve bana kalan kuyunun derinliğini ölçmekti. Bir dakika yahu... Kuyuyu gördüğümde, neden kuyunun ne kadar derin olduğunu ölçmek zorunda hissetmiştim kendimi? Acaba doyumsuz muydum? Bir şeyi bulmak beni tatmin etmiyor muydu? Ona tamamen sahip olmak için, onu tamamen sarmalı mıydım? 

Peki ama neden?

Dünyada uğrunda savaş verilen bir çok düşünceyi örnek alalım. Diyalektiğin yüce kudreti karşısında bütün "dönemler" yok oldu.

Yolculuğumuzu bir labirente benzetmek gerekirse:

İnsanlık varoluşundan bu yana bu labirenti; ilk metayı bularak oluşturdu. Hayvan liflerinden oluşturdukları ip ile bir tahta parçasını yontup oluşturdukları iğne yoluyla ilk işlevsel meta; kontorolsüz bir kurallar bütünü ile giderek güç dengelerinin oluşmasına ve bu gücü elinde bulundurmanın, metayı elinde bulundurmak ile aynı olduğuna kanaat getirdi. Daha sonra silahların bulunması ve bunlarında metayı bulunduranların eline geçmesi çokta uzun sürmedi.  Sömürünün fitlini ateşleyen bu kontolsüz kurallar daha sonra kendilerine tanrısal güçler ekledi. Yani; ilk başta ilim vardı. İlim; evreni ve insanları oluşturdu. İnsanlar metayı ve metanın yardımıyla güç dengelerinin üstünlüğüne dayalı bir labirenti keşfetti. Bu labirent kendine üst sınıfına tanrısal kuvvetler yarattı. Bu tanrısal kuvvetler ise kuralları geliştirerek; köleliği ve şükretmeyi ortaya koyup, öteki dünya kavramını yarattı. Silahlar bulundu. Labirente giriş esnasında cereyan eden bu sistematik yanlışlar öncesinde komünal ve paylaşımcı bir şekilde yaşayan topluluklar varoldu. Sistematik yanlışlar esnasında da elbette o topluluklar vardı ki hala da varoldukları söylenebilir. Yüzyıllar süren süreçlerde bir çok sömürü dönemi geçtiğini düşünürsek şu an ise ilkel kömünal topluluklardan çok az kişinin bahsetmesi üzücü bir durum teşkil ediyor. Çünkü; alternatif yolları yaymak; bir gücün elinde... Evet. Öyle ki; sistematik güç, labirentin alternatif yollarını da tıkayarak , kendi alternatif fikirlerini sürekli tüketim amacı güden toplumlar için var etti-var ediyor. Sürekli tüketime dayalı bir toplum haline geldik diyoruz ama labirente girdiğimizden beri böyleydik. İnsanlığın yarı merak-yarı menfaat ile girdiği bu labirentte; bir gerçeği mutlaka kabullenmeliyiz:

Hiçbir dönemeçte doymadık. Hedeflerimize hiçbir zaman ulaşamadık; çünkü hedeflere ulaştığımız anda hedefsiz kalmak istemedik; yeni hedefler oluşturduk. İçimizde, doyumsuz şeytanlar oluşturduk ve her zaman, yolculuk yaptığımız labirentin iki kapılı bir sistemle noktalanacağını düşündük.  Ancak asıl düşünülmesi gereken, bu yolun sonu değildi.

Geçmişimiz, hiçbir kapıya sığamayacak kadar büyüktü. Geçmişe dair, yani labirentin içinde geçmişte attığımız her adım; durakladığımız her an için, bir verilmesi gereken "hesap"tı. Oluşturduğumuz ayak izleri; üzerine ne kadar toprak gelse de, zamanında oraya bırakılmıştı. İşin en kötü tarafı ise; sahip olmak istediğimiz her şey; ayak izlerimizi arttırıyordu. Bu ayak izleri de, başkalarının anıları üzerinde şekillenen izler oluyordu. Çünkü; kendi hedeflerimiz, mutlaka başkalarının da hedefleriyle benzeşiyordu ve biz her defasında başkalarının ayak izlerini eziyor, en üste kendi ayak izimizi yer edindirmeye çalışıyorduk. Yani, cehennem için hazırladığımız tüm "günahlarımızı" her geçen gün daha da büyütüyorduk. Bizimle beraber, cehennemde bu ihtiyacı karşılamak için o kadar büyüyorduk. Çünkü, hiçbir zaman doymayacaktık.

Cehennemi, kendi dünyalarında oluşturan insanlar; cehennemin "dipsiz bir kuyu" olarak karşılarına çıktığını ve aslında  kuyunun sınırsız şekilde büyümesinin (atılan paranın), kendi "doyumsuzlukları" olduğunu anlamalıydılar. Yani; cehennem dipsiz, bomboş ve sınırsız büyüyen bir kuyuydu ve şeytanlar 'şu anlık' bu kuyunun dışındaydı.

Attığım paranın kuyudaki macerası devam ederken:

Shakespeare, bu labirentin oluşturduğu şeytanların telaşına bakıp; "Cehennem boş, tüm şeytanlar burada" dedi.

Biz de o cümleyi tamamladık: "Cehennem kendi boşluğunda sınırsız şekilde büyürken; kuyu kenarında gezinen ve kendi cehennemini büyüten şeytanların sayısı da her geçen gün artıyor."



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.