BELA!

19.01.2014 14:20:55
A+ A-

Genelde hepimizin tecrübe edip, sık sık dile getirdiği bir durum vardır: “Korktuğum başıma geldi!” deriz. Neden korkmuşsak,neden kaçmışsak mutlaka o şey ya da durum döner dolaşır bizi bulur. Böyle durumlarda da yine pek çoğumuz ya bu şekildeki oluşumların neden başımıza geldiğini anlayamaz ve serzenişte bulunuruz ya da sessiz kalır yaşadığımız her ne ise içimizde çözümlenmemiş bir başka sıkıntı olarak bunu yaşatmaya devam ederiz.

Korkulanın başımıza gelmesi bilimin tespitine göre ele aldığımızda, artık biliyoruz ki; beyin içinde düşünülen herşey çöp bilgi dahi olsa kayda geçen bir girdidir. Bu ister vehim-korku kaynaklı olsun, isterse de olmasın, beyin bu bilgiye denk düşecek bir bilgiyi bir başka deyişle oluşumu oluşturmak için tüm mevcut verileri tarar ve yayınını yapar, dışımızda diye adlandırabiliceğimiz olay ya da kişileri bir mıknatıs gibi çekerek, bu düşünülen ve korkulan durumu oluşturur ve yaşatır.

Aslında beynin hakikati gereği sadece korktuğumuzu bize yaşatmıyor; talep ne ise onun karşılığı açığa çıkıyor.

Bu açıdan baktığımızda da benim özellikle son yıllarda dikkatimi çeken nokta; pek çok insanın düşüncesinin ve talebinin içinde yaşadığı aslında bir hologramdan ibaret olan sanal dünyasını güzelleştirmek, zenginleştirmek olduğu. Madde sanısı içinde olan beyinlerini-düşüncelerini daha çok maddesel olgulara; para, mal, mülk..vb sahip olmak adına yöneltmeleri ve düşünce girdisinin-inputunun bunlar olması sebebiyle de elde ettiklerinin bu doğrultuda olması.

Bunun yanında, bunca dünyasal çaba-koşuşturma içinde, onca kalabalık içinde kendi içine dönebilen, aslında dışında diye bir dünyanın olmadığını, algıladığı herşeyin kendi beyinindeki hologram dünya ve kendi hakikiatinin de o sonsuz güç ve kudret olduğunun farkına varan , idrak eden beyinlerin de talebi ve yaptığı yayın tabii ki korkudan arınmış bir yayındır...

Sakin, dingin ve tepkisiz. Ne istediğini ve neyle karşılacağını ve yaşayacağını bilen ama bunu kabul eden, buna hazır olan..

Bu ne istediğini bilen ve başına gelecek herşeyin yaptığı yüksek talebin bir neticesi olduğunu farkında olan bir beyin de yeri gelir ünlü sufi Beyazidi Bestami Hazretleri gibi “Ekmek veriyorsun, bari azıcık bela ver de katık edelim” der.

Çünkü bilir ki; beyin hakikatini durağan, emniyetli, her günü aynı şekilde yaşayan bir şekilde, bir işleyişle yaşayamaz. Yine bilir ki, korkunun ecele faydası yoktur ve yaşanılacak herşey programı gereği yaşanılacaktır ve mutlaka herşey onun bilinçsel gelişimi için gereklidir.

Apaçık aşikar olan bir durum da en büyük belâların muntazaman, Nebi/Rasullere ve Velilere isabet ettiğidir. Çünkü, en güçlü beyinlerin, yüksek frekans düşünce üretenlerin yine sistemin işleyişi gereği çekeceği yayın elbette yine aynı derecede güçlü oluşum ve olaylardır.

Şunu aklımızdan hiç çıkarmayalım ki; bir kişi kendine tecrübe kazandıracak şeyler yaşamadan güçlü olamaz, bir yere varamaz. Kaldı ki, amaç hakikatimiz olan o sonsuz potansiyelin açığa çıkış farkındalığı ile yaşamaksa, o zaman bir olaydan kaçmak, bir kişiden kaçmak, hakikate yönlendiren seslenişlerden uzak durmak, hep kendini, nefsini emniyette tutmak, nedenli isabetli olabilir ki?...

Günümüze kazar uzanmış pek çok yüksek frekans üretimli hakikat ehlinin tecrübeleri tüm insanlığa ışık tutmuş, o oluşumlar tüm insanlığa rehber olmuştur. Eğer bu yüksek frekanslı beyinlerden yayılan talep doğrultusunda oluşan olaylar gerçekleşmeseydi, onlar da korkup, düşük frekans üreterek, nefslerini korumaya alıp, güvenli bir yaşam peşinde olsalardı, o zaman insanlığa kim ışık tutacaktı?

Acaba bunu hiç düşündük mü?...

Sevgili Okurlar,

O zaman gelin şunu sorgulayalım hep beraber...

Sahip olduğumuzu düşündüğümüz şeyleri kaybetmemek adına hep güvenli bir beldeye mi kaçacağız, yoksa bize bahşedilen,  özümüzdeki o muhteşem potansiyeli farkındalıkla yaşamak için talebimizi yapıp, kendimizden kendimize karşımıza çıkan her olayı, bu hakikat yolundaki bilinçsel gelişimimiz için gerekli  görüp, bu dünyada yaşayan hakiki anlamda korkusuz- cesurlardan mı olacağız?

Buna siz karar vereceksiniz.

Ahmed F. Yüksel

https://twitter.com/sufafy

http://www.ahmedhulusi.org/

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

Güçlü beyinlerin güçlü çekimi= BELA -

Enfes bir konu ve yazı… Hemen aklıma gelen şu hadisi şerifi paylaşmak isterim: Birisi, Peygamber Efendimize “Ben seni seviyorum” deyince “Fakirlik için bir elbise hazırla” buyurdu. Bir başkası gelip Peygamber Efendimize “Ben Allah Teâlâ’yı seviyorum” deyince “Bela için elbise hazırla” buyurmuş.İşte sizin de yazınızda bahsettiğiniz gibi, bela en hızlı, Nebilere ve Velilere geliyor. Bunu bugüne kadar bilirdim de, sebebini izah ettiğiniz satırlar ilk kez duyduklarım oldu:’’ Çünkü, en güçlü beyinlerin, yüksek frekans düşünce üretenlerin yine sistemin işleyişi gereği çekeceği yayın elbette yine aynı derecede güçlü oluşum ve olaylardır.’’… Çok enteresan geldi bana. Olaydaki sır; güçlü beyinlerin güçlü çekimi.. Elbette başka bir dolu hikmeti- açıklaması vardır. Çünkü bu güçlü çekim nedense hep acı- bela vs. olmuştur.. Ben bunun o kişilerin öze yakınlıklarıyla alakalı olabileceğini de düşünüyorum. Saygı ve sevgilerimi iletirken, belayla ilgili birkaç makalenizi daha dört gözle bekleyeceğim..(Belki de daha evvel yazmış olabilirsiniz, sanırım küçük bir tarama yapmam gerek).. Konu açıklamalarınızın sıra dışı olmasından ötürü buna ihtiyaç duyuyorum, bu kesinlikle iltifat olsun diye değil yani; tamamen düşünce – izah – anlatım farkınızın bana hitap etmesiyle ilgili… tanayolu

0 0
En büyük Bela -

Ben en büyük BELA’nın kişinin kendisini Allah’tan ayrı görmesi olduğunu yazmak istedim nedense. Din kavramıyla hep iç içe geçti hayatım. Fakat özellikle de son zamanlardaki tasavvuf ve vahdet ilmiyle olaya yaklaştığınızda, ki olayın esası zaten budur, çok farklılaşıyorsunuz. Hani eskilerden bir evliyanın dediği gibi: ‘En büyük günah Vücudundur!’ buradaki vücud kavramımı da normal beden olarak algılamak yeterli değil, eksik biliyorum. Ama böyle bile anlasak bu anlayış en büyük bela değil mi? Hep edebiyatını yaparız, oysa kaç kişi vücudundan- tabiatından ve onun bitmez histerilerinden, hırslarından vazgeçebilmiştir ki? İnşallah bu en büyük beladan kurtulmak nasip olur…kenanER

0 0
Yazı yorumlarım karışmış:)) -

Maalesef, gönder tuşuna bastıktan sonra, Yorumumu başka yazıya yolladığımı fark ettim. Belki çıkmaz diye(bazen olabiliyor) düzeltme yapma gereği duymadım. Fakat görüyorum ki çıkmış. Okuyan dostlar ve meraklıların zihni karışmasın; antiçekim dalgaları yorumu 'İNSAN RUHU ÜZERİNE' yazısına aittir. Kusurumuza bakılmaya, bilgilerinize sunula. Aynı anda bir kaç yazı açık ve okunur olunca oluyor böyle..kenenER

0 0
Antiçekim Dalgaları'na dikkat! -

Ruh hakkında adeta devrim niteliğindeki açıklamaları vardır Üstad Ahmed Hulusi’nin. İlk kez bu bilgilerle karşılaşanlar her ne kadar ufak çapta bir şok yaşasalar da, zamanla bu şok, yerini, çelişkisiz algıya, hatta birçok çelişkilerini oturtmaya vb. düşüncelere bırakacaktır. O yüzden pür dikkat okumanızı tavsiye ederim. Ben özellikle ANTİ ÇEKİM DALGALARINA dikkat çekmek istedim! Acaba diyorum, diyelim ki, anti çekim dalgalarımız yok, anne karnında üretilemedi. Bu durumda yaptığımız ibadet gibi çalışmalar, iyilikler, fedakarlıklar ne oluyor? Pozitif olarak enerji dalgalarımıza yüklendi diyelim, peki bunu sonucu ve getirisi ne olacaktır? Sizce de ilginç değil mi? Yoksa abes bir soru mu bu düşündüğüm, tam olarak bilemiyorum. Umarım bu konuyu oturtabilirim…Yorum yazan olursa çok sevinirim, saygılarımla…kenanER

0 0
İnançlı ya da inançsız yapabilendir: Bela! -

Yazıda belirtilen şu hususu ben de gözlemledim açıkcası; son yıllardaki düşünce gücünü kullanma, hologram evren bilgisi, özellikle kuantum düşünce teknikleri gibi şeyleri, nedense, insanlar hep dünyevi, maddi konularda kullanıyor! Evet belki bu da gerekli, ama hep bu istekler olmamalı değil mi? Yani bu güzel konular- bilgiler sadece bunun için kullanılmamalı...İşte bu yüzden 'BELA' en dikkatle tartışılması gereken konulardan birisidir. Belaya uğramak inanan birisini İNANÇSIZ yapabilirken, beladan kurtulmak; inanmayan birisini inançlı kılabiliyor. İşte bu yüzden de İNANÇ SİSTEMİNDE dikkatle irdelenip, anlaşılır hale getirmeli. Ben yazıdaki son kısımlarda buna dikkat çekilmiş. Evet düşünmeliyiz; ne istiyoruz!? gülay

0 0
Evensellik ve bela... -

BELA'yı aslında kimse istemez! Fakat artık bakış açımız evrenselliğe doğru uzanmışsa, ya da uzanmak istiyorsa bu durum değişecekti!. Bunu da beyin aslında -biz farkında olmadan- otomatik yapıyor demek ki. Yani beynine göre değişir elbette! Dinde bunu Allah'ın sevdiği kullara bir vergisi gibi görüyoruz. Çünkü aslında dünya hayatı oyun ve eğlence ile geçirilmeyecek kadar önemlidir. Ve ölüm ötesi de bilmediğimiz korkunç şeylerle doludur. İşte bu yüzden arınmak isteyen bilinç, mutlaka kendisini üzen, daraltan, aslında terkibine tes olan her şeyle, arınacak ve evrensel değerlere yol alacaktır.. Bu paralelde okuduğum yazınız bana güzel pekişmeler yaşattı. Arınmak için dağlanmak şart anlaşılan. Gene de Allah'ın kula taşıyamayacağı yük vermedi bilinciyle, kolaylaşması umuduyla tüm insanlığa.. ovackG.//

0 0
Bela ve veri tabanlarımız -

BEYİN İÇİNDE DÜŞÜNÜLEN HER ŞEY ÇÖP BİLGİ OLSA DAHİ KAYDA GEÇEN BİR GİRDİDİR, CÜMLESİ bana bir ayeti anımsattı açıkçası. Ayet şu : ‘’Düşüncelerinizden dahi sorumlusunuz’’ Keza bugün bilimin geldiği nokta da her şeyin her şeyle ilişkisi olduğu değil mi. Malum ‘’Kelebek Etkisi ‘’ olayı. Bu yüzden en önemli organımız da beynimiz ve beynimiz denince de ilk akla gelen, düşüncelerimiz! İşte tam da bu yüzden KORKU- BEYİN ilişkisi birbiriyle tamamen bağlantılı olsa gerek. Özellikle bela, sıkıntı ve mihnetlerin de BEYNİN VERİ TABANIYLA çok ilgisi olduğunu düşünüyorum. Bunu şöyle izah edebilirim; örneğin A kişisine gelen bir olay onun için; bela- sıkıntı olabilirken ve psikolojisini bozabilirken, aynı olayı yaşayan B veya C kişileri bu durumdan az etkilenir, ya da hiç etkilenmeyebilir. Dikkat ederseniz bunu çevrenizdeki insanlarda rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz.

1 0
Çok etkileyici bir yazı... -

Uzun zamandır Ahmet beyi okuyorum.Bu işin teknik yanını harika bir şekilde ortaya koyuyor.Defalara okumaktan kendimi alamıyorum.Gerçekten harika.Çok keyif alarak okuyorum yazılarınızı.Sevgiler. Wizard Of OZ

1 0
BELA: KİMİNE GÖRE ŞER, KİMİNE GÖRE HAYIR -

Rasûlullah’ın bir hadisi var: "Belânın büyüğü Rasûllere, sonra Nebilere, sonra büyük evliyaullah’a ve en azı da mü’minlere” . Şimdi beden boyutunda yaşamaktan hoşnut sokaktaki birey için ne kadar da anlaşılamaz bir ifade. Halbuki kendini ŞUUR boyutunda bulmak isteyenler içinse bir o kadar anlamlı... Öyle ya; beden boyutundaki dünyasından mutlu, uykusundan uyanmak istemeyen dünya ehli için bela en son beklenen.. Oysa farkında olanlar için BELA geldiğinde razı olunan, kendindeki eksiklikleri tamamlamak için oluştuğu bilinen, tıpkı yazınızda ifade ettiğiniz gibi...Sizin de bloğunuzda sıklıkla yer verdiğiniz Üstad Ahmed Hulusi BELA konusuna şöyle değinmiş: " Zaman içerisinde ona bağışıklık kazanıyorsun. Onu hoş görmeye başlıyorsun, yerinde görmeye başlıyorsun. Allah, mâdem ki böyle istemiş, böyle olsun deyip, Allah’tan razı olma noktasına geliyorsun!. İşte, senin arınman denen olay böyle meydana geliyor." Şimdi hepimiz dönüp bir kendimize boy aynasında bakalım; hangimiz bela geldiğinde nasıl davranıyor, o zaman belki farkında oluruz yerimizin, sizin ve tüm maneviyat ehlinin açıklamaları doğrultusunda.

2 0
BEYİN ile Hakikate vardıracak yolları KENDİNE açıyor -

Yazınızı okuyunca insan,"BEYİN" denilen muhteşem mekanizmanın nasıl da Hakikat'e ulaşacak yolları kendine açtığını daha iyi anlıyor. Kişinin terkibiyetinden yani oluşum özelliklerinden kaynaklanan, onu mükemmellkten alıkoyan tüm eksiklikleri, korku düşüncesi ve hissiyatı olarak kendini gösterirken, BEYİN otomatikman bu eksikliklerin giderilmesi için gereken deneyimi hologram dünyasında oluşturuyor. BEN diye sınırlayıp ete kemiğe büründürdüğümüz, bu oluşuma BELA gözüyle bakıp dertlenirken; aslında başka bir FARKINDALIKTA eksik yönümüzü giderip HAKİKAT yolundaki bir taşı daha önümüzden fırlatıp atmış oluyoruz. Yana yana saflaşıp yolculuğun sonuna ulaşmaya çalışıyoruz. BEYİN ile hologram dünyada BEN diye isimlendirdiğini terbiye ederken, aynı zamanda ÜST BOYUTtan da seyrediyor. KENDİNİ KENDİNE davet ediyor, yolları KENDİNE açıyor. AH! ANLAYABİLSEK, İDRAK EDEBİLSEK...Sizin Muhiyiddin-i Arabi'ye ait bir söze istinaden tweetinizi burada aktarmak şart oldu: "Bazen namazda ve oruçta bulamadığın feyzi, bela ve mihnette bulursun" . Teşekkür ederiz idrakleri tetikleyen değerli paylaşımınız için.NCAKI

2 0
Korktuğumuz başımıza gelirse -

Girişteki anlatımların tamamını tebessüm ederek okudum:)) Gerçekten de, korktuğumuzun başımıza gelmesinden; çok korkarız. Nedense öyle bir deyim vardır toplumumuzda değil mi: ‘’Korktuğun başına gelir'' diye. Hatta çocukluktan beri duyduğumuz… Üstelik bu deyim bize korkumuzdan vazgeçirtmek için söylenir. Ama gelin görün ki, sonuç tam bir kabustur… Çünkü bu kez,’’ eyvah korktuğumuz artık başımıza gelecek! Ya gelirse..?’’ diye, düşünür dururuz… Bu yüzden yazınızı beğenerek ve korkmamaya çalışarak okudum. Saygılar

1 0
Bela hep ürkütmüştür -

BELA hep ürkütmüştür insanoğlunu. Açıkçası ben de dualarımın içinde sık sık ‘’Allah’ım belalardan kazalardan sana sığınırım! ‘’ cümlesini kullanırım. O yüzden çok dikkatli okumaya çalıştım. Aslında her zaman da başımıza iyi şeyler gelmez. Bu can sıkıcı da olsa, korksak da, başa gelen çekilmeli sanırım. Yazınızdaki örnekler ve belanın niçin gerekli olduğu oldukça kayda değer ve düşündürücü geldi bana.. Anlaşılan bu konu hakkında detaylıca düşünmek zorundayız. Belaların bizleri yıldırmaması temennilerimle… y3mRe

2 0
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.