Bilim ve Medeniyet

17.02.2014 00:09:20
A+ A-

Bilim, felsefe ve sanat arasındaki ilişki ne şekildedir?

Çok zor, zorluğu ölçüsünde de iddialı bir soru.

Belki bu yüzden bilimin sanattan nasıl etkilendiği ve sanatı nasıl etkilediğini yazmak için yola çıkıp bu konuya hiç giremeden yazıyı bitirdim.

Böylece bu içerik başka bir yazıya kaldı.

Tarihin her döneminde insanlar, topluluklar ve toplumlar gelmiş geçmiş.

Ama bugün tüm geçmişi medeniyet diye anmıyoruz.

Çünkü medeniyet sadece var olmanın, nefes alıp vermenin ötesindedir.

İnsanın yaşadığı dünyayı anlama ve dönüştürme gücüne karşılık gelir.

Medeniyet; bilim, felsefe ve sanat üreten toplumların ortaya çıkardığı sonuçtur.

Bu üç alandan sadece herhangi bir veya ikisinde gelişmiş bir medeniyet olamaz.

Aynı şekilde bu alanlarda üretim yapmamış bir toplumun inşa ettiği medeniyetten bahsedilemez.

İşte bu nedenlerle bizim gibi bilimsel bilgi üretmeyen bir toplumda felsefe veya sanatta öncü çalışmalar beklemek saflık olur.

Biz en iyi ihtimalle üretilen bilgi, felsefe ve sanatın yakın takipçisi olabilen bireyler yetiştirebiliriz.

Bunlar üretme kabiliyetinde ki potansiyel hammaddelerdir. Ancak henüz yetişmemişlerdir.

Ambarlardaki buğday tanesi gibi yani.

Büyüyebileceği bir toprak bulursa başak verir.

Bulamazsa karıncalara yem olur.

(Ekmekte olabilir tabii ama karıncalara yem olmasıyla bir farkı yok bunun.)

Yani kendini feda ederek bir işe yarayabilir ancak.

Bundandır işte yeteneklerini ortaya koyabilmek için başka başka coğrafyalara göçer potansiyel vaat eden bireyler.

Medeniyet bir eko sistemdir.

Birbirinden beslenen ve beslendikçe üreten bilim, felsefe ve sanattı içerir.

Tüm unsurlar bir arada ve dengede değilse eko sitsem çöker.

Bize geri dönersek;

Bizde bilimle ilgilenen kişiler dahi kolaycı ve kısa yolcu bir anlayıştadır.

Koca koca kurumların başındakiler bilgi üretmeden teknoloji sahibi olabileceklerini var sayarlar.

Amaçları satılabilir bir teknoloji yakalayıp köşeyi dönmektir.

Temel bilgi, felsefe ve sanatın denklemdeki yerini görmek istemezler.

Böyle olunca bize düşen hep hayal kırıklığı, hep hüsran sadece.

Bir öyküyle bitirelim;

Dönemin kralı I. Ptolemy, okumada güçlük çektiği Elementler'in yazarına, "Geometriyi kestirmeden öğrenmenin yolu yok mu?" diye sorduğunda, Öklid "Özür dilerim, ama geometriye giden bir kral yolu yoktur" der.

Evet bilimde kral yolu yoktur.

Çalışma ve yol inşaatı vardır.

Her bilim adamı kendi kral yolunu yapar.

O yoldan sadece yol yapma işini öğrenmeyi göze alanlar yürüyebilir.

Aynı şekilde sanat ve felsefe de kendi kral yollarını yaparlar.

Her biri diğerinin yoluna taş taşır.

Medeniyetler bu yolların uyum içinde birleşmesiyle oluşmuş mamur kentlerdir.

Bilmeliyiz ki;

Tüm alanlarda, aynı anda ve uyum içinde yürümedikçe kendi mamur kentimizi kurmamız bir hayal.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.