Hristiyan Ortaçağı'nda Bilim Felsefesi

10.03.2015 15:45:03
A+ A-

Ortaçağ düşüncesi üzerinde etkili olan düşünürlerden birisi de Dante'dir. (1264-132l) Dante sadece tanınmış bir şair olmayıp, çağının düşünce hayatına, kültürüne etkisi olmuş, yön vermiş düşünürlerden birisidir. Ortaçağ'da büyük etki yapmış diğer bir düşünür Meister Eckhart'dır. (1260-1327)
 
Muhtemelen A. Magnus'un özel öğrencisi olmuştur. Spekülatif mistisizmi, çağını derinden etkilemiştir.
Bazı günümüz düşünürlerine göre Eckhart dikkate alınmadan modern felsefeyi açıklamak mümkün değildir. (Marias, 1967, s. 182)
 
Occam ve Eckhart, felsefî çalışmalar bakımından Ortaçağ'ın son büyük temsilcileridir. Sonraki düşünürler önceki problemlerin ve düşünürlerin tekrarcısı ve yorumcusu durumundadırlar.
 
Yukarıda özet olarak vermeye çalıştığım Ortaçağ Hıristiyan dünyasının önde gelen düşünürlerinin ele aldığı problemlerin, hem teoloji hem de felsefeyi ilgilendirdiği görülmektedir. "Yaratılma, akıl ve varlık" bu gibi problemlerin başında gelmektedir. Bu problemler önce Platon ve Yeni Platoncu görüşler açısından daha sonra Aristo felsefesi açısından ele alınmışlardır. Fakat bu ele alış, Antikçağ felsefesinin problem örgüsü içinde yani söz konusu filozofların kendi paradigmaları içinde olmamıştır. Yeni paradigmanın belirleyici unsurları Hıristiyanlık ve İslamiyet olmuştur. Çünkü her iki din de birçok yeni problemi beraberinde getirmiştir. Diğer bir deyişle her iki dinin dayandığı ilkeler, dünyaya bakışı değiştirmiş, yeni prensipler ve dolayısıyla hem felsefî hem de teolojik yönü olan yeni yeni problemler vazetmiştir. Yeni prensiplerin temellendirilmesi ve yeni problemlerin çözümünde özellikle Platon ve Aristo'nun felsefî görüşleri kullanılmıştır. Yani bu filozofların görüşleri ortaya çıkan yeni problemler örgüsü içinde kullanılmıştır.
 
Ortaçağ'daki entelektüel faaliyetler sadece felsefî ve teolojik tartışmalardan ibaret değildir; bilimsel çalışmaların da bu faaliyetler içinde ayrı bir yeri olmuştur. Dolayısıyla felsefî çalışmaların yanı sıra Antikçağ'daki bilimsel çalışmalarda yine bir çıkış noktası oluşturmuştur. Gerek felsefede gerekse bilimde İlahi bilgilerle tanışma dönemi, yerini zamanla bu bilgilerin kullanılmasına, giderek de eleştirilmesine bırakmıştır. Bu sayede yeni bir felsefe ve bilim anlayışının doğuşu için gerekli ortam hazırlanmıştır.
 
Böyle bir gelişim içinde felsefe ve bilimi birbirinden bağımsız iki farklı alan olarak düşünmemek gerekir. Çünkü her ikisi de bu gelişimde birbiri için uygun ortamı temin etmiştir. Bu ortamın hazırlanmasında "tümeller tartışması" ayrı bir öneme sahiptir. Bu tartışmada, Platon ve Aristo'nun felsefe anlayışının oldukça dışında yer alan nominalizm, yukarıda Occam dolayısıyla işaret edildiği gibi, modern fiziğinin doğuşuna uygun bir zemin hazırlamıştır. Bu özelliği dolayısıyla şimdi tümeller problemini kısaca ele alalım. "Tümeller tartışması" ile ilgili problemler, Platon ve Aristo'nun felsefesine dayanmaktadır. I. ciltte işaret edildiği gibi Aristo, fiziksel nesneler hakkındaki bilgilerimizi on kategori içinde düşünmüştür. Bu kategorilerden "cevher", "cins ve tür" kavramlarını da beraberinde getirmektedir, (bu konuda msl. bkz. Ural, 1985, s. 28 vd.) Cins ve tür, aynı zamanda nesneler hakkında birtakım genel kavramlar demektir. Platon'un idea'ları da konuşma dili içinde yine birer genel kavram ile ifade edilir. Genel kavramların özelliği ise, tek tek nesnelerin sahip olduğu ortak yönleri ifade etmesidir.
 
Konuşma dili içinde tek tek nesnelere işaret etmek için kullandığımız kelimeler "tekil terim" adını alırlar. Tek tek nesnelerin ortak özellikleri ise "genel kavramlar" ile ifade edilir. Mesela elimdeki nesneyi işaret etmek için kullandığım "kalem" terimi tekil bir kavramdır. Eğer "kalem" kelimesi bütün kalemlerin ortak yönlerini ifade etmek için kullanılırsa, bir genel terim özelliği taşıyacaktır. Genel terim olarak düşünüldüğünde "kalem" kavramı, aynı zamanda "cansız" olmak ve mesela "kurşun kalem" olmak özelliklerini de ifade etmektedir. Bu özellikler ise, söz konusu nesnenin ait olduğu cins ve tür demektir. Yani genel bir kavram, bir nesnenin cinsini (bu örnekte "cansız nesneler" sınıfı içinde olmasını) ve türünü de (mesela "kurşun kalem" olma özelliğini de) ifade etmektedir.
 
Dikkat edilirse bir nesnenin cinsi ve türü, o nesnenin algılanabilir özelliklerinden farklı bir yönünü ifade etmektedir. Yani tek bir kalemin rengi, biçimi, ağırlığı vb. özellikleri duyu organlarımızla algılanabilir. Fakat mesela canlı veya cansız olmak, duygulu veya duygusuz olmak, sürüngenler veya dört ayaklılar sınıfına ait olmak, tek bir nesneyi gözlemekle elde edilebilecek bir özellik değildir. Bu tür özellikler, nesnelerin ortak ve genel özelliklerini dile getirmeye yararlar. İşte "tümeller tartışması", genel kavramların mahiyeti, sahip olduğu özellikler, gerçekliği ve nesnelerle ilişkisi ile ilgili problemleri ihtiva etmektedir.
 
Platon için bu genel özellikler, nesnelerden bağımsız olarak mevcuttur ve kaynağını idealar dünyasından alır. Genel özelliklerin nesnelerden bağımsız olduğunu savunanlar, "realistler" olarak bilinir. Bir yönüyle Aristo da bu gruba girer. Fakat Aristo ve Aristocular genel kavramların mevcudiyetini kabul etmekle birlikte, bu kavramların nesnelerle birlikte bulunduğu görüşündedirler. Bu görüşü savunanlar "kavram realistleri veya ılımlı realistler" adıyla anılırlar. Ortaçağ'da Platon-Aristo geleneğinden ilk kopma on birinci asırda Roscellinus ve Abelard ile başlamıştır. Occam ise, Roscellinus ile başlayan nominalist anlayışın şüphesiz en büyük temsilcisidir.  ominalizme göre tümel kavramlar, sadece zihinsel bir tasanındır ve bir gerçekliği yoktur; tümeller, bir sesten (buharlaşan, uçup giden sesten "flatus vocis") başka bir şey değildir. Bu görüşe göre asıl ve tek var olan, tekiller, yani tek tek nesnelerdir. Nitekim Occam "Varlıklar gereksiz yere çoğaltılmamalıdır" demekle, tümellerin varlığını (usturasıyla) kesip atmış olmaktadır.
 
Ortaçağ'da "tümeller tartışması"na önemli bir yer verilmiş olmasının sebebi, yukarıdaki problemdir. Çünkü "realizm" katı ve aşın bir yorumla benimsenirse, panteist bir görüş ortaya çıkmaktadır. Fakat nominalizm benimsenirse, panteist bir görüş ortaya çıkmamaktadır. Fakat nominalizm benimsenirse, Hıristiyanlığın "ilk günah ve teslis" konusundaki kabulleri tamamen ortadan kalkmaktadır. Bu özelliği dolayısıyla nominalizmin, Hıristiyanlık için son derece tehlikeli olduğu açıktır.
 
İlk günah, Adem'in cennetten kovulmasına sebep olan ve Hıristiyan inancına göre İsa'nın ve bütün insanlığın paylaştığı kabul edilen günahtır. Eğer var olan sadece tek tek nesnelerse, bütün insanlann paylaşması söz konusu olabilecek, insan türünün taşıyabileceği bir günah da söz konusu olamaz. Aynı şekilde İsa'nın bedenini ve kanını temsilen ekmek yemek ve şarap içmek de bir anlam ifade etmeyecektir. Eğer genel kavramlann bir gerçekliği yoksa, Tanrı, İsa ve Kutsal Ruh arasında bir ilişki kurulamayacak, Teslis üç ayn ayrı tanrının varlığını gerektirecektir. Tümeller tartışmasının teolojiyi olduğu kadar bilimsel çalışmaları da ilgilendiren yönü vardır.
 
Özellikle Occam'in yazılannda en uç noktalara uzanan nominalist anlayışa göre tümel kavramlann herhangi bir gerçekliği yoktur; bu kavramlar birer işaretten ibarettir. Dolayısıyla bilgi, bilimsel türden de olsa sembolik bir sistem dernektir. Bu anlayış, daha sonra bilimsel anlayışın gelişmesinde son derece önemli bir yer tutacaktır. Çünkü bilimsel bilgiyi, konusu olan nesnelerin sembolik birer tasviri olarak görmek, başka bir sembolik dilin (yani matematiğin) bilimde kullanılmasına zemin hazırlayacaktır.
 
Bazı tarihçiler, bu özellikleri dolayısıyla "tümeller tartışması'nın tarihini, Ortaçağ tarihi ile özdeş olarak görmüşlerdir. Bu görüş abartılı görülse de, gerek felsefî tartışmalara gerekse bilimsel çalışmalara yön vermesi bakımından tümeller tartışması, Ortaçağ tarihi içinde son derece Önemli bir yere sahiptir.
 
Rüzgar Yılmaz


YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.