“İktidar Seçkinleri” ve “Toplumbilimsel Düşün” çalışmaları çerçevesinde Charles Wright Mills’in Toplum, İktidar ve Devlet anlayışı üzerine bir değerlendirme

10.08.2014 12:34:10
A+ A-

 

“İKTİDAR SEÇKİNLERİ”  VE “TOPLUMBİLİMSEL DÜŞÜN” ÇALIŞMALARI ÇERÇEVESİNDE CHARLES WRIGHT MILLS’İN TOPLUM, İKTİDAR VE DEVLET ANLAYIŞI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

 

Çalışmaya başlamadan önce Charles Wright Mills’den bahsetmek gerekirse, öncelikle onun çatışmacı bir bakışla, toplumsal düzen bağlantısını başarıyla kurabilmesi ve toplumbilime  pozitivizme karşı bir bakış açısıyla daha hümanist baktığını belirtmek yerinde olacaktır. En önemli görüşlerinden biri olan “İktidar Seçkinleri” savında Mills, siyaset, askeri erk ve sermaye olgularını sorunsallaştırır ve söz konusu olguların her birini birbirleri olmadan bir anlam ifade etmeyecek olan elitler olarak tanımlar. Bunun yanı sıra Mills, iktidarın toplum üzerinde bir baskı oluşturduğunu ve bunu meşrulaştığını söylerken, “Toplumbilimsel Düşün” isimli yapıtında da bu anlamda toplumbilimsel düşüncenin toplumun kendisi adına bir zaruriyet olduğunu söyler.

İktidar, “Elitler” ve Devlet  

Siyaset konusunda onunla ilgilenen kimseler arasında da tanımsal açıdan bir mutabakat yoktur. Siyaset kavramı, başlangıçtan beri son derece tartışmalıdır. Bu yüzden sosyal bilimler konuları içerisinde “özü bakımından tartışmalı” bir kavram görülmektedir. (Norman, 2012: 29)

Yönetim gücünü elinde bulunduran kişi ve kişiler olarak tanımlanabilecek iktidar olgusu tam olarak devlet olgusunu tanımlamaz. İktidar olgusu,  krallıkla yönetilen bir ülkede kral olarak ifade edilirken, demokrasiyle yönetilen ülkelerde iktidar, seçim ile göreve gelen seçilmiş kişiler olarak ifade edilir. İktidar aslında toplumdan aldığı güç ve yetki ile toplumu, toplum adına yöneten kişidir.

“Hükmetmenin veya egemenlik kurmanın doğrudan biçimi olan iktidarın çeşitli biçimleri vardır. Çünkü insan yaşamındaki doğal durum, insanın çevresini kontrol etme güdüsünü beslemektedir. Kontrol etme güdüsü ise insanın ilikside bulunduğu, bütün ötekilere karsı hükmedici özelliğe sahiptir. Ancak bu cezp edici güdü, insanın yapısındaki temel ruh hallerinin başatlığına göre iktidar etme biçimine farklı nitelikler kazandırmaktadır. Siyasal iktidarın en temelde iki boyut ve kaynağı bulunmaktadır. Birincisi hukuki boyutu ve meşruluk kaynağı; ikincisi ise kurumsal boyutu ve devletin oluşum kaynağı. Bunların dışında bir de siyasal olmayan biçimleri bulunmaktadır. Erkeklerin kadınlar üzerindeki, ebeveynin çocukları üzerindeki, psikiyatrinin ruh hastası üzerindeki, tıbbın insanlar üzerindeki, idare biçimlerinin insanların yasam tarzları üzerindeki iktidarları ve muhataplarının karsı iktidar arayışları gibi.” (Karakaş, t.y.: 55-157)

Elit sözcüğü ise farklı bir tanımlaya işaret eder. Söz konusu sözcüğü 1939 yılında sosyal bilimlerde ilk kullanan kişi Gaetano Mosca'dır. Mosca bu kavramı, Fransız sosyolog Henri de Saint Simon'dan etkilenerek ortaya atmıştır. Ama elit sözcüğünün bilimsel mecrada popülerlik kazanması ise Pareto ile olmuştur. Pareto elit sözcüğünü; “belirli hiyerarşik yapılanmalar içinde en üst konumu elinde bulunduranlar veya kendi faaliyet alanının en iyileri, en etkilileri” şeklinde tanımlamaktadır. Yani ona göre elit, “kendi çalışma alanlarında en üst konumda, zirvede bulunan insanların oluşturduğu toplumsal sınıftır.” (Arslan 2004)

Elit sözcüğü ile Pareto'dan sonra ilk akla gelen isim ise Charles Wright Mills’tir. Mills ilk defa 1956 yılında yayınlanan "İktidar Seçkinleri" adlı eserinde söz konusu alanda büyük ün ve önem kazanmıştır. Mills'in çalışması elit sosyolojisinin en önemli yapıtlarındandır. (Arslan, 2004: 3)

“Mills'in (1956: 363) de vurguladığı gibi, orta sınıfları anlamak oldukça zordur. Fakat, modern toplumların hiyerarşik yapısı içinde en üst konumları işgal eden bireylerin oluşturduğu sosyal realiteyi anlayabilmek için hem keşif, hem de tanımlama gerekir. Bu ise gerçekleştirilmesi çok zor bir hedeftir. Çünkü bu türden araştırmaların evrenini oluşturan bireyler olağanüstü derecede meşgul ve ulaşılması zor, bir o kadar da dışa kapalıdırlar. Bu durum ise bu bireylerin, bireysel ve toplumsal özgeçmişleri, kişilik özellikleri ve faaliyetlerine yönelik bilgilere ulaşmayı oldukça zorlaştırır. Bu türden çalışmaları başarıya ulaşabilmesi için büyük bir çaba, uzmanlık bilgisi öz verili ve sabırlı bir çalışmanın yanı sıra, yüksek bir maliyetin de göze alınması gerekir.” (Arslan, 2004)

Mills'e göre 1950’lerde Amerikan toplum yapısı içinde üç çok önemli ve karar verme sürecinde etkili olan elit grubu mevcuttur. Bunları; ekonomi elitleri, siyasi elitler ve askeri elitler olarak ifade eden Mills, söz konusu elit grupların benzer özgeçmişlere, karşılıklı sosyal ilişkilere, ortak değer, ilgi ve çıkarlara sahip olduklarını söylemektedir. Ona göre, en güçlü ve en etkili konumdaki bu elit gruplarının beraberliği, "iktidar seçkinlerini" oluşturmaktadır. (Arslan, 2004: 5) Mills’in iktidar seçkinleri görüşlerinden aşağıda ayrıntılı olarak bahsedilmeden önce kısaca devlet olgusu da tanımlanacaktır.

Devlet, siyasal açıdan toprak bütünlüğüne bağlı şekilde örgütlenmiş millet ya da milletler topluluğundan oluşan tüzel bir varlıktır ve söz konusu varlığa ilişkin tarihin ilk çağlarından bu yana çok fazla tanımlama mevcuttur. Devletin nasıl ortaya çıktığı ve tam olarak ne olduğuna dair de çok fazla tartışma yapılmıştır. Devlet, aslında tanımlanması zor bir olgudur çünkü birçok şeye bağlı oluşmuştur. Örneğin, Platon’da devlet “birlikte yaşama zorunluluğundan doğan bir olgu” iken, Aristo’da “doğal bir oluşum”, Çiçero’ya göre ise “hukukun bir sonucudur”. (www.vikipedia.com.tr)

Devlet denince akla iktidar ve elit grupları gelmektedir. Çünkü bu kişiler devleti yöneten kimselerdir ama görüldüğü üzere söz konusu kavramın her biri başlı başına bir anlam ve misyona sahiptir, yani aynı şey değildir. Devlet milletin oluşturduğu tüzel bir kimlik iken, iktidar devleti millet adına yönetenedir, elit ise iktidara benzer bir kavram olsa da herhangi bir yapı içerisinde en üst düzeyde bulunan kimsedir.

Mills ve “İktidar Seçkinleri”

Mills’e göre, moderniteyle birlikte oluşan veya modernitenin bir sonucu olan yeni iktidar anlayışının, sosyoloji ile önemli bir ilişkisi vardır. Mills’e göre, iktidar olgusunu anlamlı kılan egemenlik kolayca kavramsallaştırılabilmiş bir olgu değildir ve egemenlik, devlet-iktidar ilişkilerini anlamlı kılan en önemli olgudur. (Mills, 1974 )

1950’lerde Mills'e göre, Amerikan toplum yapısı içinde üç çok önemli olan ve karar verme sürecinde etken elit grubu vardır. Bunlar; ekonomi elitleri, siyasi elitler ve askeri elitlerdir. Mills’e göre, bu elit gruplar benzer özgeçmişlere, karşılıklı sosyal ilişkilere, ortak değer, ilgi ve çıkarlara sahiptirler. Ona göre, en güçlü ve en etkili konumdaki bu elit gruplarının beraberliği, "iktidar seçkinlerini" oluşturur. Mills'e göre (1956: 283’den akt. Arslan, 2004: 8) elit denen bu kimseler, birbirlerini "dikkate alınması gerekenler" olarak algılayıp değerlendirirler. Mills'e göre, başarıya giden yollar ile bireysel ve toplumsal başarı ölçütleri de yine elitler tarafından belirlenir. Ulusal kaynaklardan en büyük payı da yine elitler (yani siyaset, ekonomi, askerlik ve medya dünyasının önde gelen isimleri) alır. İktidar seçkinleri Mills’e göre, (1974: 130-131; 159-160; 319) tam olarak; ünlüler, en zenginler (milyonerler ki bunlara sıklıkla kara çalınmaya çalışılır ve “hırsız”, “yenilikçi” ya da “hırsız baronlar” (Viktorya Dönemi İngilteresi’ndeki acımasız bazı kapitalistler olarak tanımlanırlar), üst yöneticiler (yönetici teknokratlar: sorumlu üye, uzman, tarafsız hakem, arabulucu vs., ekonomik sistemin örgütleyicileridirler ve ulusal yarar ve güvenlik için hemen her şeyden sorumludurlar.), şirketler dünyasındaki zenginler (eskisi gibi aileden zengin olmayıp şirketleşme ile zenginleyen ve metropolitan 400’ler yani büyük şehirlerde yaşayan Amerika çapında servetleri olanlar), askeri savaşbeyleri ve siyaseti yönetenlerdir.(sivil politikacılar: örneğin eski bürokrat yeni politikacı, üst düzey politikacılar, (ki genelde siyaset alanından değildirler) devlette çalışarak partiye yaklaşan ve bürokratik iktidar ile kariyerlerini siyasi partilerle güçlendirmeye çalışan kimseler (ki meslek olarak siyaset dışıdırlar, siyaset dışı çevrelere yakındırlar ve psikolojik olarak siyaset dışı alan etkisi taşırlar.

Mills’e göre, (1974: 388) “İktidar Seçkinleri” dediğimizde bir çeşit aristokrasiden söz etmiyoruz. İktidar seçkinleri asalete ve ırsiyete dayanan bir siyasal yönetici sınıfı değildir. Amerikan toplumundaki iktidar seçkinleri eski ve yeni üst sınıflardan, taşra sosyetesinden ve metropolitan 400’ler dediğimiz topluluklardan gelmektedir.

Toplumun tümünü kapsayan en önemli sosyal politikalar da bu iktidar seçkinleri tarafından belirlenir ve en önemli makro düzey sosyal ekonomik ve siyasi kararlar da yine söz konusu kişiler tarafından şekillendirilir. (Arslan, 2003: 119)

Mills’e göre, (1974: 405-407) iktidar seçkinleri bazı işlerini yaptırmak için alt düzeylerine erişirler ve çevrelerine baskı yapabilirler. Bu baskıyı da lobicilik olarak değil, irtibat çalışması olarak görürler. Mills’ göre lobicilik en fazla iktidar seçkinleri arasında yapılmakta ve söz konusu çevrenin dışına taşmamaktadır.

Mills’e göre, (1974: 387) “iktidar seçkinleri kavramı Amerikan toplumunun üst düzeylerinde olup bitenleri anlamak ve yorumlayabilmek için vazgeçilmez bir kavram gibi görünmektedir.”

Mills, (1974: 384) o dönem iktidar seçkinlerinin yapısını anlamak ve ortaya koymak için aşağıdaki üç yapısal değişimin kesiştiği noktaların bulunup incelenmesi gerektiğini söylemektedir:

1.      Özel şirketlere dayanan bir askeri kapitalizm,

2.      Güçsüzleşmiş ve biçimsel bir demokratik sistem,

3.      Görünüşte siyasala benzeyen askeri bir düzen.

Mills, “İktidar Seçkinleri’nde” Amerikan toplumundaki güç ilişkileri ile siyasal yapıyı incelerken, yabancılaşmaya da değinmektedir. Mills, kitle toplumu olarak nitelendirdiği Amerikan toplumunda ilk bakışta demokratik bir niteliği olan mekanizmanın sosyolojik anlamda hiçbir geçerliliği ve işlerliği olmadığını iddia etmektedir. Mills’e göre aslında otonom, etkili ve söz sahibi gibi görünen kitle örgütleri, meslek kuruluşları, dernekler ve diğer kamu kuruluşları toplumsal karar almada ve uygulamada söz sahibi değildir. Çünkü Amerikan toplumu, siyasal ve toplumsal acıdan yabancılaşmış bireylerin oluşturduğu bir kitle toplumudur. (Tolan, 1981: 163’den atk. Oğluoğlu ve Büyükyılmaz, 2008:130).

Mills’e göre, (1974: 426) kamu toplumu ile kitle toplumundan aynı şey anlanmamalıdır. Kitle toplumu kamu toplumlarının bir araya gelmesiyle oluşur ve bir toplumun kamu mu yoksa kitle toplumu mu olup olmadığını haberleşme biçimi belirler. Kamu toplumu bu anlamda kitle toplumuna göre daha kısıtlı bilgiye erişirken kitle toplumu çoğulcu fikirlere olanak tanıması, haberleşme özgürlüğüne verilen önem, anında yanıta olanak tanıması, eylemlerinin denetleniyor olması ile iktidar karşısında bağımsız kalamaması gibi nitelikleri ile öne çıkar.

Mills ve “Yabancılaşma”

Mills’e göre, “Dünya bir zamanlar düşünce, pratik ve kurumsal form alanlarında kutsal ile dolu idi. Reformasyon ve Rönesans’tan sonra modernleşme güçleri bütün dünyayı sardı ve modernleşme ile eş zamanlı bir tarihsel süreç olan sekülarizasyon, kutsalın baskınlığını gevşetti. Özel alan hariç, zamanla kutsal bütünüyle yok olacaktır.” (Küçükcan, 2005: 110)

Mills, çağdaş toplumdaki yabancılaşmanın en bariz hallerini ele aldığı “White Collar” (Beyaz Yakalılar) adlı eserinde; çoğunlukla hizmet sektöründe çalışan, sayıları da giderek artan beyaz yakalıların yabancılaşma şartları üzerinde durmaktadır. Mills, iş yaşamında bir yabancılaşma yaşandığını ve bu yabancılaşmanın büyük ölçüde işbölümü ve uzmanlaşmadan kaynaklandığını iddia etmektedir. Ona göre kişi, çalışmasının sonucunu görememez, kendi emeğine yabancılaşır ve emeğin hazzını yaşayamaz. Söz konusu yabancılaşma, günümüz dünyasında da gün be gün artmaktadır. Kişi elinden birçok şey gelmesine karşın, bunları tek başına üretememektedir. Çalışan bu kimse çalışırken ya da çalışma sonrasında oturup zevk alarak, hayranlıkla seyredebileceği hiç bir objeye sahip değildir. (Tolan, 1981:161’den akt. Aytaç, 2005: 332)

            Mills, beyaz yakalıların yabancılaşma surecini su şekilde ifade etmektedir:

“Çağımız bunalımının nedenleri temel bir olguda yatmaktadır: Politikada ve ekonomide, aile yaşamında ve dinsel yasamda ve yaşantımızın tüm alan ve bölümlerinde, 18. ve 19. yüzyılların sarsılmaz gerçekleri ya yıkılmış ya da çözülmüş bulunmakta, buna karşılık çağdaş yasamı çerçeveleyen görenekleri belirginleştiren yeni toplumsal değerler görülmemektedir. Böylece ne kabul etme, ne de reddetme olanağına sahibiz; ne isyan ne de ümit etmek için bir sevk ve heyecanımız kalmadı. Yaşamımız yon gösterici bir çizgiden yoksun bulunuyor. Beyaz yakalılarda bu bunalım daha da büyük; zira belirli bir inanç sisteminin yokluğu onları bireysel düzeyde silahsız bırakmış ve kolektif düzeyde güçsüz kılmış bulunuyor. Vahşi cağın oldukça yeni bir urunu olan beyaz yakalı, kendisini doğuran ve kendisine karsı gittikçe daha fazla yabancılaştırmak için caba sarf eden kitle uygarlığını saymazsak, kendine özgü bir kültüre de sahip değildir. Kendisini güvenlik içinde hissetmek için bağlar aramakta, ancak hiç bir topluluk, hiç bir örgüt onun bu gereksinmesine cevap vermemektedir. Bu yalnızlığı onu, basın, sinema, radyo ve televizyon gibi ucuz halk kültürünün yapay ürünleri için bulunmaz bir müşteri haline getirmektedir. Beyaz yakalı yaratmadığı bir dünyada yasamaktadır.” (Ofluoğlu ve Büyükyılmaz, 2008: 129).

Mills’e göre yabancılaşmanın yoğun olduğu kitle toplumunun bazı özellikleri vardır ve bu özellikler şunlardır:

¨      Başka kimselerin fikir, düşünce ve kanaatlerini dinleyenler çok, buna karşılık kendi fikir, düşünce ve kanaatlerini ifade edebilenler az sayıdadır.

¨      Kamu, tamamen toplama bireyler yığını durumuna indirgenmiştir ve kitle haberleşme araçları tarafından şekillendirilmektedir.

¨      Kitle haberleşmesinin örgütlenme biçimi, kişilerin anında ve etkinlikle cevap vermelerine imkan vermemektedir. (Tolan, 1981: 163’den atk. Ofluoğlu ve Büyükyılmaz, 2008:130).

Mills’e Göre “Toplumbilimden Beklenenler”                

 Mills’e göre içinde yaşadığımız gündelik yaşam zor ve birçok bilinmezlikten oluşmaktadır. Zorluklarla karşılaşan sıradan insanlar onların üstesinden gelemediğini düşünmekte ve belki de bu sebepten ufku daralmakta, hatta bildikleri ve bilmedikleri sınırlanmaktadır.  Yaşadığı toplumun yalnız bir yüzüne aşina olan toplum, başka yüz ve yüzlere yabancıdır. Burada da bireyin olan bitene seyirci kaldığı görüşü ortaya atılmaktadır. Mills’e göre büyük toplumların ekonomik ve sosyal yapılarında yer alan değişim ve dönüşümler toplumsal düzende üzerinde durulması gereken önemli bir noktadır. Toplumdan bahsedeceksek, söz konusu olgunun yakınında duran tarih olgusunun bu noktadaki rolünden de bahsetmek gerekecektir. Mills, tarihin insanların başarılarını yansıttığını ve tarihe bakıldığında süreçte ortaya çıkan gelişmelere bağlı olarak bir takım bireysel, sınıfsal ve toplumsal değişimler ile geçişler olduğunun görüldüğünü söyler. Örneğin; köylüden işçiye, feodal beyden de işadamına doğru bir geçişten bahseder Mills. Tüm bu değişimlerin hepsi kendiliğinden olamayacağından, bireyin olan biteni anlaması için etkileşimi temel alan bir düşünsel yetenekten bahseder Mills ve bu yeteneğin adı da ; toplumbilimsel düşünmektir. (Mills, 2007)

Toplumbilimsel düşünme, her düşünenin aynı soruna farklı bir bakış açısından bakması, toplumun pratikleri üzerine düşünme, kafa yorma, sosyolojik olgu ve olaylara bakabilme, sorunsallara çözüm bulmaya çalışma olarak tanımlanabilir. Bu noktada neyin bireysel neyin toplumsal sorun olduğu da önemlidir. Mills bunu şöyle örneklemektedir; 100.000 nüfuslu bir ülkede 1 kişinin işsiz olması kişisel bir sorunken, 50 milyon kişinin yaşadığı bir yerin 15 milyonu işsizse, bu toplumsal bir sorundur. Ve Mills’e göre işte bu noktada toplumsal bir sorun söz konusu olduğundan toplumbilimsel düşünmeden söz edilebilir.Toplumbilimsel düşünme yeteneğini; dış dünyada ve kendi benliğimizde olup bitenleri anlamayı sağlayacak ve önümüzde hazır bulduğumuz bilgileri nasıl kullanmamız gerektiğini gösterecek bir yöntem olarak da tanımlayan Mills, bunu gazeteciler, bilim adamları, sanatçılar, okuyucular, yayınevi sahipleri vb. daha iyi anlasın diye toplumbilimsel düşün yeteneği olarak adlandırmaktadır. (Mills, 2007)

“Oskay’a göre ise toplumbilim, bugünkü ileri sanayi ülkelerinin  19, yüzyıl yaşam-deneyimlerinin ortaya koyduğu sorunlara ilişkin sosyal siyaset kararlarına ışık tutabilecek bir bilim dalı oluşturmak istek ve gereksinmesinin ürünü olarak ortaya çıkmıştır.” (Salar, 2006: 2)

“Akıl ve Özgürlük” Üzerine

Akıl ve özgürlük üzerine sözlerine, Aydınlanma Çağı’ndaki, insan aklı ile özgürlüğü arasında zorunlu bir bağlantı olduğu yolundaki “Mutlu Varsayım”dan bahsederek başlayan Mills, bu noktada Freud’un özgür olmak için, akılcı bir uyanıklık ve bilginlik içinde olunması gerektiği söylemini hatırlatır. Mills, bilimde bile birçok olgunun insan iyiliği,mutluluğu için olduğunu söylemekte ve burada da rasyonaliteye bağlı bir özgürlükten bahsetmektedir. Örneğin, tedavi, insanın özgür faaliyette bulunması için bir yardımdır aslında. Marxsist düşünce de, benzer bir düşünceyi benimser yine rasyonalite konusunda. Örneğin, birey sınıf bilincine erişmek için rasyonel olarak öncelikle toplumdaki konumunu anlamalıdır. Mills’e göre, rasyonalite, akıl ve beraberinde düşünceyi gerektirir ve bunlar olmazsa, söz konusu olgu anlamsızdır. Rasyonelleştirilmiş örgütlerden de bahseden Mills, bunların toplumsal özgürlüğün gerçekleşmesinde bir araç olarak kullanılması gerektiğine dikkat çekmektedir. (Mills, 2007)

Mills, Siyaset ve Sosyal Bilimler Üzerine

Mills, sosyal bilimlerin çalışmalarının siyasal anlamlarının ortamın rastlantıları tarafından belirlendiğini söylemektedir. Aslında sosyal bilimcinin siyaseti etkileyeceğini savunan Mills, sosyal bilimcinin siyasi etkilerden arınması gerekliliğine ve çalışmalarının siyasal anlamlarının denetlenmesi gerektiğine dikkat çekmektedir. Mills, sosyal bilimcinin çalışmalarında ahlaki yönden bağımsız mı, başkalarının ahlak ölçülerine mi bağımlı, yoksa her şeyi oluruna bıraktığını mı sorar ve sosyal bilimcinin de toplumdan biri olduğu ve benimsediği değerler olduğu için bunların çok uzağında kalamayacağını belirtir. Glasgow Medya Grubu’na göre de, gazetecilerin ideolojik varsayımları ile medya içerikleri arasında yakın bir ilişki vardır. (Stevenson, 2008: 62) Sosyal bilimciyi bilir kişi olarak varsayarsak, bilgiye sahip kişi ile siyaset arasında hep bir ilişki olduğunu savunan Mills, bu savını da kral-filozof ilişkisiyle destekler. Sosyal bilimcinin siyasete danışmanlık yapmak zorunda olmadığını belirten Mills, asıl muhatabın toplum olması gerektiğine dikkat çekmektedir. Sosyal bilimcileri, tarih yapımında bireyin oynadığı rol üzerine de düşünmeye davet eden Mills, Marx’ın “İnsan kendi tarihini kendisi yapmakta, fakat bunu kendi istediği gibi yapamamakta, kendilerince seçilmiş koşullar altında yapmaktadır.” derken kastettiğinin, söz konusu süreçlerin şekillenmesinde iktidar araç ve yollarının etken olduğuna dikkat çekmektedir. (Mills, 2007)

Sonuç ve Değerlendirme

Sonuç olarak Charles Wright Mills “İktidar Seçkinleri” kavramı ile toplumu, toplum adına yöneten her türlü birey, siyasi ya da ekonomik güç sahibi kimseyi tanımlar ve yönetenin bunu kendi çıkarları için yaptığını ima eder. İktidar seçkini denen kimseler Mills’e göre toplumun üst düzey bireyleridir, ekonomik ve siyasal yönden güçlü ya da aktördürler ve istedikleri her şeye rahatça erişirler. Bu kimseler aslında bizzat toplumdan aldıkları güç ile toplumu yönetirler. (Mills, 2007)

Mills’in sosyal bilimler anlayışından da kısaca bahsetmek gerekirse; onun sosyal bilimleri aslında toplumsal bir zanaatkarlık olarak tanımladığını söyleyebiliriz. Mills toplumbilimin, sosyal bilimlerin göz ardı ettiği toplumun anlamlarını anlama çabası güttüğünü ve birey/toplumun salt pratiksel değil; sosyal,ekonomik,ideolojik,psikolojik ve tarihsel açıdan da incelenmesi gerektiğini belirtmektedir. Sosyal bilimlerin bazı durumlarda yetersiz kaldığını söyleyen ve sosyal bilimin siyaset ve ideolojilerden etkilenmemesi gerekliliğini de belirten Mills, bireyi anlamanın en etkin yolunun onu anlamak için muhatap almak olduğunu söylemektedir. İnsan çeşitliliği, anlam ve pratiklerin, tarihsel süreçlerin incelenmesi ile de anlaşabileceğini söyleyen Mills, bireyi rasyonalite, akıl ve özgürlük üzerine düşünmeye davet etmektedir. (Mills, 2007)

Mills’in ek olarak sosyal bilimcilere; işlerinin adeta ustaları olmaları, katı ve değişmez işlem ve yöntemlere itibar etmemeleri, kafa karıştıran mantıktan uzak durmaları, çalışmaları boyunca insan doğası ile tarihi sürekli göz önünde tutmaları, inandıkları tarihsel dönemler arasında karşılaştırmalara dayanan kurgular yapmaktan kaçınmaları ve klâsik sosyal analiz geleneğinin mirasçısı olduklarını unutmamaları gibi tavsiyelerde bulunmaktadır. (Mills, 2007)

KAYNAKÇA

Arslan, A., “TÜRK İKTİDAR SEÇKİNLERİ”, AKADEMİK BAKIŞ Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler E-Dergisi, Sayı: 3 Temmuz – 2004, s. 1-14.

Arslan, A., “Eşitsizliğin Teorik Temelleri: Elit Teorisi”, Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (6) 2003 / 2, s.115-135.

Aytaç. Ö., “MODERN BÜROKRASİLER VE YABANCILAŞMA ETHOSU”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 15, Sayı: 2, Sayfa: 319-348, ELAZIĞ-2005.

Karakaş, M., “İktidar İlişkileri Açısından Bilim ve Sosyoloji”, Sosyal Bilimler Dergisi, s. 154-169.

Küçükcan, T., “Modernleşme ve Sekülerleşme Kuramları Bağlamında Din, Toplumsal Değişme ve İslam Dünyası”, İslam Araştırmaları Dergisi, Sayı 13, s. 109128, 2005.

Mills, C.W., İKTİDAR SEÇKİNLERİ, Çev. Ünsal Oskay, Ankara, Bilgi Yayınevi, 1974.

Mills, C.W., TOPLUMBİLİMSEL DÜŞÜN, Çev. Ünsal Oskay, Der Yayınları, Ankara, 2007.

Norman, B., MODERN SİYASET TEORİSİ, Çev. Mustafa Erdoğan & Yusuf Şahin, Liberte Yayınları, Ankara, 2012.

Ofluoğlu, G. & Büyükyılmaz, O., “YABANCILAŞMANIN TEORİK GELİŞİMİ VE TARİHSEL SÜREÇ İÇİNDE FARKLI ALANLARDA GÖRÜNÜMLERİ”, Kamu-İş; C:10, S:1/2008, s.113-144.

Salar, N. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı  Eğitim Yönetim ve Teftişi Yüksek Lisans Programı, BİLİMSEL ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİNE KARŞI ELEŞTİREL SÖYLEMLER, Eğitimde Araştırma Yöntemleri Dersi Ödevi, Ankara, Ocak  2006.

Stevenson, N, MEDYA KÜLTÜRLERİ Sosyal Teori ve Kitle İletişimi, Çev. Göze Orhon-Barış Engin Aksoy, Ütopya Yayınları, Ankara, 2008.

 

Not: Bu çalışma yazarın, Gazi Üniversitesi SBE Gazetecilik Anabilim Dalı Doktora derslerinden olan "Siyasal Düşünceler ve Demokrasi" dersi kapsamında Prof. Dr. Cem Yaşın'a sunulmuş olan final çalışmasından (Ankara, 2014) türetilmiştir.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.