Kendini bilmenin düşünce değeri

27.02.2016 13:38:14
A+ A-

İnsan yüksek felsefi zihinsel çabayla olduğu gibi dinsel inziva ile de kendini bilebilir. İnzivada Allah huzurunda olma hissiyle tutulan oruç ve kılınan namaz bu kendini bilme yolculuğunda kişiyi kendine götüren buraktan ibarettir. Aslında din tam özgür sorgulamayla düşünmeye izinli değildir. Kabullenmeyi ve bilgiyi kabullenmişliğe uyarlamayı düşünmekten saymayınca tam imanlı bir din adamının özgür düşündüğünü söyleyemem. Çünkü tam iman Allah'a ve onun kutsal kitabına teslimiyet ister. Tam iman, kutsal kitabı sadece Allah buyruğunun egemenliğini sağlamak üzere yorumlayacak kadar düşünce özgürlüğü tanır. Allah egemenliğinin disiplini ve korkusu insan egemenliğinin kırbacı yapılmadıkça bu yorumlama insan uygarlığını barış ve huzura ilerleyen yola davet eder. Bu davete rağmen İslamiyet'in insan uygarlığını kurtarıcı bir yol yapılması, komünizmin bireysel refahı sağlaması kadar olasıdır. Çok zor; din üzerine tasarlı toplumsal bir yönetim içinde zamanın ruhuna, yani zamansal yaşam ihtiyaçlarına uymayan bazı dini unsurları bireysel yaşam alanında saklı tutacak kadar pasifleştirmek oldukça zor bir iş. Gene de laik demokrasiden sonraki ilk tercihim İslamiyet temelinde bir devlet olurdu. Ne de olsa, İslamiyet barışın ve güvenin arzusudur.
 
Ancak iş düşünmeye gelince, benim kafam bilgiyi inkâr ile sorgulamadan tam ve özgür bilinçle düşünülemeyeceği kanısındadır. Mevlana felsefesi gerçekliğin bilgisini ve bilginin de gerçekliğini kavramak, yani bence düşünmek için "önce öl sonra ol" der. Mevlana bunu sanırım Allah'ın varlığını insanın kendinde görüp bilmesi için söylemiştir. Ben de bunu kendini bilmenin vazgeçilmez ön koşulu sayarım. Kendini bilmek belki de Yaradan'ı bilmekle eş anlamlıdır. Önce tüm senden iradesiz olmuş ve oldurulmuş kendilerini öldürmen gerekir; sonra ne kaldıysan geriye işte ancak o kadardır kendinden olan. Çocuklar ve meczuplar bu yüzden günahtan muaf tutulurlar; çünkü onlar kendilerini bildirecek olgunlukta bilinç ve iradeye sahip değillerdir. Kendini bilmeyenin düşüncesi başkalarının bilgisinden ileri değildir. Bu yüzden düşünmenin evliyalık payesi olan bilgeliğin ön koşulu kendini bilmişliktir. Antik Yunan bilgelerine atfedilen "kendini bil" deyişi Delphi'deki Apollon Tapınağı girişine altın harflerle yazılmıştır. Juvenalis'e göre bu ilke cennetten gelmedir.
 
 * "Kendin gibi ol" öğüdü çok manasızdır, çünkü kim öğütlediği kişinin kendi olma hâlini bilebilir ki? Doğrusu, "kendini bil" demeliyiz. Ayrıca, kişi her zaman kendidir zaten; kimi kendini bilir kimi de bilmez; fakat hep kendi gibidir. Çünkü herkes kusurları ve hikmetleriyle kendine mahsus biriciktir. Herkes bilinci kadar hep kendisidir; kişi sadece kendini bilmiş bilinciyle kendin olma gerçekliğini yapabilir. Bu yüzden de herkesin kendi sadece kendini bilmiş bilincinin gerçekliği kadardır. Her kim birine "kendin gibi ol" diyorsa, aslında öğüt verdiği kişiyi kendi bilincindeki "kendin olma" bilgisine benzetmek ister. Oysa bu hiçbir zaman benzetmekten ileri geçip kişiyi gerçek kendisi yapmaz. "Kendin gibi ol" öğüdünün dayanak bilgisi kayıptır. Çünkü kendini olduran olduğu yerde sabit duramaz. Duruyorsa olmuşlukta kala kalır ve bir zaman sonra hayatın dayatmalı zoruyla kendi olmaktan çıkar.
 
Ancak şu, "kendini bil" deyişi var ya, işte o cennetin sırrını açan sözdür. Kendini bilmek de kendinin bilincine varmış bilinçle olasıdır. Bu yüzden ben, "kendin ol" yerine 'kendini bil' derim. Bu öğüt manasız değildir. Çünkü bilmek süreklilik arz eder. Zaman asla duraklamaz ve bilgi hep zaman boyutuna asılı gerçekliğiyle somutlaşır. Kişi kendini bilmek için başkalarıyla olan ilişkilerini de zaman boyutuyla irdeleyip yorumlamak zorundadır. Yani kendini bilmek başkalarını da tanımayı gerekli kılar. Birbirlerini tanıyan insanlar kendini bilen kişiliklerine saygının gereği birbirlerini değiştirmeye azmetmezler. Kişi tercih ettiği yaşam çevresine uyum arzusu oranında kendini değiştirmekte, kendisi olmakta özgürdür. Bu da gösterir ki insanın olacağı bir sabit 'kendi' yoktur zaten; fakat hep bileceği bir kendi vardır. Söz konusu ilkesel 'kendini bilmek', bir kendinde olma yani değişim iradesidir aslında. Kendini bilememiş kimse ne kendi özünden olur ne kendi özgür bilinciyle düşünür; sadece kendi "gibi" görünür. 
 
"Her sabah kalktığım zaman kendi kendime şöyle söz veririm: Dünya üzerinde vicdanımdan başka hiçbir şey ve kimseden korkmayacağım" Mahatma Gandhi
 
Vicdan denen şey de zaten kendini bilir olma sorumluluğundan başka nedir ki? M. Soyek
 
 


YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.