Matematik bilmeyene kız verilmesin!

10.02.2015 21:23:16
A+ A-

I.
 
Matematikten her insanın uzman seviyede anlamasını bekleyemeyiz. Ama her insanın bir uzman gibi değilse de, genel kültür olarak temel matematik konularından haberdar olması lazım. Örneğin Calculus denen, özellikle hareket fiziğini açıklamak için kullanılan, lisedeki belalımız integral ve türevi içeren matematik şubesi. 
 
Nikolay Bukharin "bilinç maddenin bir fonksiyonudur" diyor. Buradan hareketle, integral, türev gibi terimleri ödünç alarak, insanoğlunun en girift kavramlarını çok kolay açıklayabiliriz, daha doğrusu tanımlayabiliriz: Bilinç, maddenin bir fonksiyonudur. Fikir, bilincin bir türevidir. Benlik, bilincin integralidir. 
 
Oldukça afilli laflar ama çok basit esasında: Fonksiyon, bir "giriş"i, belli bir "çıkış" olarak alan bir olgudur, bir "şey"in "işlev"idir. Türev, bir fonksiyonun "gidişatı"nın anlık görüntüsüdür. İntegral, -burada- sınırları belirsiz ya da tahmin edilebilir olmayan bir hacmin, küçük parçalara ayrılıp, o sonsuz küçüklükteki parçaların teker teker toplanması ile bir bütün halinde hesaplanması meselesidir, ki bu sonsuz küçüklüğü bilemeyiz, ona yaklaşırız ve sonunda bulduğumuz değer "gerçeğe çok yaklaşık"tır, gerçeğin biraz rafine halidir. 
 
Böyle bir tarifle, dünyanın her yerinde bir felsefi konuşma yapmanız mümkündür, matematik terimlerinin diğer dildeki karşılığını bilseniz kafi: Kelimeler, dil ve retorik içinde herkes için bambaşka anlamlara gelebilirler1 ancak matematik olarak ne ifade ettikleri kesindir. Böylece felsefe yapmak için afilli laflara, "anlaşılmazlık uğruna anlaşılmaz davranmak"a gerek kalmaz: Kanaatimce bir düşünür anlaşılabilir olmak adına kendisini sığ ve yalın söyleme hapsetmemelidir ancak, günümüzde özellikle post-modern çevrelerde bir anlaşılmaz olmak sevdası, post-modern grinin boşlukta nirengisiz salınan başıboşluğunun doğurduğu bir saçma belirsizlik aldı başını gidiyor.
 
II.
 
Alan Sokal'ın meşhur bir "ayarı" vardır bu "entel çevre"lere.
 
Sokal, "Transgressing the Boundaries: Towards a Transformative Hermeneutics of Quantum Gravity" diye bir makale yazar, Türkçesi: Sınırları Çiğnemek: Kuantum Yerçekiminin Dönüşken Bir Yorumuna Doğru".
 
Makale çok önemli bir "post-modern" dergide yayımlanır. Sonra Sokal açıklama yapar, mealen: "Tamamiyle saçmalıkları afilli sözcüklerle bir araya getirdim, aslında hiçbir şey anlatmayan bir makale. Sözde post-modern kimi çevrelerin bilim adı altında nasıl saçmalıkları yaydığını göstermek istedim. "
 
Sonra makale incelenir ve hakikaten neredeyse rastgele edilmiş bir sürü lafın ciddi bir şey ifade ediyormuşçasına bir araya getirildiği bir bulamaçtır. Social Text dergisi ve temsil ettiği kitle rezil olur. Sokal, devam eden açıklamalarından birinde, bu "şarlatanlar"ın, bilimsel bir takım terimleri, kuramları vs. üstelik yanlış dilbilgisi dahilinde saçmalıklarını bilimsel göstermek için kullandığını söyler.
 
Demek, madalyonun bir de diğer yüzü var: Bir "yanlış matematik" de söz konusu. Matematiğin ya da pozitif bilimlerin terim ve tabirlerini, kendi mistik, ne idüğü belirsiz iddialarını bilimsel bir forma sokmak için kullanan bir diğer post-modern zümre.
 
III.
 
Türkiye'de Caner Taslaman gibi adamlar da bu Sokal'ın tarifine uyuyor. Fiziğe çağ atlatan Kuantum Teorisi'nden terimleri yalan yanlış kullanarak "kuantum düşünerek eşinizle sorunlarınızı çözün" nevinden boktan kişisel gelişim kitapları yazan kan emiciler de.
 
Bununla alakalı ama doğrudan ilgili olmayan bir başka şeye değinelim: Küçükken dini eğitim alan çocuklar fal, büyü, gulyabani gibi şeylere inanmaya ve film ile gerçeği ayıramamaya meyilli oluyorlar yapılan araştırmalara göre. Türkiye'de roman ya da diziden tarihi belgesellik, ne idüğü belirsiz bir adamdan "Fizik ve matematik kuralları dahilinde Tanrı'nın varlığını ispat" bekleyen kitlenin çocukluğuna inmek lazım o yüzden.

Özetle, matematik, kanımca Chomsky ve Pinker gibi dilbilimcilerin yarattığı ve geliştirdiği "Evrensel Gramer" tezleri nazariyesinden de incelenmesi gereken, bir evrensel dil. Elbette, bildiğimiz anlamda diller matematikten çok daha kapsamlı ve elbette kesinlikle daha lezzetli açıklamalar yaratmamızı sağlıyorlar: Ancak sözkonusu bilimsel tespitlerse, matematik bilmeden bir sosyal bilimde de "tespit" yapmak bence imkansızdır.

Bir de şunu belirtmeliyim ki, ben Fen Lisesi mezunuyum ve bırakmadan evvel 2 yıl Biyomühendislik okudum. Bu "sayısal" Türk eğitimi süresince türev ve integral kabusum olmuştu. Ben, türevi ve integrali, adını hatırlayamadığım batılı bir sosyal bilimcinin, yukarıda anlatmaya çalıştığım "matematik diliyle konuşmak" çabasıyla, türevi ve integrali benzetme olarak kullandığı bir savını okuduğumda anlamıştım. "Türkiye'de Geri Kalmışlığın Tarihi" bu perspektiften yazılsa, oldukça isabetli sonuçlara varır düşüncesindeyim.

M. Bahadırhan Dinçaslan

bahadirhandincaslan@gmail.com

________

1: Gökalp'in bu konuda oldukça güzel bir ifadesi var: "...Lisan, daima insanları aldatan bir şeydir. Bir kelimeyi muhtelif ağızlardan işittiğiniz zaman, hepsinin bu kelimeden aynı mânâyı murat ettiğini zannetmeyiniz. Aynı kelime, bir hatipten diğer hatibe, bir muharrirden diğer muharrire geçerken mânâsını değiştirebilir. Çünkü, kelimeler, insanlar arasında müşterek timsâllerden ibarettir. Mefhum ise iptida bir şahsın, sonra da ilmî yahut edebî bir mektebin hususî bir telâkkisidir. Aynı zamanda muhtelif hususî telâkkileri ifade için kullanılan bir kelime şüphesiz hiç birisini hakkile ifade edemez. İlmî münakaşalarda bir çok iltibasların, sui tefehhümlerin husule gelmesi bu halin bir neticesidir. Muhtelif zümrelerde, muhtelif telâkkilere delâlet eden kelimelerden biri de ilim tâbiridir."



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.