RUH FİLOZOFU: Fyodor Dostoyevski

29.07.2014 02:29:22
A+ A-

''Mutlu olduğum anlar oldu ama bu ilk başarımın verdiği sarhoşluk dakikalarında değil, romanımın karalamalarını hiç kimseye okutmadan önceki günlerdeydi. Coşkun umutlar, hayaller, çalışma tutkusuyla geçirdiğim uzun gecelerde mutluydum. Yakınlarım gibi benimsediğim, gerçekten ayırt edilemeyen, yarattığım kişilerle, hayallerimle bir arada geçirdiğim geceler… Kahramanlarımla güler, yine onlarla acı çekerdim. Zavallılar ağlarken benim de gözyaşı döktüğüm olurdu.’’

[FyodorMihailoviç Dostoyevski / Ezilmiş ve Aşağılanmışlar]

 

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski’nin çapraşık şahsiyetini kaleme almanın verdiği çetin bir heyecanla,  aylardır onunla ilgili nelerin mevzubahis olması gerektiğini düşünüyordum.  İnsan ruhunun akıbetini olduramayan bir adamdan ne vuku buldurabilirdim ki?  Hislerin özünü tasvir etmenin boyutlarını aşarak ve buna bir de yaşamdan çok şey katarak okuyucularının bütününe ‘‘İşte beni tarif etmiş!’’ dedirten bir romancı için söylenilecek söz daimi olarak vardı esasında. 

 

Dostoyevski’nin acıdan zevk aldığını, aslında onu bir romancı olarak göğe eriştirenin, rakipsiz yapanın romanlarındaki duygulanımın olduğu fikrinde direnmek yalnızca onu anlamaya yanaşmayan okurların işidir. Acı çekmekten zinhar çekinmeyen, bilakis mutluluk korkusuyla günlerini harcayan roman kahramanlarıyla insana ceza veren bir yöntem tutturmuştur. O acıların umutları yok edemeyeceği tutkusuyla onlarca kişiliği kendinde içselleştirebilmiş bir romancıdır.  Dostoyevski sadece teessür etrafında birleştiriyordu düş kırıklıklarını. Ama buna bir çaba sarf ettiğine inanmamak, bunu kendisine kabullendirebilmek için kahramanlarına ağır nöbetler geçirttiğinigöz ardı etmek mümkün değildi.  Kahramanların geçirdiği nöbetlerin midemde uyandırdığı o biçare ve şiddetli acıyı tarif edemem. Kişioğlunun fıtratını en gerçekçi yaklaşımla kalemine almış bir yazarın özünde bir yerlere sakladığı kendi şahsına münhasır sırların onu çok içerden yaraladığını söylemek mahzur değildir.

 

Dostoyevski’nin kahramanlarının kendileriyle alıp veremedikleri bazı şeyler vardı. Onların ne istediğini bir türlü seçemediği zamanlarda oluyordu bu daha çok.  Bir arayış içerisine girmeleri hep bir tercih yapmaya zorluyordu onları. Ve her seferinde de kendilerine daha fazla ıstırap verecek olanı seçiyorlardı. Çünkü insan istemediği zamanda istemediği seçeneklerle karşılaştığında hata yapmaya mahkûm kalıyordu. Sonrasında da bir keramet bekleme arayışına sokuyordu kahramanlarını.  Her ne kadar dibe vurmaya çalışmış olsa da hayatın içindedir Dostoyevski’nin kahramanları.

 

Sükût her zaman kâr getirmiyordu Dostoyevski’nin romanlarında. İkinci adam olmaya iptilasının okuyucunun inisiyatifine kalmış bir yanı vardı. Çok bedbindi Dostoyevski’nin kahramanları. Çünkü iyimser olmalarına bahaneleri yoktu. Dostoyevski’de yaşadıklarını anlatma istencinin yanı sıra yaşadıklarını yazarak yaşatabilme kuvvetinden gelen bir yazın yeteneği vardı. Bu yüzden kalemi eline her alışında insan ruhuyla yüzleşmiş ve ondan intikam almıştır.

 

Ruhbilimciliğin esaslarını evrensel boyutta insanlığa kazandırabilmiş biri olan Dostoyevski,  bununla birlikte Rusya toplumunun kültürel kalıntılarının, aile bağlarının, Rus insanının fikri davranışlarının, hülasa tradisyonlarının tohumlarını romanlarına taşımış bir yazardır. Bu sebepten Dostoyevski’yi okuyan bir insan bir şeyler öğrenmek değil de, bir şeyler anlamak eğiliminde olduğu için onun yazınının güçlü etkisinde bulur kendini. Öyle ki Dostoyevski romanlarında her insanın tava düşürüldüğü, dize getirildiği bir yolu vardır.

 

 Gogol, ‘’Puşkin, olağanüstü bir olaydır.’’ der. Rus romancıların birbirlerine olan tesirlerini kavramak pek de güç bir durum değildir. Gogol’un bulunduğu dönemin siyasi, toplumsal ve içtimai sorunlarını ‘’Palto’’ hikayesinde cesurca tenkit etmesine de Dostoyevski öyküye “Hepimiz Gogol’un ‘Palto’sundan çıktık.”  övgüsünü yakışır bulmuştur.  O okurlarını sadece açık yürekliliğiyle serüvenlerine bağlamayı başarmış bir yazardır. Bunun örneklerinden birisi de Beyaz Geceler romanıyla Petersburg’un karlı gecelerinde kişinin ruhsal kimsesizliğini coşku ve sembole aşırı yer vererek tasvir etmesi olmuştur. 

 

Dostoyevski kahramanlarına insan yaşamında yeni olanaklar keşfetmenin kimi zaman yalnızca ‘tesadüf’  vakıasıyla olabileceğini benimsetmeye çalışsa da, yaşamda her şeyin derin anlamlar üzerine kurulu olduğu düşüncesine inancını da ne ilk romanı İnsancıklar’da ne de nihaiKaramazov Kardeşler’inde yazmadan geçebilmiştir.  O kendi içinde çelişkileriyle boğuşan bir adamdı. Onun romanlarında bir sayfanın satır başında savunulmuş bir ideolojinin sayfa sonuna gelindiğinde tam da tezadına ilgi odağı uyandırmaya kalkışmasına seyirci kalması kimi zaman okurlarını yormuştur. Dostoyevski onlarca kişiydi. Tek adam olmak ona göre zevkli bir yeğleme değildi.  İşte yazılarının soluğunu dünya çapında duyurabilmesinin getirdiği muvaffakiyet de onu okuyabilecek her insana dair bir şeylerin mahiyetine erişebilmiş olmasıydı. Ona göre insan ruhunun içyüzü farklıydı. Ezilenler’inde ruhsal durumu vermek dışında yaptığı doğa tasvirleri gibi değildi. Onun, zamirini dışa vuruş biçimi ‘yazın’dan geçiyordu.

 

Hadiselerin seyrinin hangi yönde vuku bulacağına erişememiş kahramanlarıyla,  Dostoyevski’nin roman sanatının eşsiz bir şey olduğunu, var olduğu bilinmeyen bir şeyleri tinsel tasvirleriyle ispat etmeye kalkışmasıyla onu her romanında anlamış bulunuyoruz. O edebiyata yeni bir soluk getirmiş değil, edebiyatla soluk alan bir yazardı. Acaba Dostoyevski daha uzun yıllar yaşasaydı, özellikle ‘kritiğin’ daha yansız olduğu dönemlerde de bulunsaydı, yazmak isteyecekleri neler olurdu? Ekim Devrimi hakkında ve Rusya’nın hatırında neler konuştururdu kalemine.  Romanlarında kişiliğine bulaştırmadığı kahramanı kalmayan ‘soyluluk’  egosunun yerini kültürel soykırımların aldığını görseydi ne kadar açık yürekli davranırdı. Lakin,bu soruların yanıtlarını anlama merakından evvel Dostoyevski romanlarında keşfedilmesi gereken sonsuz edebi mevzuatlar yer alır.

 

Dostoyevski’nin öz mihrakı insan ruhuna yerleşmiş izlenimleri estetik yönden değerlendirmesidir. Övgüden daha çok kendisine eleştiri yakışacak bir kalem erbabıdır. Çünkü o kendi fikri anlayışları sorgulanamayacak biçimde yazmış bir yazar değildir. Dostoyevski romanları mahşere kadar hiçbir biçimde dejenere olmayacaktır. İnsan ruhu kof bir maneviyat olmadığı sürece, onun her okuru kendisini roman kahramanlarının benliğiyle özdeşleştirmeye devam edecektir. O, insan özünün tasvircisi, bazen ruh terbiyecisi, en çok da benliğinin devinimini yaşayan bir ‘ruh filozofu’dur.

 

Eğer hayata edebiyat dünyasından birilerini döndürmek gibi bir tercihim olsaydı, bunu bir sefer de Dostoyevski'den yana kullanırdım.

 

TİLBE DEMİR

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.