Şiir nefes almaktır, aşktır,sevgidir! Edebiyat Ölmez!

04.10.2014 17:31:39
A+ A-

Genç Yazar ve Yazar olmak isteyenler için büyük bir şanstı Yaşayan Edebiyat Ölmez. Şiiri ve Edebiyatı sevenler kendi yazdıkları şiir ve öyküleri bize gönderdiler. Biz de en iyilerini seçip burada sizinle paylaştık. Amaç şiiri daha da sevdirmekten öte; Edebiyatı yaşatmaktı. Evet, Edebiyat zaten asla ölmez; ama yeni ruhlarla birleşen şiir dolu kalpleri herkes tanımalıydı. İlk yazımızı yazdık ve paylaştık. O güzel şiirleri binlerce kişi okudu. İstediğimiz bir nevi olmuştu. Ama bu daha ilk adımdı. 

Şimdi ikinci yazımızda sıra. Daha büyük kitle için, daha fazla duyurmak ve daha fazla  tanıtmak için bu yazı belki de çok daha önemli. Evet çok konuştuk. Şimdi sırada güzel şiirler ve öyküler var. Hazır mısınız?

İlk olarak kalemi gerçekten güçlü olan Melisa Çelik'in Aşk dolu şiiriyle başlayalım. Ki şiirin adı da AŞK. Mutlaka okunması gereken bir şiir. 

 

 

AŞK

Aşk;

Karnında kelebekler uçuşması,
Heyecan fırtınası,
Sorun çıkacak diye korkudan ölmektir
Aşk.


Aşk;
İki kelimedir.
Seni seviyorum diyebilmektir,
Ya da diyememektir.
Veyahutta sevip, sevmediğini bilememektir.
Aşk


Aşk;
Acılara katlanmak, engelleri aşmaktır.
Ya da geride bırakıp aşkı, kabuk bağlamasını beklemektir.
En büyük acısıda aşkın, yarayı tekrar kanatmak,
Acılara tekrardan katlanmaktır.

 

 

Bu güzel şiirden sonra sırada Aleyna Aksakal adlı daha 15 yaşında olan kızımızın çok önemli bir yazısı var. Zengin ve Fakirlerle ilgili gerçekten anlamlı yazı oldu. Küçük yaşta önemli yazılar yazanları ayrıca tebrik ediyorum.

Okuyalım.

 

Sevgili Ayşe abla,  
Adım Aleyna soyadım AKSAKAL. Yaşım 15 ve 9. sınıfta okuyorum ve yazımın Radikal'de yayınlanmasını herkes gibi ben de çok isterim.. Umarım yazım sende derin izler bırakır... Ayrıca böyle bir proje düzenlediğin için de teşekkürlerimi sunuyorum.. Çok güzel bir proje olmuş!
                                               
                                                             ZENGİN FAKİR 
"Fakir: Geçimini güçlükle sağlayan, yoksul kimse.'' olarak tanımlanır sözlüklerimizde. ''Zengin: Parası malı çok olan, varlıklı kimse.'' olarak tanımlanır sözlüklerimizde. Keşke okunduğu gibi yaşansa...Keşke sözlük anlamında olduğu gibi kalsa ''zengin-fakir''...
 
Zengin fakir arasında sonsuz fark vardır. Aslında fark zengin fakir ilişkisi değil. Fark; insan yüreği..Kalbin eş anlamlısı olan yürek değil. Bu; içinde merhamet olan, sevgi olan, sadakat olan, vicdan olan, insanlık olan yürek. Zaten kalp dediğin herkeste var. Önemli olan yürek sahibi olmak. Beni en çok üzen ne biliyor musunuz? Beni en çok üzen adam gibi adamların haketmediği muameleler. Haa bu arada siz herkesi ''adam'' sanmayın bazıları mecburi insandır..Düşünün: 
    
Parası olmadığı için ekmek fırınının önünde durup gelen geçene, ''Bana bir ekmek alır mısınız, evladım'' diyen yaşlı teyzeyi, o fırının camındaki buharı yalayan, günlerce aç kalmış zavallı sokak köpeğini...Hatta köpeği sevmek için elimi uzattığımda - yediği dayaklardan olsa gerek -  korktu ve kaçtı. İnsanlar niçin köpekleri döver, söyler misiniz Allah aşkına?  
     
Otobüs durağında bekliyordum. Saatlerdir yağmur yağıyordu. Binmedim hiçbir otobüse, binemedim. O yaşlı amcayı izledim hep...Durağın yan tarafındaki yaşlı amcayı. Yağmurda kalem satıyordu. Yağmurda kim kalem alır?  Bir süre baktım ona. Hiç kimse kalem almıyordu ondan. Kalkıp gitti çaresizce. Gidişini izlerken insanlığımdan utandım... 
   
Otobüsler peronlarda kalkma saatini beklerken içine simit satan insanlar biner bilir misiniz? Temiz yüzlü, temiz giyimli ellili yaşlarda bir amcanın orada simit satmaya çalışırken çocuğu yaşındaki muavinden  yediği azarı işittim.  Tek simit satamadan indi otobüsten. Yüzündeki yenilmişlik ifadesinde insanlığımdan utandım... 
   
Market kasalarında elimiz kolumuz dolu beklerken öndeki babanın, parası yetmediği için elindeki çocuk bezini bırakışındaki çaresizliğe tanık oldum ben... Sepet sepet aldıklarımızı kasadan geçirirken, elindeki bir tek ekmekle sıra bekleyen yaşlı teyzenin, kasadan geçen her şeye nasıl hüzünle baktığına şahit oldum ben!
   
Annesi babası olmayan minikler parkta düştüklerinde, ne anne ne de baba diye ağlayabilirler... Onlar yerden sessizce kalıp kendi gözyaşlarını kendileri silerler ve ben o zaman da ağlarım... Sonra bir anne gelir, salıncağa küçük kızını yerleştirir ve sallamaya başlar. Çocuk soru sormaya başlar: '' Anne, şu anda etrafta ne var? Nasıl bir yerdir park, anne?'' Sonra o anne minik kızının görmeyen gözleri olur...Gören gözlerimden utanırım! Manavdan aldığım çilekle eve doğru yürürken, halinden fakir oldukları anlaşılan bir annenin elinden tuttuğu küçük kızıyla yürürken, o kızın elimdeki çileklere bakışını gördüm. Hemen iri olanını uzattım çocuğa. Çocuk çileği almak yerine annesine baktı önce. Annesi bana : ''Daha önce hiç yemedi, ya severse?'' dedi. '' Severse ben ona bir daha nasıl çilek alırım?'' Cevabını vermesi hiç mi yüreğinizi sızlatmayacak? 
 
Gelir eşitsizliği varsa onur eşitsizliği de olacak ve evet birçoğunuzun yüreği sızlamayacak! Şimdi siz hiçbir şeye üzülmeyin de söyleyin o küçük kızın  hayalleri nerede kaldı?  Bakmayın konuya zengin-fakir diye giriş yaptığıma.. Şu okuduklarınızdan bir şeyler çıkardıysanız kendi yürek payınıza boş verin zengini! Kalbinizin değil, yüreğinizin sesini dinleyin! Kalbinizle değil yüreğinizle yaşayın, burnunuzla değil yürekli insanların - hani şu yoksul diye itip kalktığınız - insanların mutluluğuyla nefes alın.. En kötüsü de ne bilir misiniz? Yürekli insanlar için mutluluk bir espridir ve onlar hiç gülmez, gülemezler... Asıl şimdi düşünelim hangimiz insan? Yazık ettik değil mi hayallerinize yürekli - fakir- insanlar, yazık ettik değil mi geleceğinize?.. 
  
Şimdi ben bu güzel dünyanın kirli insanları adına sizden özür diliyorum. Affedin bizi, affedin...  Ama siz hiç üzülmeyin ''adaletini bozduğumuz kantar gün gelir bizi de tartar!'' Yine siz hiç üzülmeyin dünya üzerinde mutluluğu bekleyen insnaların yüreklerin ortak lisanıdır yoksulluk....
 
 
Çok anlamlı bir yazıdan sonra sırada yine çok güzel bir şiir var. Tam edebiyat tutkunu olan genç tarafından gönderilmiş. Osman Efe'ye bu güzel şiiri için teşekkür ederiz.
 
 
 
Öyle Sevelim Ki
 
"Şöyle böyle hesaplara girmeyelim.
Giremeyelim, 
Girecek vaktimiz de olmasın yani.
Öyle hesapsız, vakitsiz, amansız sevelim, 
Hatta bağırsın cümlelerimiz 
Gözlerimizin hunhar sevişmesinden ötürü, 
Öyle bir sevelimki 
Uykuda bile konuşalım.
Tamamlansın eksik gedik kalan yanları hikayemizin.

Yani uyuyalim birlikte
Ama susmayalım,
Konuşalım.
Her sabah uyandığımızda 
Yeni karşılaşmış gibi günaydın felan demeyelim mesela birbirimize,
Öyle sevelimki
'Zaman' olmasın ikimizin arasında.

Öyle gündüzle geceyle
parçalamaya ne gerek varki hem,
Gideceksen git işine gücüne,
Ama konuş benimle,
Aldırma etrafa anlat yani susma,
Aşkın iki sonradan görmesi
Derler en fazla.

Öyle deli sevelimki
Görelim günümüzü gitsin."

 

 

Sıradaki genç kendini çok iyi tanıtmış. Fazla söze gerek yok. Edebiyat seven bu genci tanıyalım ve güzel şiirlerini okuyalım.

 

 

28/03/1983 tarihinde Trabzon'da doğdum. Trabzon Kanuni Anadolu Lisesinde Hazırlık ve Ortaokulu tamamladım (1998). Aynı yıl İstanbul'a yerleşerek liseyi Yeşilköy Anadolu Lisesinde tamamladım. Liseden sonra 2 yıl Bakırköy Belediyesine bağlı aktüel bir dergide (Köyümüz Gazetesi) gazetecilik yaptım ve yerli ve yabancı edebiyat dünyasından üslup yorumları üzerine yazılar yazdım. 2003 yılında Muğla üniversitesi işletme bölümüne başladım. Üniversitedeyken 2003 yılında üniversitenin Sinema Topluluğu kuruculuğunu üstlenerek kurucu faaliyetlerde çalıştım. kısa bir zaman kütüphanecilikle ve 2006 yılında okulun edebiyat fakültesine bağlı olarak çıkarılan (Günebakan Dergisi) derginin hem editörlük bölümünde, hem yayınlanmasında hem de bir sayısında şiirimi yayınlayarak yazmakla olan bağımı hiç koparamadım.

Şu an mali müşavirlik yapmaktayım fakat edebiyata ve yazarlığa olan düşkünlüğüm amatör olarak halen hayranlıkla devam etmektedir.

Saygılarımla Emrah Nail Asmaz.

 

-AKLIMIN YANGINI-

Sorgulamıyorum artık yeminleri,

Gözgöze buluşulan bir masanın

Sallanan ışığına üflüyorum

Ölü doğmuş tarihimizi

Karanlık ufuklarda bakışım

Sanki mecnun boşluğu

Aklımın uçurumuna düşüyor,

Başımızı yasladığımız kırık duvarların masalı

Karanlıkta seyredilmiş bir terk etmenin hikayesi şimdi

Sevmek için hatırlatılan onca yüz,

Sevilmek için yazılmış onca cümlemiz

Samimiyetsiz bir gecekondu yangını gibi

 

Takvimine aşık bir yüzyılı yakıp kül ediyor...

 

 

Evet güzel şiirden sonra sırada yine bir birinden güzel şiirler var. Sırada Dilar Sayan adlı arkadaşımızın çok anlamlı şiiri var. Ben okurken hem yaşadım hem de o tutkuyu gördüm. Bakalım siz nasıl bulacaksınız. 

 

 

ŞAİR OLAMAYIŞIM

Benim en çok gülüşümü severler.
Şair olamayışım bundandır galiba.
Ve narin değildir ellerim.
Bir leylek görsem saçından tutarım çocukluğumun.
Oturupta mevsimlere, göçlere, hele kuşlara hiç yazamam.
Kuşlar, hür olmalılar.
Gözlerimle yıkamam kanatlarını.
O yağmurların görevi bilirim, çalmam.
Öyle normal dışı yaşantım yok anlayacağınız.
Çayı severim işte;fakat uzun uzun içemem.
Birini sevmeyi çaya biçemem, ibadet edinemem aşkı.
Yazmak için yaşarım bazen.Bazen de yazmak için ölürüm.
İddalı hallerin insanıyım.Cümlelerim havada uçar bazen.
Hüznü seremem yollarıma.
Koca bir karanlıkta kaldıysam,
Sorma gitsin, korkarım.
Yürüyemem.
'Ahh bu gece şiirlerle yudumlamak gerek rakıyı'diyemem.
Yüreğim şairler kadar heybetli değildir.İçemem.
Dua ederken dillenir birtek mısralarım,
kara kaşa göze yazılanlar, lafta.
Ben bir şair kadar aracı olamam hiçbirşeye.
Aşkada şiir kadar yaklaşamam.
Şair olamayışım bundandır galiba.
İki gönlü bir avuca sığdıramam.
Sinirlenirim mesela, kırarım.
Çok fazla.
Ama utanırım, şiirsemem her durumda.
Hıçkıra hıçkıra kolay kolay ağlamam.
Ağlarsam el sallarım ağlatanlara.
Affetmek.Haddimize mi affetmemek.
kelime aralarında sürgünün,
ağırlaşır efendi.
durdukça o boşlukta yabancılaşır.
bizden uzaklaşır.Saç sakal karışır.
Benim sevmelerim birdir.
Her adama yazamam.
Dedim ya hapsetmektir affetmek.
Şair olmak ben olmamaktır.
Sevmeyi çare bilmektir.
Ben şair değilim, duygulu hiç değil.
Şimdi sever misin?
ezberleyemem,
yapıştıramam yüreğine satırları.
Ama film izlerim ben.
Heyecanlanırım.
düşünürsem birini,
o ağacın altına sığınırım.
Fotoğraflarda ki gülüşlere bizi yapıştırırım.
Zaten ben hep gülerim.
Bir şair gibi gerçekçi yaşamam.
Ütopiktir benim hayallerim.
Yağmur yağarken yazmam, çizerim.
onu.henüz bilmediğimi..
biraz kıralım susmaları.
gel dizimde uyu.
şair olayım.
bir yerlerinden başlayıp harflendireyim seni.
ellerini, gözlerini anlatmadan resmedeyim.
ben,
duvarlar ve sen.
Ve çarşamba.
selamına borç bildiğimden miydi bu arz ?
şair olamayışım bundan mıydı ?
Geleceği erken mi yaşadım ?
dizimde uyu.
tozlanmış masallar seçerim.
kendimi eskitirim.
İstersen şairde olurum.
Yorulurum.

Dilara SAYAN

 

 

Beğendiniz bence. Sırada Beyza Kara nın serbest dilde yazdığı şiiri var. Serbest şiir yazmak zordur. Özellikle onu anlamlı kılmak daha da zordur. Tebrikler Beyza Kara!

 

 

Yaşıyoruz, Ya da Yaşıyormuş Gibi Yapıyoruz...

Hepimizin İstedikleri, umutları, hayalleri var.Yaşamak isteyipte yaşayamadığı, yapmak isteyipte yapamadığı hatta söylemek isteyipte söyleyemediği...

Farkındamısınız?

Kendi dünyamızda boğuluyoruz. Hatta kendimizi dünyamızda boğuyoruz...


Yapamadıklarımız, yaşayamadıklarımız, söyleyemediklerimiz...


İçimizde biriktirdiklerimiz boğuyor bizi.

Herkesin vardır bir hayali. Kimilerinin sevdiği, kimilerinin geleceği, kimilerinin de sıcak bir yuvadır, bir kase çorbadır hayali...


Herkesin vardır, herkesin...


Ama herkes peşinden gitmez hayallerinin.Kimi gerçekleştirmek için uğraşmazken, kimileri yarıyolda bırakır hayalini, kimsesizce...


Ama unutulmamalıdır ki;Hayaller peşinden gidince güzeldir.


Ne de olsa ulaşmak istediğin yere belli bir yol kat ettikten sonra ulaşırsın..

Kısacası kendi içinizde ölmektense, hayallerinizde yaşayın..

HAYAT KISA, HAYAL KURUN.

 

Sırada Mehveş Demirer in çok güzel şiiri var. Ne kadar anlamlı ve özgün bir şiir olmuş. İçinde kayboldum resmen! Ellerine sağlık

 

 

ÖYLE BİR GÜLMEK Kİ 

Öyle bir gülmek ki,

öyle işte

          benzemeyen başka gülmelere.

Öyle bir gülmek ki

                               ben hiç gülmesem sanki,

kimse aramaz benim kaybolan gülmelerimi;

                        ben hiç sormam, nasıl olurdu diye

kimse hatırlamasa bir gülüşün o yüzdeki halini

 

Öyle bir gülmek olmasa işte

                   ben hiç bilemem,

bir gülüşe gülmek ne demek.

Öyle gülününce yolda yürürken

o gülüşü, gelen geçenden saklamak ne demek

bilemem.

 

Öyle bir gülmek var ki

bulamam başka bir gülüşte

     çünkü aramak yetmez bazen

       nerede olduğunu bilsen de

Öyle bir gülmektir ki

        bir daha görmesem

kör ilan ederim kendimi ama; yine de

inkar edemez kimse o gülüşü bir kere gördüğümü,

 

                              bir daha görmeyen gözlerimde.

 

 

Sonlara doğru gelirken. Elif Keskin'i tanıtmak isterim size. Evet şiiri seven ve şiire bağlı olan bir kız. Edebiyat tutkunu ve serbest dili seçen birisi. Bu şiirlerini mutlaka okuyun dostlar. Unutmayacaksınız!

 

 

BEN KADINLARIN BEYİ

ben kadınların beyi, sen erkeklerin

yumruklarla yoğuruyoruz ruhumuzu efendilik kelimeler eşliğinde
geriye düşüyor aşk
başı kanıyor, başlangıç yaralanıyor
dökülen kanın akışı aramızdaki mesafeyi çiziyor
şarabın bordosundan ayılıyor gözlerimiz kanın kırmızısına geçiyor gerçekler.

...göğsüm ikiye yarılmış...
eyyy ruhumun peygamberi !!!!
ellerinle bir yar açtın göğsümde
içimden ışıklar sızıyordu

şimdi pili zayıflamış masa lambası gibi
tükeniyor ışığım
kör bir karanlıkla sarılıyor göğsüme.
aşkımızın üç maymunu ölüyor
ne kör ne sağır ne de dilsiziz artık
"bir devin düşüşü" bu
ağır ağır gelen bir ayrılık devrimi.

yüksek sesle
beni övme ve beni yerme
bana gözlerinle fısılda
başlangıçta olduğu gibi
ve sona giderken...

 

İkinci şiiri.

 

BULAMIYORUM SENİ

şehrin en kalabalık yerinde denk gelmiştim sana,

yanımdan geçip gitmene o yüzden izin verdim

içimdeki tuhaflıktan anladım o kalabalıkta beklediğim şeyin beni beklemeden akıp gittiğini...

 

kitapçıları dolandım

almayı planladığım kitabın yerine

arka kapağında yazanları beğendiğim bir kitapla kendime sürpriz yaptım...

tenhalarda gezinmeye başladım,

kalabalıkların raslantılarını sevmiyordum

ve alıp götürmelerini insanı,

düşünmeden yürümeyi ve insanların yüzlerini ıskalamayı sevmiyordum...

adresleri karıştırırım hep ve yolları.

bu yüzden semboller bulmuştum kendime,

köşe başlarım vardı kaybolmamak için,

hoş kaybolsam da eni sonu hep aynı yere çıkıyordu bütün yollar..

bildiğim bir mekana atıp kendimi çayımı yudumluyordum,

karşı masanın üstünde kümelenen sigara dumanına şekiller çiziyordum

ve bir mutluluk payı çıkarıyordum kendime bu bir başınalıktan..

 

şehrin en kalabalık yerinde hep birine denk geliyordum

ama kalabalıklarda insanların yüzünü ıskalıyor ya hani insan,

bu yüzden bulamıyorum seni,

 

ben tenhalarıma çekiliyorum..

 

 

Bayıldınız dimi bu güzel şiirlere. Aynı duygular içerisindeyim. Şimdi sırada çok ama çok güzel bir şiir var. Mehmet Deniz Yılmaz yazmış. İyi ki de yazmış. Okuyalım.

 

 

NİHAL 

ansızın gitmekten korktu hep.
vedalar uykudayken daha,
böyle elinde olmadan yürümek zorunda kalmaktan.
kalp krizi gibi bir şeydi galiba onu korkutan.

çiçekleri severdi.
en çokta kırmızı küpe çiçeğini.
daha dünyaya gelmeden alınmasına karar vermiş ailesi.
ertesi sabah erkenden küpelerini bozdurmuş annesi.
geç kalındığı için alınamayınca olan küpelere olmuş.
siz kader deyin ben kederden söz edeyim.
annesi onu doğururken ölmüş.
işte bu yüzden annesi gibi severdi küpe çiçeğini.


kekemeydi.
çok sıkışmadıkça konuşmaz,
çoğunca ellerini kullanırdı anlatmak için derdini.
zaten alışmıştık biz onun o haline.
pek zorlanmadan anlıyorduk ne demek istediğini.


sonra aşık oldu.
yani benden başka kimseye söz etmese de bilmeyen yoktu Nihal'e olan aşkını.
Nihal;emekli postacı Hayrettin Amca'nın gazeteci kızıydı.
pek kimseyle sohbeti olmayan, işine sevdalı ufak tefek bir şeydi.
su gibi derdi O'nun için.
saçlarının dibinden dereler akar, ayak parmaklarından denize dökülür derdi.
ne zaman gözgöze gelseler;
kirpikleri tutuşur,
koca bir ormanın kül oluşunu izlemek zorunda kalırdı.
konuşmak isterken kelimelerin etini kanatırcasına,
saplanıp kalırıdı sessizliğin bataklığına.
sanki birileri taş bağlayıp bademciğinden aşağı atardı dilini.


bir sabah gitti.
ne çok imkansızdı onun sevdası ne de fazla kolay.
uzaktan bakıldığında normal bile denilebilirdi hatta.
neden böyle olması gerektiğini ben dahil kimse anlatamadı içine.
çok güzel sevmişti O.
ne çok şey kaldı ardında.
yarım kalan yuvasının telaşına düşmüş serçe paniği,
sessiz çığlıkların duyulmayan çıngırağı,
şairi, şiiri, ustası, çırağı,
varı, yoğu, ötesi, berisi,
küpesi, çiçeği, kedisi...


ardından;
nihali için hayalinden vazgeçti diyen de oldu,
hayali için nihalinden vazgeçti diyen de.
bana sorarsanız ne hayalinden ne de nihalinden vazgeçti.
çünkü hayali nihaline gebeydi.
korktu sadece.
annesi geldi aklına.
korktu annesinden.
korktu çiçekelerden.
küpe çiçeklerinden.
ne nihalinden vazgeçti ne de hayalinden.
çünkü hayali nihaline gebeydi.
ne küpeleri solsun ne de bebeleri ölsün istiyordu...
Mehmet Deniz Yılmaz

 

 

Şimdi size tanıdık birinin yazısını paylaşacağım. Tanıdık diyorum çünkü ilk yazımız da da onun eserine yer vermiştik. Kalemi güçlü insan Şeyma Ercanlı nın güzel yazısını okuyalım.

 

 

"Salkımsöğütümüzü hatırla! Vazgeçmek kaybetmektir."

Bende yaşamak için bir sebeptir salkımsöğüt ve de her ne olursa olsun    hayatta, yılmamak için. Yıllar yıllar önce, yağmur penceremin önündeki o geceyi ıslatırken yazmaya başlamışım ben bu hikayeyi.
Çocukluk hatırladığı oyunlardan ibarettir insanın.  Arka bahçemdeki oyunların gölgesi, hiç kurmadığım salıncağımın dalıdır o salkımsöğüt. Yıllar boyunca hiç bitmemiş bir yalnızlığın elinde akıp gitmiştir onun hayatı. Benim tüm bu gördüklerimi göremeyen, bir çocuk yüreğinde salkımsöğütün ne olduğunu bilemeyen bir balta kesiverdi onu bir gün.  Bitmişti. Bir çocukluk muydu biten yoksa büyümesi mi gerekiyordu bu haylaz bu hırçın ruhun?
Yaz geçti, kış geçti. Yine bahar yemyeşil bir şefkatle geliverdi yerküreme, arka bahçeme. Ne olduysa o zaman oldu, açtı gözlerini salkımsöğüt, sanki selam verir gibiydi yanındaki ayva ağacına. 
Aradan kaç yıl geçti hatırlamıyorum, ama yaşanmıştı iyice ve devrildi bir gün yere. Bu sefer gerçekten bitti dedim onun hikayesi, bir çocuk da değildim bunu söylerken. Garip bir ağrı yolladı yüreğimi. Ben ki bir dostumu kaybetmiştim.
Sonra, arka bahcemin kapısını bahar araladı yine. Salkımsöğüte can üfürüldü, dalları şükredercesine uzandı gökyüzüne. Yine ölmemişti yaşlı dostum, sımsıkı sarılmıştı hayata ve ne kadar yaşayabilirse o kadar yaşayacaktı köklerinin üstünde.
Şimdi hala arka bahçemde, gölgesinde yeni çocuklar oynatıyor. Bir gün ölecek elbette. Ama çok insanın yapamadığını yapacak ve daima hatırlanıyor olacak benim hikayemde. 
İçimde hiç büyümeye niyeti olmayan o çocuk "Salkımsöğütümüzü hatırla! Vazgeçmek kaybetmektir." diye haykırır yüzüme ne zaman usansam, bırakmak istesem, vazgeçsem.
Şeyma Ercanlı

 

 

Ve son şiir bu yazılık. Tahsin Çelik yazmış. Çok güzel bir şiir.

 

 

Şimdi söyle birileri nerede?
Ait olduğu mu yerde mi; yoksa sahip olduğu hislerde mi? Benim ne ait olduğum yer oldu ne de sahipleneceğim hislerim düşlerim . Benim sadece muhafaza ettiklerim var. Belkide muhafazakar tek yanım bu; ne içinde din var ne de ideoloji sadece kendim için muhafaza ettiklerim.
 
Zamanla büyüdüler , renklendiler sadece siyah ve beyaz olarak. Ortası yoktu olmadı hiç liberal piçler gibi sonunu düşünen bir yapıda olmadı muhafaza ettiklerim. Kadere bağlanan ve o yalnızlığın içinde hapsolmadı biliyorsun hayatı kadere bağlı insanlar yalnızlığa mahkumdur. Aşkı, yaşamı hayatı kader içinde rol biçenler hep yalnızdı.    Beraber kurulan hayallerin  enkazlar hepsi bana kaldı. Teslimiyet mi yoksa kader mi bilmiyorum ama seçimler benim!
   
Küçük hikayeler yazmak isterdik , büyük hikayeler yaşamadan öyle bir yerdeydik işte üstü açık meyhaneler içinde bir pavyon karanlığı. Meyhanelerin  neden üstü açıktır biliyor musun orada herkese , hayata karşı açıksındır  yalana da açık , pavyonlar gibi değil çünkü pavyon karanlıktır insanların karanlık yanını alıp gittiği yalansız. Elbet bizde küçük hikayeler yazıp karakterleri kendimiz gibi rol biçeceğiz hayata karşı diyemediklerimizi onlar üzerinden. Kimlikleri silip piç gibi bırakacağız. 
   
Tesadüflerin içinde varlığı kaybetmişcesine sadece o anın etkisiyle var olma mücadelesi. 
   
Şimdi söyle birileri nerede? 
   
Bazısı  bir Mamak türküsü içinde bir gecekondu ,  bazıları Ahmet Kaya şiirinde bir devrim olma peşinde biz ise ahtopotlar gibi her şeye karşı ve umursuzca...
 
 
 
Ve ikinci yazının da sonuna geldik. Yine çok keyifli ve anlamlı oldu. Okuyan herkese çok teşekkürler. Bu önemli projeye destek olanlara ve katılanlara ayrıca teşekkürler. Bu daha ilk adımlar. Zamanla büyüdükçe duyulacak sesimiz. Yeter ki yazmayı sevin dostlar. Şiir ve öykülerinizi aysekaradumann@Mail.ru adresine gonderiniz.
 
SEVGİLER VE SAYGILARIMLA
AYŞE KARADUMAN

 

 

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.