Toprağı bol olsun

28.02.2016 15:47:01
A+ A-

Sorsam bilir misiniz bir insanın yaşam hakkına ne kadar toprak düşer?
 
Zengin bir tüccarla evli olan abla fakir bir çiftçi ile evli kız kardeşini ziyaret etmek üzere köyüne gelir. Şehir hayatının rahatlığını, çocuklarının giydiği zarif elbiseleri, yedikleri lezzetli yemekleri anlatır, övünür de övünür. Küçük kız kardeş bu böbürlenmeye içerler. "Hayatımı seninki ile değişmem" der. "Benimki sıkıcı olabilir ama tasasızdır. Siz debdebeli bir hayat sürebilirsiniz ama sürekli endişe içinde dönenir durursunuz."
 
Kadının kocası Pokhom kulak misafiridir. Duyduklarına özentiden içi ezilir. "ah bir zengin olsam! Tek tasam toprağımın az olması. Yeteri kadar toprağım olsa şeytandan bile korkmam" der. Şeytan bunu bir meydan okuma sayar. "Öyle mi?" der. "Sana yeteri kadar toprak verelim bakalım" diye mırıldanır.
 
Şeytan işe koyulur ve Pokhom'un şansını açar; işleri tıkırında gider yeterli parayı kazanır. Pokhom 100 dönüm toprak satın alarak arazi sahibi olur.
 
Bir akşam evlerinde bir yolcuyu misafir eder. Misafir Volga'nın kıyısında ekinlerin at boyu büyüdüğünü, toprağın ucuz olduğunu anlatır. Pokhom satıp savar, Volga'nın kıyısında 400 dönüm satın alır. Artık durumu çok iyidir ama hâlâ halinden memnun değildir. Bir gün seyyar bir tüccar ona uzaklarda, Başkirlerin yaşadığı bakir topraklardan bahseder. Tüccar'ın anlattığına göre bu topraklar o kadar geniştir ki insan bir sene durmadan yürüse sonuna ulaşamaz. "Ama Başkirler saftır, birkaç rubleye ellerinden binlerce dönüm alınabilir" der tüccar.
 
Pokhom yanına hediyeler alarak gene yollara düşer ve Başkirleri bulur. Her şey tüccarın anlattığı gibidir. Pokhom toprak satın almak istediğini söyler. Hediyeler Başkirleri memnun etmiştir. Pazarlık için obanın en yaşlısı çağrılır.
 
"İstediğin kadar toprak seç" der yaşlı adam, kahkahayla. "Çok arazi var; satmakla bitmez."
"Kaça?"
"Günlüğü bin ruble. Bir günde ne kadar mesafe kat edersen o kadar toprak senin olacak."
"Bir günde insan çok mesafe kat edebilir."
"Hepsi senin" der ihtiyar gülerek. "Ama bir şart var. Eğer güneş battığında başladığın yere dönmüş olmazsan toprağı da paranı da kaybedersin."
 
Ertesi sabah güneş doğarken Pokhom ve Başkirler bir tepede buluşurlar. İhtiyar Başkir kalpağını yere koyar ve "Buradan başla" der Pokhom'a. "Gördüğün her yer bize ait. Yürüyerek bir dikdörtgen çiz, içindeki toprak sana ait olsun."
 
Pokhom bin rubleyi kalpağın içine atar ve yola çıkar. "En az 50 kilometre yürürüm bir günde" diye düşünür. Beş kilometre yürüdükten sonra kıvrılıp dönmeyi düşünür ama "Daha erken, beş kilometre daha yürüyeyim" diyerek yola devam eder. Sonra sol taraftaki toprağı beğenerek sola döner. Yürür babam yürür. Birden bire durup geriye baktığında güneşin inmeye başladığını görür. Tepede Başkirler karınca gibidir. Onlara doğru koşmaya başlar. Nefes nefesedir. Neden bu kadar uzağa gittim! Ya her şeyi kaybedersem! Adımlarını sıklaştırır. Fakat tepenin yamacına vardığında güneş kaybolmuştur.
 
"Burada güneş hâlâ batmadı, acele et" diye bağırır yaşlı Başkir. Pokhom son bir gayretle tepeye vuran güneşe doğru koşar. Sırtından ter boşanarak, bacakları titreyerek, tam ufka gömülmekte olan güneşin son ışıkları tepeden de sıyrılırken kendini kalpağın üzerine atar.
 
"Bravo" diye bağırır ihtiyar. "Çok toprağın oldu." Ama Pokhom duymuş olsa da buna cevap veremezdi. Ağzından kanlı köpükler gelerek ölür. Koşmaktan çatlamıştır. Boyu iki, eni bir metrelik bir çukur açıp onu içine gömerler. Toprağı bol olsun diye duasını ederler. İhtiyar Başkir aslında şeytandır. Bir kahkaha atarken, "Yeteri kadar toprağın oldu artık sevgili Pokhom" der.
 
Tolstoy'un özetlediğim bu öyküsünü bana hatırlatan arkadaşım Ata Benlioğlu'na teşekkürlerimi sunarım. Darüşşafaka'da İngilizce dersinde okumuştuk. O zaman öykü bir insanın açgözlü doymazlığını anlatıyor sanmıştım. Dün yeniden okuyunca ve dünya hallerini düşününce anladım ki bir insanı değil insanlığı yermekteymiş. Bir insanın örneğinde insanlığın en temel zaafı olan sahiplenilmiş maddi varlığı yaşamın tek amacına yüceltmeye bozuk atmaktadır. Böyle algılamayı güncellenmiş olan bilincimden doğrulama onayı almış bir yeniden bilgilenme olarak kendime armağan ediyorum.
 
Aslında o zaman da doğru anlamış sayılırım; tabi ki ancak bir mezar derinliğinde. Şimdiyse bir insanlık tarihi derinliğinde anlayabiliyorum. Anlıyorum ki eğer yaşamı sahip olabileceğim maddiyattan ibaret görme gafletine düşersem tüm ömrümü sahip olma telaş ve endişesi içinde bitirmiş olabilirim.  Bu da kendime özel ve insanlığın ortak malı maddiyatın bile keyfini çıkaramadan bana doğuştan bahşedilen bir mezar çukurunda ebedi istirahat ile yetineceğim anlamına gelir. Burada "insanlık belası" diye gösterilen sorun insanın maddiyatçı sahiplenme arzusu gibi görünse de, asıl sorun insanın elde ettiklerinin keyfini çıkarmasını önleyici bir sahiplenme hırsına kapılmasıdır. Sorun, insanın sahip olduklarıyla kendini ve insanlığı güzelleştirici ve iyi edici biçimde keyifle kullanmayı bir yaşam biçimi yapmadan, sürekli daha çoğuna sahip olma tutkusuyla ömür tüketmeyi başarıdan saymasıdır. Başka bir deyişle insan sahip olduklarını keyifle tüketemeden ömrünü tüketmektedir.
 
Muharrem Soyek
 


YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.