Zerdüştlük ile Müslümanlık arasında yaklaşık 1500 yıllık düşünce gelişimi farkı vardır.

30.05.2015 18:59:59
A+ A-

Birisi bizleri Zerdüşt olmakla itham etmiş. Eğer onun benim dinimin kökünü eleştirmesi haksa, benim de onunkini eleştirmem aynı hakkı kullanmaktır. Sen Zerdüştinin neye inandığını, Zerdüştlüğün ne olduğunu bilmez misin? Sen 19. yüzyıl filozoflarından Nietsche'nin, M.Ö. 700-500 zaman diliminde varolmuş o muhteşem Antik Çağ Yunan Felsefesi filozoflarının Zerdüştlükten etkilendiğinin farkında mısın? Sen İslamın, Hristiyanlık, Yahudilikten ve Zerdüştlükten kopyalanmış bir din olduğunun farkında mısın? Yandaki resimdeki 4 dinin sembollerinin görüldüğü kapı Mardin'de bulunmaktadır.

Anlam olarak Zerdüşt kelimesi (Zoroaster), Zarathustra 'nın Yunanca karşılığıdır (Zarath: güzel, doğru; üstra: develer demektir). Güzel develere sahip olan anlamını ifade eder. Halk dilinde ise Zerdüşt, yaşayan yıldız olarak nitelendirilir.

Zerdüştlük inanç türleri arasında Budizmde olduğu gibi felsefi yönü de ön plana çıkan inançlar arasında yer alır. Zerdüştlüğün temelinde iyilik ve kötülüğün savaşı yatar. Zerdüşt, yeryüzündeki kavganın tanrının ruhu Spenta Mainyu ile şeytanın ruhu arasında olduğuna inanırdı ve her inananın iyilik için savaşması gerekirdi. Zerdüştlükteki şeytan inancı ile batı dinlerindeki melek anlayışı arasında benzerlikler vardır. Zerdüştlük inancında Tanrı kabul edilen Ahura Mazda “Aklın Efendisi” ile sembolize edilir, Ehriman ise kötülüğün güçlerini temsil eder. Ve iyilik-kötülük mücadelesi bu noktada başlar.

Geleneksel olarak Zerdüştiler yeryüzünün insan kalıntılarıyla bozulmaması gerektiğine inanırlar. Bu yüzden ölülerin cesetlerini defnetmek yerine üstü açık kulelerin çatılarında akbabalara ve doğal etkenlere karşı korumasız bir şekilde bırakırlar.

Bu inancın tanrısı Ahura Mazda'dır. Zerdüşt Espantaman, bu dinin peygamberidir.

Doğal elementleri kutsal sayarlar ve bu elementler (su, toprak, hava, ateş) kirletilmekten korunur. Bununla ilişkili olarak ateşe, aydınlığa veya Güneş'e bakılarak ibadet edilir. Bu inanç Zerdüşt Espenteman tarafından getirilmiştir.

Bu dine inananların beden öldükten sonra dirilip Ahura Mazda'nın huzuruna çıkacağına ve orada sorgulanacaklarına inanmaları, İslam'da ahirette Allah katında hesap verileceği inancıyla benzerdir.

Zerdüştlük, İslamiyet'in İran'da yayılmasına kadar genişlemeye devam etmiştir. Zerdüştiler M.S.600 civarında Müslümanların Pers topraklarını ele geçirmesinden sonra İslamiyete geçmiş ve geriye az sayıda zerdüşti kalmıştır.

İslam içindeki birçok çelişkiye rağmen sorgulamaya izin vermeyen bir dindir, halbuki Zerdüştlük akılı üstün görür. Bu aşağı yukarı bir müslüman ile zerdüşti arasında 1500 yıllık bir düşünce gelişimi farklılığı demektir. Bu yüzdendir ki, günümüz müslümanları aydınlığı karanlıktan, iyiyi kötüden, haklıyı haksızdan, gerillayı teröristten ayırt edemez bir durumdadır. Müslümanlıkta Cihad kavramı vardır. Halbuki Allah yolunda savaşma gibi bir şey olamaz. Allah neden kendi yolunda insanları birbiri ile savaştırsın ki ? Sadece insan haklarını ilgilendiren konularda, insan onurunun ayaklar altına alındığı ve başka bir mücadele seçeneği bırakılmadığı durumlarında savaşılabilir. Ve savaşan insanlar hangi haklar için ve hangi haksızlığa karşı savaştıklarını bilmelidirler. Birinin ''Allah yolunda şunu yapın bunu yapın'' demesiyle galeyana gelmemelidirler. Her zaman akıl yoluyla sorgulayıcı zihniyet içinde olup, kendilerini başkaları tarafından robot gibi düşünmeden yönlendirilebilir bir hizmet için kullandırmamalıdırlar.

Zerdüştlükte Tanrı Doğa'nın tam kendisi gibidir. Su, toprak, hava, güneş kutsaldır. Su, toprak, hava, güneş dünyaya, insana, hayvana ve bitkiye canverendir, Yaradan'ın bizzat kendisi gibidir. Bir canlı erkek ya da dişi, eğer doğadan iyi ve dengeli beslenmez ise sperm ve yumurta vücudunda oluşturabilir mi, kısacası üreyebilir mi? O canlı varlık eğer doğadan beslenmez ise büyüyüp gelişebilir mi, hayatını devam ettirebilir mi? Zerdüştlükte Tanrı gizli bir varlık değildir esasında, ama müslümanlıkta Allah gizlidir. Müslümanlıkta, Allah'ın gizli olması insanların manipule edilmesi için daha uygundur. Akıl yoluyla doğru bir biçimde sorgulamayan bir müslümana Allah yolunda denilerek herşey yaptırılabilir.

Zerdüştlük, Yaklaşık 3.500 yıl önce Zerdüşt tarafından İran'da kurulmuştur. M.Ö. 600 ve M.S. 650 yılları arası Pers İmparatorluğu'nun resmî dîni olmuştur. Günümüzde Zerdüştlüğe Dünya çapında inananların sayısının 190.000'den az olduğu tahmin edilmektedir.

İstilayı-yağmayı-talanı ''fethetme'' adı altında hakgören, katliamı-soykırımı fıtratında barındıran, kadını savaş ganimeti sayan günümüzde Işid'den hiç bir farkı olmayan gerici kültürler hiç bir Zerdüştiyi düşünce yoluyla zaptedemezler. Ancak, fiziki güç kullanarak ortadan kaldırma ve asimilasyon edebilirler. Maalesef 2000 seneden beri zulüm altındadırlar, ve bu zulüm bugünde Ortadoğu'da devam etmektedir. Ortadoğu'da Işid ve diğer terörist gruplar yaratılarak yokedilmek istenen günümüze kadar varolabilmiş bize tarihin mirası olan bunun gibi etnik topluluklar ve tarihsel kalıntılar insanlığın gözü önünde yokedilmek istenmektedir. Bunda Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, bir önceki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan; yaptığı demeçlerle, S. Arabistan-Katar müttefikliğiyle, Ortadoğuya dünyadan terörist toplayıp göndermesiyle, onlara silahlar temin etmesiyle, yaralılarını tedavi etmesiyle başsorumlularından biridir. O aynen kendi ağzıyla söylediği gibi Büyük Ortadoğu Projesi eşbaşkanıdır. Bu proje devlette resmi olarak hiçbir belgeyle mevcut değildir, dünyayı yöneten kendini üstün ırk gören bir zümrenin vahşice yürütülmekte olan emperyalizminin yarattığı bir projedir. Eğer bu gerçekleri söylemek devlete, vatana ve millete ihanet etmekse, esas sorun o devletin, vatanın ve milletin içindedir. İnsanlık bir gün mutlaka kazanacaktır.

Zerdüştlük inancına göre Tanrı kadın ve erkeği bir arada ve birbirine arkadaş olarak yaratmıştır. Bu inançta kadın ve erkek eşit olarak kabul edilmektedir. Zerdüşt inancının gelişip yayıldığı bölgelerde çok eşliliğin azaldığı ve tek eşliliğin arttığı görülmüştür. Zerdüştilikte, doğru yaşama, ahlâkî emirlere uyma esastır. Ahlâki emirler; iyi düşünce, iyi söz, iyi iş diye özetlenir.

Halbuki İslam'da kadın konusu hakkında Arap-Amerikan psikiyatrist Wafa Sultan tarafından şöyle açıklanmıştır:

''İslam, kadınlara onurlu bir şekilde davransaydı son 14 yüzyıl içerisinde bu onurlu davranışın olumlu sonuçlarını görürdük. İslam kadına onurlu bir şekilde davranmadı. Tam tersine onurun anlamını çarpıttı. Raşid kardeşim, 14 yy boyunca bu kalemin bıçak olduğunu söyleyebilirim.Fakat bu onu bıçak yapmayacaktır. Kalem kalem olarak kalacaktır.İslam bu kavramı alt üst etmiştir, ve inananlarına olayları olduğunun tam tersi şeklinde görmelerini sağlamıştır.Öldürmeyi ve kafa kesmeyi bir hoşgörü yaklaşımı gibi göstermiştir. Kadınları esir almayı bir şefkat göstergesi gibi göstermiştir. Savaşta yağmacılığı hak gibi göstermiştir. Ve küçük bir kızın baldırları arasında mastürbasyon yapmayı evlilik gibi göstermiştir. Bunları yaparak arapça konuşan ulusun aydın yönünü yok etmiştir. Bir şeyin kendisi ile onun tersi olanı arasında ayrım yapamayan bir toplum üretmiştir. Verimsiz çorak topraklar gibi, çarpık düşüncelere ve sapkın bir mentaliteye sahip insanlar üretmiştir. Bunun en iyi kanıtı islamiyetin özüdür. Peygamber Muhammed çocuk Ayşe ile evlendiğinde, bu yaptığı onun çocukluğuna karşı bir onur göstergesi değildi. Muhammed evlatlığının karısı olan Zeynep'i çıplak görüp arzuladıktan sonra onunla evlenmesi, evli bir kadına yapılmış onur göstergesi değildi. Bir baskında babasını, kardeşini ve kocasını öldürdüğü yahudi Safiye ile evlenmesi ona karşı sergilediği bir onur göstergesi değildi.Hemen hemen aynı şeyler yaptığı tüm evlilikleri için geçerlidir. Kadınları ''eksik beyinli'' olarak tanımlaması,kadınlara yönelik bir onur göstergesi değildir. Kadınları mülk olarak görmek, onlara karşı şerefli bir davranış değildir. (Kadın veya erkek) İnsanlar, yaratıcısının mülküdür. Hiçbir insanın başka bir insana sahip olma hakkı yoktur. Kadınlara boyun eğdirilmesi, onların konumunu hayvanlardan daha alt düzeye indirgemektedir. Miras hakkı, mahkemede şahitlik, kocasıyla yatmayı reddeden bir kadının dövülmesi ve namus cinayetleri ile ilgili kanunlardan bahsetmiyorum bile... Muhammed bir hadisinde demiştir ki: '' Namazı üç şey bozar; kadın, siyah bir köpek ve eşek.'' Bunun anlamını hiç düşünen olmuş mudur ? Allah'ın en büyük özelliği olan ''yaratma'' için kadın vücudunu seçtiğini farkeden olmuş mudur ? Kadın vücudunu iffetsizlik olarak görmek yerine, kadın vücuduna kutsallık bahşedilmesi daha ahlaki bir davranış olmaz mıydı ? İslamın, kadınları şereflendirdiğini iddia eden entellektüellere gelecek olursak; Zıt yönlere doğru koşan iki tavşanı yakalamaya çalışan ancak hiçbirini yakalayamayan kişilere benzetiyorum. Bir taraftan izleyici ya da okuyucuları liberal, ilerici ve kadın haklarını savunan kişiler oldukları yönünde ikna etmeye çalışıyorken öte yandan din adamlarını ve müritlerini islamın kadını şereflendirdiği görüşüyle memnun etmeye gayret etmektedirler. Tarih bu insanların entelektüel değil de birer sahtekar olduklarını gösterecektir. Kanımca, özellikle arap ülkelerinde kadının statüsünün dinle ilişkili olmadığını iddia edemezsin. Bu ikisi arasında bir bağ olduğunu inkar edemezsin. İslamiyet, bir insanın hayatındaki en küçük detaylara dahi müdahale eden her şeyi kapsayan bir inançtır. Tuvalete nasıl girmesi gerektiğinden başlayıp,afedersiniz, kıçını nasıl silmesi gerektiğine kadar. İslam bir arap dini olduğundan arapça konuşan toplumun kültürünün, örf ve adetlerinin yok edilmesinde arapça konuşmayan müslüman toplumlarınkine nazaran çok daha etkili olmuştur. Bu nedenledir ki özellikle arap dünyasında kadınların toplumdaki statüleri,kaçınılmaz bir şekilde islami öğretilerle şekillenmiştir. Ben şuna kesinlikle inanıyorum ki, islamiyet, Muhammed'e hizmet etmek için onun arzularını ve ihtiyaçlarını yasallaştırmak için ortaya çıkmıştır. Kanıt olarak da Ayşe'nin şu sözleri bulunmakta: ''Görüyorum ki efendi tanrın senin hevan (şeyinin keyfi) için koşturuyor.'' Masum bir şekilde bir anda söylediği bu sözler,islamiyetin ortaya çıkma sebebinin vücut bulmuş hali gibidir.İslamiyet, Muhammed'in Ayşe ile evliliğini haklı çıkarmak için erkeklerin küçük yaşta çocuklarla evlenilmesine izin verdi.İslamiyet, Muhammed'in ( islamiyet öncesi Arabistan'ın ahlaki değerlerine göre yasak olan ) evlatlığının karısı ile evliliğini haklı çıkarmak için evlat edinmeyi yasakladı.İslamiyet, Muhammed'in babasını, erkek kardeşini ve kocasını öldürdüğü Safiye ile evlenmesini haklı çıkarmak için kadınların esir olarak alınmasına ve ırzlarına geçilmesine izin verdi. Dünya üstünde, babasının, kardeşinin, ve kocasının öldürüldüğünü gözleri ile görüp de hemen ardından onların katilinin dinini kabul edip bu katille yatağa girebilecek bir kadın var mıdır?! İnsan aklı böyle bir hikayeyi nasıl kabul edebilir? Şahsen kendim mağdur olmadım ancak mesleki hayatımda ve ailemde kadınlara karşı işlenen bir çok suça şahit oldum. Bir doktor olarak günışığı girmemiş evlere gittim. İslamın öğretileri çerçevesinde kadınlara yönelik uygulanmış bir çok suça şahit oldum. Kendi ailemde ise, en fazla 12 yaşında iken kızkardeşimin kızı, 40 yaşının üzerinde olan kuzeniyle evlenmeye zorlandı. O adamla evliliği tahammül edilemez bir cehennem azabı gibiydi. Bu cehennemden kaçışı olmadığını anladığında ise intihar etti. Kendini ateşe verdi ve dakikalar içersinde küle döndü..Arkasında 4 çocuk bıraktı.''

( Link: https://www.facebook.com/video.php?v=866729706699930&pnref=story )

Zerdüşt dininin yaratıcısı olan üç peygamberden bahsedilir; I. Zerdüşt yaklaşık olarak M.Ö. 3000 yıllarında yaşayan Mahabat, II. Zerdüşt yaklaşık olarak M.Ö. 2040 yıllarında yaşayan Haşeng (bunun İbrahim olduğu da söylenir), III. Zerdüşt ise M.Ö. 660 yaşayan Zerdüşt'ün kendisidir.

III. Zerdüşt bilge, ileri bir düşünce adamı ve filozof olarak tanımlanır. Zerdüştlük esas olarak III. Zerdüşt tarafından sistemleştirilerek yaygınlaştırılmıştır. Zerdüşt'ün kurduğu dinin adına Mazdeizm denilir. Zerdüşt Mazdeizm'le tek tanrıcılığa yönelirken, çok tanrılığı aşar ve tanrıyı egemenlerden alarak, insanlığın özlemleriyle birleştiren bir güce dönüştürür. Zerdüşt tanrının kötülükleri affetmiyeceğine inanır ve kötülüklere karşı savaşımını bir tanrı emri olarak öne sürer.

Zerdüşt'ün filozof yönünü doğa, toplum ve insan gerçeğine ilişkin perspektiflerinde görmek mümkündür. Antik çağ Yunan filozoflarında, Zerdüşt inanışının geliştirdiği kavramların etkilerine rastlanır; M.Ö. 538 dönemlerinde yaşayan Theopampos, iyi- kötü mücadelesini tabiatın kendi içindeki kanunu olarak algılar.

Heraklitos doğadaki her şeyin sürekli değişim içinde olduğunu öne sürer ve hareket kuramında Zerdüşt'ün karşıtlar mücadelesi fikrinden etkilenir. Bundan yola çıkarak, Zerdüşt'ün gök, ışık, Güneş ve diğer göksel varlıkların çözümlemesini yorumlayarak fiziksel evrenin öz devinimlerini formüle eder. Zerdüşt'ün felsefi inancı Dünya'nın beş temel elementten oluştuğunu belirtir. Bunlar toprak, su, ateş, hava ve bitkidir. Zerdüşt inancının yaşandığı Mezopotamya bölgesinin hayat tarzı, coğrafi konumu ve yaşam koşulları bu tespitlerin kaynağını oluşturur.

Zerdüştilikte, Dünya'nın "altı evre"den oluştuğuna inanılır. Birinci dönemde iyilik ve kötülük ortaya çıkar. İkinci evrede Dünya karanlığa, felakete ve kötülüklere gömülür. Üçüncü evrede iyilik ve kötülük mücadelesinde iyilik kazanır, Zerdüşt halklara doğruyu, adaleti göstererek karanlığı ve aydınlığı birbirinden ayrıştırır. Dördüncü evrede ise her tür kötülük ve karanlık kaybolacak, Dünya'ya barış ve kardeşlik hâkim olacaktır. Zerdüşt burada Dünya'yı aşamalara ayırırken, ilk dönem insanın yaradılış dönemini konu alır. İkinci dönemde, tufanla insanoğlunun uğradığı felaket vurgulanır. Üçüncü dönemde, Zerdüştlük ve sonrasında gelişen uygarlığa vurgu yapılır. Dördüncü aşama da ise insanoğlunun geleceğe dair taşıdığı umuda, özgürlük düşlerine çağrışım yaparak, geleceği tasavvur eder.

Zerdüştlük felsefesinde su, toprak, ateş kutsal sayılır ve ateşe, aydınlığa veya Güneş'e bakılarak ibadet edilir. Işığın ve aydınlıkların, Tanrı Ahura Mazda’nın fiziksel temsili olduğuna inanılır. Bununla ilişkili olarak ateş, iyi ve kötüyü birbirinden ayıran Tanrısal bir güce sahiptir. Bu inanca göre, ateş bütün varlıklarda bulunur ve canlı ve cansızlarda farklı biçimlerde var olur. İnsanda, hayvanda, bitkilerde, gökte ve yerde bu ateşi değişik zaman ve durumlarda görmek mümkündür. En kutsal olan ateş ise, Tanrı Ahura Mazda ile insan arasındaki ateştir.

Zerdüşt, Gatalar denen dörtlükler yazmıştır. Bu dörtlükler Avesta denen kutsal kitapta toplanmıştır. Bu yazılar Zerdüşt'ün neye inandığını anlatan tek belgedir.

Zerdüştilikte fakirlere cömert davranma, yabancılara misafirperverlik, bütün lekelerden uzak kalma, toprağı sürme, sığırlara bakma, sıkıcı şeyleri imha da faziletli işlerden sayılır. Bâzı cinsi konular ve ölü bedenine temas, kirlenmeye yol açar, özel ayinler gerektirir. Yine Zerdüşt inancı her alanda tarım ve hayvancılıkla uğraşılıp bol üretimin sağlanmasını tavsiye etmektedir. Temiz hayvanlardan sayılan köpek ve kedinin öldürülmesini büyük günah saymaktadır. Döllenmeyi ve çiftleşmeyi önleme kesin olarak yasaklanmıştır. Bu inançta şarabın ibadetle ilgili olarak dînî düşüncelerin geliştirilip derinleştirilmesi ve ruh gözünün açılması amacıyla içilmekte olduğu vurgulanır. Avesta'nın Gatha bölümünde belirtildiğine göre dînî inanç alanında şarkı ve şiirlerin önemli bir yeri olduğu görülür. Zerdüşt'ün Cennet'i şarkılı bir yer olarak değerlendirdiği dikkate alınırsa bunun önemi daha iyi kavranır.

Zerdüştiler ateşe tapmazlar, ancak ateşi yüceltirler onu kıble kabul ederek ateş önünde dua ederler. Ancak Zerdüştlükte asıl kıble Güneş'tir. Zerdüştiler Dünya'da bulunan elementlerin saf olduğuna ve ateşin tanrının ışığı veya irfanı olduğuna inanırlar. Ateş Ateşgede denilen tapınaklarda yakılır ve ateşe üflemek öldürülmeyi gerektirecek kadar büyük bir günahtır. Dini törenlere ya da ayinlere çok fazla önem vermeden, "iyi sözler, iyi düşünceler ve iyi hareketler" ilkelerine odaklanırlar. Zerdüştler günde birkaç sefer dua ederler. Zerdüştler'in dînî törenlerinde ateşin önünde ayinler yapmalarının sebebi, ateşin karanlığı önlemesidir, zîrâ Zerdüşt inancına göre, kötülük karanlıkla özdeşleşmiştir.

Yahudilerin Babil sürgününde Zerdüşt inançlarından etkilendikleri ve bâzı inançların Yahudi, Hıristiyan ve İslâm kültürlerine Zerdüştlükten geçtiği düşünülüyordu; Ancak keşfedilmiş olan Ketef Hinnom (Gümüş Muska Yazıtı/M.Ö. 625-600) ile bu görüş inandırıcılığını yitirmiştir. Hatta tam tersi bir etkileşim söz konusu bile olabilir. Çünkü Yahudilerin kendi tanahını çoktan topladıkları belli olmuştur. Bu keşfedilen muskada Mısır'dan Çıkış ve Yasa'nın Tekrarından bile bölümler mevcuttur. Eski Ahit’in Babil Sürgünü sırasında yazıldığını (M.Ö. 580) öne sürülmekteyken, bu yazıtlar en erken M.Ö. 8. veya 9. yüzyıla dayanan bir yazılı kelam geleneğinin var olduğuna dair kanıt sunmaktadır. Zerdüşt'ün anası on beş yaşında bir bakire iken, bir ışık hüzmesinin ziyaretine uğrayarak hâmile kalmıştır. Ayrıca ilk kez müritleri ile su üzerinde yürüyen, miraca çıkan, tanrı ile yüz yüze görüşen, ölmeden Cennet ve Cehennem'i gören Zerdüştün kendisidir. Zerdüştlük inancına göre Cehennem üzerinde kurulu olan Sinvat (Çinvat) köprüsünden geçilerek Cennet'e ulaşılır. Ancak Cehennem'de üç gün kalınarak günahlardan temizlenilmesi gerekecektir. İbrahimî dinlerdeki "6 günde" yaratılış ve mehdi-mesih inançlarının ilk izlerine Zerdüştlükte rastlanabilir.

Eğer senin benim dinimin kökünü eleştirmen haksa, benim de seninkini eleştirmem aynı haktır.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.