scorecardresearch.com Gezi'de ağaçken Lice'de serçe olduk. Yakında Deniz de oluruz nasılsa... - kemal bozkurt - Radikal Blog

Gezi'de ağaçken Lice'de serçe olduk. Yakında Deniz de oluruz nasılsa...

30.06.2013 09:12:27
A+ A-

Dört bir yandan aktı insanlar merkeze, Taksim'e...

Demokratik merkeziyetçilik bu olsa gerek dedim içimden. Her ilçeden forumlarda tartışanlar hemhal olup kararlarını bildirmeye geliyorlardı birbirlerine....Temsili demokrasinin Meclisinin çalışmadığı kadar çalışıyordu halk...Gündüz işte akşam parkta forumlarda...Meclisin aksine uyumuyor, tatile çıkmıyordu kimse bir de üstüne üstlük her hafta sonu eylemlerde...

Eh artık İstanbul için Taksim'de demokrasinin merkezidir haliyle...

Neredeyse 6-7 aydır sürüyordu barış görüşmeleri koster hiç bozulmamış havalar hep açıktı. Bir kağnı hızıyla ilerlerken herşey Medeni'nin öldürülmesi akşamı ve dün devletin yaptığı görüşmelere bizzat halk el attı...Çekilin bakiyim kenara...Bizden daha iyi bilecek değilsiniz ya? Ne bir tartışma ne bir sürtüşme...Her yeri gezi yapanlar Lice'de yapardı elbette...

Toplumsal değişim ve dönüşümlerin yavaş ve sancılı olduğu söylenegelirdi hep. Zaman ve zamanlar gerekir diye...Bu kadar kısa sürede bir ayın içinde nedir bu yaşadığımız öyleyse? Bir maratonu 100 metre yarışı gibi koşmuyor muyuz?

Süreci devlet söylüyor olsa da meydanlarda biz barışı yapıyorduk. Devlet gerimizden gelip olan biteni anlamaya çalışyor. O daha birini anlayamamışken biz bir diğerine doğru yola çıkmış oluyorduk bile çoktan...

Nihayet kendisinin sürünecemeye bırakıp hiçbir yasal adım atmadığı halde biz alanlarda atmıştık adımları. Yaşasın halkların aşkı diye döviz (yine aklınıza para olarak döviz değil gelmesin yahu) çoktan açılmıştı...Peki devlet buna sevinmeli miydi? Nihayet kürsülerden anlatılmıyor muydu aylardır? Ve dahi Akil insanlar heyetleri dahi gezmemiş miydi heryeri? Oysa akla ve sağduyuya ihtiyacımız hiç yokmuş. Hükümet bizzat kendine söylemeliymiş bunları. Akil insanlarla bizzat kendisi görüşmeliymiş...

Devlet halkını takip eder miydi? Etmeli miydi? Kıskanmış olabilir miydi kendi halkını? Benim barışımı elimden aldılar diye için için ağlar mıydı?

Meydanları açması gerekirdi değil mi kendi barış söylemleri açısından. Ama öyle olmadı. Belli ki şeklen söylediği barış ve kardeşilik meydanlarda esastan yapılınca pek bozuldu...Gözaltılarla ve plastik mermilerle tamamladı geceyi...

Yaz kızım; eylemcinin devletin barışından değil de halkın barışından isteyerek halkı tahrik ve anayasanın....

6 ayda gizli ve sessizce olmayan olamayan. Alanlarda aleni bir şekilde 1 ayın içinde oluveriyordu işte...
Meydanlar mis gibi kelimenin tam anlamıyla kardeşlik kokuyordu...Kelimelr yeniden anlamına kavuşuyor halkların kardeşliği şiarı anlamını yitiriken yeniden can buluyordu. Çünkü artık gerçekten kardeş oluyordu...

Devlet halka geçen yaz ne yaptığını biliyorum diyebilirdi. Biz ise o daha ilk yazdı diyeceğiz belli ki....

Bakalım Hüseyin Çelik ne demiş bu sefer.

"Çözüm Süreci, savaş baronlarının, bu ülkenin çocuklarının kanı üzerinden amaçlarını gerçekleştirmek isteyenlerin fena halde canını sıkıyor. Ergenekon uzantıları, ulusalcı ırkçılar Lice'den Büyük Oyuna destek çıkarmaya çalışıyorlar." 

Sanıyorum alanlara bakarak bunu söylemiyordur. Ola ki alanlara bakıp da söylüyorsa Allah akıl fikir versin ne diyeyim. Medeni'yi her kim vurdu ve emri kim verdiyse onu kastediyordur herhalde aynı Roboski'deki gibi öyle değil mi?

Yetki var ama sorumluluk yok devlette. Hep ben yapmadım miki yaptı havasında. Biz ise yetkisiz sorumlularız...Kim ne yapsa hep bize yazıyor

Olgunluğun en önemli özelliği herhalde sorumluluk almasıdır. Yaptığı her ne ise doğru ya da yanlış '' ben yaptım'' diyebilmesidir...Bu yüzden dünkü eylemin çağrısınının 'Buradayız, Gezi Parkı'nın tüm sorumluluğunu üstleniyoruz' olması çok ama çok değerliydi. Çıraklar 1 ayın içinde ustalaşıyor, olgunlaşıyordu...

18'indeki Medeni bir günün içinde büyüyordu...26'sındaki Ethem gibi, 20'lerindeki Mehmet ve Abdullah gibi...

Ben Medeni, omzumdan giren kurşun kalbimi deldi. Zalim havaya ateş açtım dedi beni serçe bilerek. Oysa tepemdeki akbabadan başkası değildi...

Destanları halk yazar. Ola ki zalim yazarsa o destan değil karayazıdır...

Şimdiden düşünmek gerek alanlarda kazanılan masada kaybedilmesin diye. Sırrı Süreyya Önder olmazsa da Davulcu Vedat İstanbul belediye başkanı adayımdır söyleyeyim de arada kaynamasın...O artık İstanbul'ın sırrıdır. Davulcu Vedat ise tokmağın başka ellerde davulun ise bizim sırtımızda olmayacağının en değerli sembol kişisidir. Ve elbette tutuklananlar da il meclisi üyesi olarak aday gösterilse diye umut etmiyor değilim...

Gezi'de ağaçken Lice'de serçe olduk. Yakında Deniz de oluruz nasılsa...

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.