Hrant Baba Anısına: 1 Tanecik Kalbim ve 2 Tane Gözüm Var; N'olur Elimi Bırakmayın!

14.01.2013 16:38:01
A+ A-

 

 

“Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum..”  der Cemal Süreya;  insanı –insanın babası sağ iken bile- paramparçalayan şiirinde.

Bir kere ölür babalar; bir kere gömülür.

Şanslı babalara öyle olur yani. Daha çok da, şanslı evlatlara..

Oysa bazı evlatların babası, ölmez; öldürülür.

Ve ölümünün ardından, öyle saçmalıklar oluverir ki -bir kere ölmesi yetmemiş gibi- o baba; her gün, yeniden öldürülür.

-.-

Katiller, milli kahraman olur; baba, bir daha ölür.

Esas(!) katiller bulunamaz, baba, bir daha gömülür.

-.-

Ruhu, güvercin tedirginliğindeki bir adamın; dostluğa ve barışa kanat çırpması, birilerine –fena halde- dert olmuştur.

İşin kötüsü, O’nu hiç dinlemeden; sadece anlamak istediklerini anlamışlar ve kalbini hiçe sayıp, beyaz bir güvercine kan sıçratmışlardır.

Çözüm, onu ebediyen susturmakta(!) bulunmuştur.

-.-

“...Benim bir kere öldü kör oldum” diyor ya şair; Hrant Baba’nın evlatlarının kaç gözü vardır? Kaçı kör olmuştur acıdan?

İkişer göz yetmez çünkü buna, anlarsınız ya..

“Vatanım” dediğin yerde, dayan-a-maz –mesela- 1 tanecik kalp, “yabancı” diyerek anılmaya..

Kaç kalbi vardır Arat’ın ? Delal’in ? Sera’nın?

-.-

Canımın içi topraklarımızda –acıyla- öğrendik ki, fikir ayrılığı yetiyormuş, bir insanla hayat ayrılığı da yaşamaya: Katiller sağ – Hrant baba ölü.

Böyle ayrıldı yollarımız,hayatlarımız.

Hayat, katillerde kaldı; ölüm Hrant Baba’ya düştü

Oysa kimse ölmesindi. Hiç kimse.

“Sözde Ermeni soykırımı” diyen de sağ kalmalıydı; Atalarımızı Türkler öldürdü” diyen de.. Her ikisini saçma bulanlar da hayatta kalmalıydı; dostluk için çırpınanlar da..

Çünkü hayat da ?????* da aynı oranda güzeldi.

Hem, konuşmak diye bir şey vardı. Biz, insanoğlu, icat etmiştik onu. Tıpkı savaşları, silahları, bombaları icat ettiğimiz gibi..

Ama ilkin, yaşamak vardı be kardeşim !  İlkin, hayat vardı !

-.-

Düşün ki doğum gününde bir hediye gelmiş: en sevdiğin şeylerle doldurulmayı bekleyen bir boş kutu..

Ve her geçen gün; yepyeni güzellikleri, biriktirdiklerini koyuyorsun kutuya..

İçindekileri, sevdiklerinle paylaşıyorsun. Bazen de sevdiklerin, süprizler yapıp, bir şeyler koyuyorlar, sen farkına bile varmadan...

Sonra biri geliyor; sen arkanı dönmüşken, parçalıyor o kutuyu.

Ve sen, “Evimdeyim” diyerek kendini güvende sandığından..

Hazırlıksız yakalanıyorsun -hazırlıklı olmak, her ne demekse..

-.-

Yahu, sen hiç düşünmemişsin ki ömründe, birilerinin –bin bir emekle- doldurduğu kutularını parçalamayı !! Nerden aklına gelsin “evinde” sana bunların yapılacağı?!

Döküyorlar güzelim kutunun içindeki bütün iyi ve güzel şeyleri.. Kırıyorlar..

Tam da sevgilin, içine bir şiir koymak isterken mesela... Ya da kızın, iyi bir haberin müjdesini vermek üzere, bir pastayla çıkıp gelecekken belki.. Veyahut yanmaktayken içinde, torun özlemi.. Parçalıyorlar kutuyu.

-.-

Doğduğunda, sana verilen bir hediyeydi ya ömür.. Bu, bahsettiğim kutu; işte o ömür!

Senin ömrün. Benim ömrüm.Hrant Baba’nın ömrü.

-.-

Kimin hakkıdır, soruyorum;  dışı büyümüş, içi güvercin kalmış bir adamın naif hatıra kutusunu, güzelim hayatcığını paramparça etmek?

Hem, Allah aşkına, söylesenize: Kim korkar bir tanecik kutudan?

-.-

Kim korkar biliyor musunuz?

Kutusu boş olanlar..

Ömrü boyunca, hiç yoktan armağan edilmiş o kutuyu, sevgiyle güçlendirmek ve güzelleştirmek için, emek sarf etmemiş olanlar..

Kutusuna, sevdiğinden bir şiir, bir çiçek koyamamış olanlar... 

Ağlamanın söz konusu bile olamayacağı kadar, duygularından korkup da, aradan kaçan cılız bir öfkeyle, saldıranlar; bir can’a el uzatanlar...

İşte, onlar korkar ancak, bir adamın, -incelikle bakımını yaptığı ve içinde, özene bezene, anılarını biriktirdiği- bir kutudan.

O yüzden de parçalarlar.

Çünkü çok kızarlar.

Çünkü çok güzeldir o kutu.  Emek’lidir. İçi tıka basa sevgi’lidir.

-.-

Hem, bilirsiniz ya, çocuklar; hep en kıskandıkları oyuncakları kırarlar.

Kendi ellerindeki, daha pahalı veyahut daha güzel olsa bile; öteki çocuk kadar mutlu oynayamazlar bir türlü. Nedenini kendileri de asla çözemezler.

O yüzden de tek yol, o çocuğun oyuncağını kırmaktır.

Lakin tarih, oyuncak kıranlara, “katil” der; oyuncağı kırılanlaraysa, “insan”

Ve “insan”lar, kaç sene geçerse geçsin, buruk bir özlem ve saygıyla anılırlar...

-.-

Güzel insan Hrant Dink öldüğünde, ne yazık ki, bir yazısını bile okumamıştım daha önce.

Neler biriktirmiş olduğundan evvel, bir daha biriktiremeyecek olduğunu öğrendim bir insanın. Daha acı bir tanışma şekli var mıdır?

-.-

Okudukça sevdim; okudukça -kendi insancıllığımdan şüphe edecek kadar -dost yürekli birini gördüm.

Ermeni olması, bu fikrimi nasıl ve neden değiştirmeliydi tam olarak? Anlayamıyordum.

Neye hakaret ediyordu ki “kardeşim” derken; “damarlarımızda dostluk gezinsin” derken? Anlayamıyordum.

-.-

Şükürler olsun ki, bugün de anlayamıyorum.

Anlayabildiğim tek şey, bu güzel insanın, sıradan değil, sihirli bir kutusu olduğu..

Maddeyi aşıp, fikirlerden müteşekkil hale geldiği ve çok güzel şeyler biriktirdiği..

-.-

Sizin hiç babanız öldü mü? 

Arat, Delal ve Sera’nın öldü.

Hatta ölmedi; öldürüldü.

Dost kalemini, güzel yürekli çocuklarına aşılayıp, gitti Hrant Baba.

Vah-vah’layabiliriz, ağlayabiliriz, meydanlara çıkabilir ve bağırabiliriz.

Ama daha güzeli; başka annelerin, babaların, evlatların ölmemesi için; hiç bir kutuyu –neyden yapılmış olursa olsun, içi neyle dolu olursa olsun- yalnız bırakmayacağımıza -tüm gizemli ve sürprizli kutular olarak- hep birlikte, söz verebiliriz.

Koskocaman bir puzzle’ız biz.

Tek bir parçamız bile olmazsa; eksiğiz. Sırıtır bitmemişliğimiz..

Gönlümden geçen odur ki, tutkalımız; Hrant Baba olsun ve hiç bir evlat “Benim babam o yaa” demek zorunda kalmasın**; “PYOT PYOT PYOT PYOT HAK HAK HAK” demek zorunda bırakılmasın bu canım ülkede..***

Babanı –ucundan filan değil, dört  bir yanından- tutuyorum Delal; n’olur elimi bırakma... ****

___________

 

*Ermenice: Hayat

 

**Perihan Mağden’in 2007 tarihli yazısı

“Ve Rakel ve Delal ve Sera ve Nora ve Nare ve Arat ve Maral ve, ve, ve”

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=222751

 

*** Arat Dink’in 2007 tarihli yazısı (Alttan ikinci)

“Benim babam senin babanı döver”

http://garines.wordpress.com/tag/arat-dink/

(Fotoğrafı da burdan aldım; umuyorum sakıncası yoktur)

 

****Delal Dink’in 2008 tarihli yazısı

“Sarhoş olduk Hrazdan’da, sırf umuttan”

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=898855&CategoryID=99

 

YORUMLAR

Tebrikler... -

Kalemine kurban... Vicdanın sözcülüğünü yapmışsın yine. Tebrikler...

0 1
sağlık -

dostun derdini dert edinen yüreğine sağlık!

0 1
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.