Adalet ve barışı aramanın fiyatı sorulur mu?

12.02.2013 23:01:11
A+ A-

'Adalet' dünyanın en pahalı ürünlerinin başında gelir. Pahalıdır ama para ile satın alınamayan tek dünya nimetidir. Oysa adaletsizlik para ile alınabilir. O zaman "Pahalı" sözcüğü ne anlam ifade eder? "neyin karşılığıdır?" gibi bir soru çıkar karşımıza. Adaletin bedeli insanın ta kendisidir, canıdır, kanıdır, çektiği zulümdür, işkencedir. İnsan canı ve kanının bedeli olabilir mi?

Geriye dönüp baktığımızda, sadece Türk Devleti değil, devletleri yöneten tüm hükümetler halklara kötü ve adaletsiz davranır.  İlginç olanı bütün bu kötülüklerden ve adaletin yoz işlemesinden kısa zamanda ders alabilenler, günümüzün mutlu ve örnek toplumlarını oluşturur.

Bu örnek toplumların tamamı Avrupa kıtasındadır. Bunun için "Batı" sözcüğü diğer toplumlar için ideal ve örnek alınması gerekendir. Yani "Batı" derken ne Frenk özlemi ne de Avrupalı olmak kaygısı kastedilmez. Arzulanan ve aranan şey, ancak ve ancak adaletli bir devlet düzeninin hayal ve tesis edilmesidir.

Evet, insanlık âleminde adaleti Devletler yasa ile yürütürler. Yurttaşların adil olması arzulanır ama esas olan Devletin adil olmasıdır. İnsanlar suç işleyebilir, yasalara karşı gelebilir, ama Devlet güçlüdür ve bu tür insanları adalet üzere cezalandırır. Adaleti Devlet adına tesis etmesi gerekenler, işlerini hakkaniyet üzere yapamaz ve zulüm ederlerse bu durum Devletin temel dayanaklarını zayıflatır.
* * *
Milletimiz kadim tarihlerden bu yana Devletten çok çekti. Ama mesela bir Almanya gibi iki sene içinde halkının yarısını katletmedi. Pek çok savaş sırasında, Balkanlarda onbinlerce insanımızı kaybettik, doğru. Fakat milyonlarca değil. İşte bu yüzden olmalı kısa zamanda milyonlarca can'ı kaybeden batı Devletleri 'pabucun ederini' daha kolay kavradı. Barış ve adaletin manasını daha iyi anladı.
* * * 
Prof Dr Yücel Özkaya'nın "Osmanlıda İç Göç Sorunu" adlı çalışmasından anlıyoruz ki bazılarının yere göğe sığdıramadığı Osmanlı yönetimi, halkına tahmin edilemeyecek acılar çektirdi.
* * *
Osmanlı İmparatorluğu tarihin arşivinde yerini alırken kısa bir süre Anadolu'da yönetim boşluğu oldu. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının gücünü tahmin edemeyen insanlar bir belirsizlik ortamına düşmüş ve yer yer isyanlar başlatmıştı. Bunların en çetin olanları şöyle sıralanabilir;

Ali Batı ayaklanması 1919 (Diyarbakır) - Bozkır Ayaklanmaları 1919,- Şeyh Eşref ayaklanmaları 1919 (Bayburt) - Ahmet Anzavur ayaklanması; Gönen, Manyas, Ulubat, Susurluk, Bandırma ve Karacabey 1920 - Düzce ayaklanmaları 1920 - Yozgat ayaklanması 1920 - Zile Ayaklanması 1920 - Milli Aşireti Olayı 1920 - Cemil Çeto Olayı 1920 - Çopur Musa 1920 - Kula Olayları 1920 - Konya Ayaklanması 1920 - Demirci Mehmet Efe Ayaklanması 1920 - Pontus ayaklanması 1920 - Çerkez Ethem ayaklanması 1921
Demem o ki bütün bu direnişler bir belirsizliğin ve endişenin sonucu olarak gerçekleşti.
* * *
Cumhuriyet kurulduktan sonra Türk milliyetçiliği birleştirici olur düşüncesiyle toplumsal yapı üzerinde çimento gibi kullanılmaya başlandı. Oysa Anadolu, ikibin yıl boyunca (Roma, Bizans ve Osmanlı) İmparatorluk ardılı insanların yaşadığı bir memleketti.

Cumhuriyet tarihi boyunca Süryaniler, Rumlar, Ermeniler ve diğer azınlıkların önemli bir kısmı ülkeden kaçmak zorunda kaldı.

Kürt halkı sürekli bir tedirginlik duymuş olmalı ki sadece 1924 ile 1938 tarihleri arasında 16 kez isyan etti.

Türk milliyetçiliği ve bağlı olarak Sünni misyonerlik üzerine kurulan yeni düzende özellikle Alevi ahali ağır bedeller ödemek zorunda kaldı.
* * *
Ülkeyi yöneten Parti liderleri, Kürt ağaları ile çirkin bir pazarlığın içindeydi. Her ağa kendi bölgesinin kesin egemeniydi. Onlarla yapılan pazarlıklar sonucu oy'lar blok halinde verilebiliyordu. Bu durumun adaletsizliği ve potansiyel düzen kavgasını getireceği daha o günlerde sol aydınlar tarafından, ama özellikle 1965 seçimlerinde 15 Milletvekiliyle meclise girebilen İşçi Partisi de programında da net olarak belirtiyordu.
* * *
Olanlar oldu; özellikle 12 Eylül sonrası gelen Hükümetler dolaylı yahut doğrudan, Kürt kalkışmasına destek verdi. Örnek olarak; terörü durdurmak adına ahaliye zulüm edildi. Zulüm görenlerin sığınacağı tek vardı, dağlar ve PKK. Anadolu içlerine doğru sürgüne gönderilen ahali yoksulluk içinde kıvranırken, gönderildiği yerde, yerel sosyal doku da bozuldu. Ve terör bu yol ile ülke sathına yayıldı. İktidarda olanlar hamasi söylemlerle Türk ve Kürt halkını kışkırtmak gibi çirkin bir eylemin içindeydi. Mesela; Madımak otelinin ateşe verildiği gün, Devletin güvenlik güçleri orada olmasına rağmen, günün hükümeti 6 saat boyunca Sivas'a ulaşamadı. 37 insan cayır cayır yandı köz oldu. Böylece Alevi Sünni zıtlaşmasına zemin hazırladılar.
* * *
Hiçbir Hükümet ülke sorunlarının tümünü iktidar olduğu süre içinde çözemez. Sandık başına gitmeden önce, ülkemin öncelik taşıyan sorununu tespit ederim. Öncelik verdiğim sorunu inandırıcı şekilde çözecek olan ve ikna eden parti favorim olur.

Başbakan Erdoğan'ın ilk yılıydı; bir konuşmasında milliyetçi olmadığını söyledi. İnanmadım ama daha sonraki uygulamaları ve Kürt meselesine yaklaşımını görünce daha bir dikkatle izlemeye başladım. Artısı ve eksisi ile önceliğim olan terör sorununu çözmek adına sağlam adımlar atmak istediğini fark ettim. Bazıları bu adımları; "Milliyetçilik adına Kürtlere taviz vermek ve ulusal onuru rencide etmek" gibi yorumlamaya başladı. Tıpkı 80 ve 90'larda işleyen Devlet mantığı gibi.

Aslında batılı ülkelerin terörü desteklediğini bilmeyenimiz yoktur.
İlk kez bir Türk başbakanı açıktan açığa onları ikaz ediyor.

Adalet sistemimizin bozukluğu binlerce yılın, Kürt meselesi ise son 150 senenin ürünüdür.

Bu sorunları Başbakan Erdoğan üretmedi. Ancak çözüm için ciddi bir gayretin içinde olduğu gözüküyor. Bir yandan adalet mekanizmasını düzenlemek istiyor diğer yandan barışı arıyor. Kişiliğini ve Hükümetini risk ederek arıyor.

Umalım ki başarsın, aksini düşünmek bile istemem.



YORUMLAR

...SORULMAZ -

Adalet ancak hakikatten, saadet ancak adaletten doğabilir.Anatole France

0 1
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.