Adalete inanan kaç kişiyiz?

13.07.2013 17:49:01
A+ A-

Adalet!

Kavramsal olarak inandığımız ve de günlük hayatta çok sık kullandığımız o tılsımlı kelime.

Adalet!

Hak ve hukuka uygun davranmanın, haksızlık ve hukuksuzluğa karşı durmanın, taraflar arasında eşitliği gözetmenin, taraflar arasındaki eşitsizliği gidermenin, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayıt etmenin, toplumsal düzeni, huzuru ve nihayetinde toplumsal barışı sağlamanın sembolü. 

Adalet kavramını incelediğimiz zaman karşımıza ikili bir ayrım çıkmaktadır. Bu ayrımlardan biri “müspet adalet” şeklinde iken, bir diğeri ise “menfi adalet” şeklindedir.

Müspet adalet, bu işin olumlu yanına işaret etmekte ve hak sahibine hakkını vermek manasına gelmektedir. Menfi adalet ise, bu işin olumsuz yanını işaret edip haksızlık yapanları terbiye etmek manasına gelmektedir. Nasıl ki, adaletsizlik yapan kişi bunu yaptığı sırada bundan kendine menfaat sağlarken, adaletsizliğe maruz kalan kişi de bu yapılanlardan olumsuz yönde etkileniyorsa; adalet de bu durumu tersine çevirip hak sahibine hakkını verirken, haksızlık edeni de hukuk sınırları çerçevesinde terbiye eder. Yani hak sahibinin hakkını ihlal edenin yapmış olduğu adaletsizliğin karşılığı olan müeyyideyi uygular (cezayı verir) ki, yapılan bu ve benzeri adaletsizlikler tekerrür etmesin.

Adalet, adaleti sağlamakla yükümlü olanlar tarafından adaletle hükmedildiği ölçüde sağlanmış olur. Aksi bir durumda ise kâğıt üzerinde var olan, lakin gerçek hayatta var olmayan bir durum ortaya çıkar ki, bu durum da adaletin sekteye uğramış olduğuna işaret eder.

Adaleti sadece adli olaylardan ibaret saymamak gerekir. Adalet, hayatın her alanında var olan geniş çaplı bir kavramdır. Adalet, sosyal hayatta meydana gelen aksaklıkları gözettiği gibi, sosyal hayatta aksaklıklara sebep olan ahlaki, dini, kültürel, siyasi ve (özellikle) ekonomik ve benzeri durumları da gözetmek durumundadır. Bu yüzdendir ki, adli olaylarda adaleti sağlamak için gerekli yaptırımlar uygulanırken; toplumsal olaylarda (sosyal, ekonomik, kültürel, dini, vb…) gerekli adaleti sağlamak içinde gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Örneğin, gelir dağılımında eşitsizliği gidermek için artan oranlı vergi tarifesi uygulamak, vergi ödeme gücü olmayanlar için asgari geçim indirimi veya negatif vergi uygulaması gibi düzenlemeler ve uygulamalar…

Bugün, yaşamış olduğumuz bu dünyada, bu dünyanın adaletine inanan kaç kişiyiz acaba?

Şahsen ben, bu dünyada adaletin tecelli ettiğine inanmıyorum. Neden mi dersiniz?

İnanmıyorum çünkü…

Birileri aç iken, birileri tok yatan çokça insan var.

Dünya nimetlerinin büyük bir kısmına dünya nüfusunun belli bir bölümü tek başına sahip iken, dünya nimetlerinin büyük bir kısmından faydalanamayan büyük bir kesim var.

6 milyar nüfuslu, küreselleşmeye çalışan koca dünyanın tüyleri ürperten  utanç tablosu; yeterli gıda tüketimi olanağı bulamayan insan sayısı 200 milyonu beş yaşın altındaki çocuklar olmak üzere 840 milyon, yoksulluk sınırının altında yaşayan insan sayısı 2 milyar, güvenli su tüketim olanağı bulamayan insan sayısı 1,2 milyar, sağlık hizmetinden yararlanamayan insan sayısı 800 milyondur.[1] (ankaratb.org, 2013)

Ekonomi politikaları (sözde) “adil gelir dağılımı” üzerine kurgulanmışken gerçek hayatta çokça “adil olmayan gelir dağılımı” göstergeleri var.

Merkezi Paris'te bulunan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), küresel mali krizin başladığı 2010 yılından bu yana som üç yılda üye ülkelerde gelir dağılımı adaletsizliğinin arttığı uyarısında bulundu. OECD raporuna göre, vergiler ve sosyal kesintiler çıktıktan sonra OECD ülkelerinde nüfusun en zengin yüzde 10'u, yine nüfusun en fakir yüzde 10'undan 9,5 misli daha fazla kazanıyor. Gelir dağılımı adaletsizliğini en fazla olduğu ülkeler arasında Çin, Meksika, Türkiye ve ABD'de gösterildi.[2] (ekonomi.haber7, 2013)

Birilerine adalet tecelli ederken birilerine adaletin uğramadığı çokça durum var.

Bu dünyanın adaletine hükmedenlerden vicdani kanaatlerine aykırı davranıp güçlüden yana hüküm veren ve güçsüz olanı yok sayan çokça netice var.

Bu dünyanın adaletine sözde “tarafsızlık esastır” ama bu dünyanın adaletinin özünde ise “taraf olmak esastır anlayışı” var.

Bu dünyanın adaletine inanan kaç kişiyiz? Bunu bilemem ama bu dünyanın adaletine inanan çok az kişi olduğumuzu tahmin edebilirim.

Bir toplumda adalet sekteye uğrarsa eğer, toplumu bir arada tutan ve onun kendi içinde bütünleşmesini sağlayan her ne bağ var ise, bu bağ gittikçe zayıflar. Bu bağlar zayıfladıkça da toplumsal bütünlükte çatlaklar oluşur ve beraberinde  “toplumsal çözülme” meydana gelir. Bu durumda değerler ve normlar hükmünü yitirir ve toplumda suç oranları artar ve nihayetinde adalet sistemi tamamen çökmeye başlar.

Bir toplumda adaleti sağlamanın en iyi yolu: Onu dillendirip sözde yaşatmak yerine, bir sevgi misali kalbimizde hissetmeye çalışmak, eşitliği gözetip tarafsızlığı esas almak, kendi haklarının yanında başkalarının haklarını da gözetmek, hak ve hukuka uygun davranıp olanı olması gerektiği gibi uyarlamaktır.  

https://twitter.com/MURATTAS20

 


[1] Kaynak: http://www.ankaratb.org.tr/pages.aspx?pageId=1403c660-220c-4b44-a902-656d16cee3ae

[2] Kaynak: http://ekonomi.haber7.com/dunya-ekonomisi/haber/1026851-oecd-ulkelerinde-gelir-dagilimi-esitsizligi-artiyor

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.