Aidiyetsizleştiremediklerimizden misiniz?

06.08.2013 13:51:20
A+ A-

 

 

 

m.ali_yavuz@hotmail.com

Twitter: https://twitter.com/mehmetayavuz

Her sabah istemediğimiz hayatlara, insanlara uyanıyoruz… Zaman ve saatin hiçbir anlam ifade etmediği bir sabaha… Yapmaya doyamayacağımız, konuşmaktan sıkılmayacağımız işleri, insanları hep rafa kaldırıyoruz. Bambaşka bir literatürden mırıldanıyoruz, ne beri ne de öteki olabiliyoruz, yaradılışımız bunu reddediyor… Sonra kendimizi uçsuz bir çukurun içerisinde buluyoruz. Yukarıya doğru çıkmaya çalıştıkça, daha da derinleştiriyoruz siyahı… Sonra bildiğimiz renkleri unutuveriyoruz. Eskiden sevebildiğimiz, vazgeçemediğimiz morları, sarıları, yeşilleri bir anda çıkartıyoruz hayatımızdan…

İnanmadığımız insanları seviyor(muş) gibi yapıyoruz. Öfkeleniyoruz, kızıyoruz. Televizyon önünde huzuru arıyoruz, kaybettiğimiz iletişimin acısını sofradaki insanları suskunlukla cezalandırarak veriyoruz. Fikirlerimiz savaşıyor en büyük meydan muhaberelerinde… Anlaşamıyoruz, konuşmaktan aciz olan ruhumuz lal oluyor… Çok çabuk reddebiliyor, ancak kabul edemiyoruz ötekileri, farklı renkleri… Alfabenin ilk harfi gibi öğreniyoruz, öğretiliyoruz nasıl nefret edebileceğimizi, asla kabul edemeyeceğimizi... En büyük kimlik bunalımlarında dahi anlayamıyoruz birbirimizi. Anne-baba, mahalledeki bakkal amca, muhtar… Tek kalıp içerisinde bir döngü… Ayağımıza vurulan prangalara inat, gözlerimizdeki perdeler çoktan finali yapmış vaziyette.

Aidiyetler yaratıyoruz, “sen busun” diyoruz… İzin veremiyoruz göçebe ruhumuzun huzuru bulmasına. Sabah kalkıp bir valiz, bir de uçak bileti alıp çıkası geliyor insanın firarperest ruhunu doyurmaya… Sonra büyük ziller çalışıyor ve parmağıyla işaret ediyor açılan kapıdan. Üç noktayı işaret ediyor: iş, eş, aş… “Ama ya öteki dünya, göremediklerim, görmeyi hep istediklerim” diyemiyoruz… Çalışıp “adam olmak” en onurlu davranışken, bir valizle “elveda” demek en onursuz, kabul edilemeyecek bir dünya…  “Okumak, öğrenmek bitmez Hayri Amca” diyorum, gülüyor… “Daha yeni geldim, bir soluklanayım” diyorum, kahkahalar eşliğinde uğurlama merasimine başlıyor tüm kuzenler… Camları siliyor babam, annemin kaşları çatılmış…

“Bir gün 24 saat diyen” ilkokul öğretmenimize inat oynadığımız, sohbetlere daldığımız, gülüştüğümüz ve sevmeye doyamadığım arkadaşlarıma, kuzenlerime inat dünya değişti. Üzüldüm, sustum…

Sonra küçük bir ceviz kabuğu içerisinde saklamaya başladık gülüşlerimizi, mutluluklarımızı. Ve koskoca bir evrene dökmeye yemin ettik öfkelerimizi, nefretimizi…

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.