AKP ve Kazan-Kazan Politikasında Kaybeden BDP

28.02.2013 23:12:38
A+ A-

 

Son üç ay içinde yaşananları şöyle bir gözden geçirmenizi rica edeceğim, Barış Görüşmeleri ve AKP'nin kendi seçim deklarasyonunda ifade ettiği gibi Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi ile ilgili tüm gelişmeleri, tarafların kamuoyuna yansıma/yansıtılma şekillerini bağımsız değerlendirerek gözden geçirmek önemli. Bunu yaparken Siyaset ve Türkiye'de uygulanış şekli konusunda ütopik olmamak gerekir, Türkiye'de Siyaset'in kendi dilini oluşturduğunu ve/veya Siyaset Bilimi jargonu ile konuşulmadığını, onun gerekleri ile hareket edilmediği gerçeği de yadsınmamalı.

AKP'nin iktidara geldiği yıldan itibaren politik arenada söylemleri net ancak bürokrasi uygulamalarında farklılıklar göstermekte, özellikle uygulayıcı aktörlerin bu kadar çok renklilik gösterdiği ülkemizde bunu anlamak/anlamlandırmak çok zor olmasa gerek. Aynı yıl içinde CHP-MHP ve BDP söylemleri alt alta sıralandığında, gerçek anlamda 'muhalefet' olmadıkları halde nasıl basiretsiz muhalefet yapmama çabaları ayrı bir gerçektir, hal böyle olunca siyasetin gündemini görünen anlamda AKP belirlerken, siyaset dışı gündem belirleme çabalarını da çeşitli güç odakları yapmaktadır. Bu zaman içinde Derin Devlet ve Uzantıları şeklinde çeşitli provakatif gündem belirleme çabalarında deşifre oldu ve AKP iktidara gelmeden önce aciz siyaset ile yönetilen Türkiye'de kazan kazan oluşumu ile kendini tanımlayıp kimilerine sürpriz gelen seçim zaferi ile iktidar oldu. O günden itibaren Türkiye'de yaşan her türlü siyasi gelişme ve değişimi aynı mantıkla kendi lehine ve kullanabileceği argüman haline getirmeyi başardı, bu bir zaferse eğer, evet bir zaferdir, kimilerinin düşündüğü gibi sadece bir dönem seçim çalışması ile iktidar olmadıklarını gösterme adına siyasi altyapıları, geçmişleri ve kökenleri aslında bunu çok açık gösterse bile, politik körler/ dalkavuklar ve siyaset simsarları ısrarla bu gerçeği ya reddediyor ya da görmezden gelinmesi için çaba sarf ediyordu. Üstelik bunu yapanlar AKP'yi Rejim Düşmanı/Tehlikesi olarak gösterip, Atatürk İlkeleri ve Kemalizm duvarlarının arkasına saklanarak yapıyordu, hem de bu ilke ve gerçekliği içselleştirmeden sadece politik argüman olarak kullanarak yapıyorlardı.

Diğer muhalif partilerin durumu ile BDP'nin durumunun bir olmadığını hemen herkes kabul eder, çünkü BDP Siyaseti sadece bir siyasi parti gerçekliğinden uzaktır, kendi ilke ve tavırları olmaktan uzak, birey olma kültürü ile iradeyi ideolojik mekanizmaya bırakma gerçekliği ile siyaset yapılıyor. Aslında bu söylem BDP içinde yer alan bir çok kişinin bu safsata ile savaş ve çatışmalı ortamdan nemalanma gerçekliklerini kapatmak için kullandıkları, yaşama bu şekilde geçirerek kendi yaşam alanlarını oluşturdukları gerçeğini kapatan bir söylemdir. BDP'yi doğru noktalardan ve tüm gerçekliklerini bilerek eleştiren ve öneriler yapan kim olursa olsun 'ajandır' gibi basit şekilde üzeri çizilerek razı yaşam tercih edilir, işte bu noktada ciddi şekilde sorgulamadan bunları yapanların niyet ve amaç birliği sorgulanmalıdır, ancak bunu yapmak yerine dikkat dağıtılarak kendi bataklıklarının pisliklerini geliştirmek tercih ediliyor. Dört yıl önce -ki aslında yaklaşık on yedi yıl önce bildiğim- Leyla Zana gerçeğini bir forum sayfasında tartıştığımda klasik jargon ile bana saldırılmıştı, o yazı halen forum sitesinde yer alıyor, nihayet Leyla Zana Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN ile görüştüğünde, dünün 'Kürtlerin Hamisi' birden farklı tanımlandı ve gerçek görünmüş oldu. Burada gerçeği sokaktaki kişiler görmeyebilir, ancak 'siyaset yapıyorum' diyen insanların tavrı bu yönde olunca insan ister istemez birbirleri ile ortak nokta ve hesaplarını düşünüyor.

AKP siyaset olarak hem bölgede hem de Türkiye'de politik söylem ve gelişmeleri kendi lehine çevirme konusunda oldukça başarılı, özellikle bundaki başarısı rakiplerinin aymazlığı ve az ile yetinme mantığı yatıyor, üzerine popülist siyasetçiler ile rant peşindeki dalkavuklar oluşunca başarının sırrı ortaya çıkıyor. Şüphesiz Ortadoğu ve Yeni Dünya Düzeni ile ilgisi ve aktörü olması farklı değerlendirilebilir, ancak rakip ve alternatiflerinin durumu daha önemli, çünkü hem bunu bildiğini iddia edip hem de aynı değirmene su taşımanın mantığı çok ama çok farklıdır.

Son süreçte yaşananları dikkatle izlediğimiz zaman BDP'nin tavrı ve hastalığı çok açık şekilde ortaya çıkıyor, yaklaşık iki buçuk yıllık bir zaman dilimi içinde Türkiye'de şiddet sarmalı ve tüm gelişmelerin aktörlerinin karşılıklı olarak mütabakat yaptıkları, çeşitli aracı kişilerle görüştüğü biliniyor. Referandum sonrasında başlayan siyasi gerilim ve siyasi öngörüden yoksun tavırlar BDP'ye ciddi şekilde kaybettirmeye başladığında artık siyaset dışında bir figür olmaya başladı ve oyun dışında kalmamak için rol çalmaya başladı. BDP kendi içinde siyasi tasfiyeyi belki de dünyada en iyi uygulayan siyasi partidir, bu bir belirlemedir ve yüzde yüz gerçektir. Nurettin DEMİRTAŞ ve tasfiye süreci bu anlamda çok belirleyici ve basit bir örnektir. Türkiye'de siyaset belirleme ve yeni aktörler oluşturma sanıldığı gibi sadece CHP-MHP ve Sivil Toplum Kuruluşları ve kanaat önderleri için yapılmadı. Türkiye'de siyaseti belirleyen önemli bir güç olan PKK ve siyasi yapısı da bu dönemde ciddi şekilde yapılandırıldı. Bu süreç çok öncesine kadar istendiği kadar irdelenebilir, yerel yönetim aday adaylarının belirlenmesinden genel seçim aday adaylarını belirleme noktasına kadar isimler ve geçmişleri ile yaşadıkları pratik gerçeklikler somut olarak BDP ve siyasi yapısının nasıl oluşturulduğunu göstermeye yeter.

Bu siyasi yapı özellikle referandum sürecinde yaptıkları 'bireysel' açıklamalar ve iradesiz duruş ile ciddi şekilde güvenilirliğini tekrar tekrar sorgulattı, hemen devamında Abdullah Öcalan'ın aylar sonra görüşme sonrası yaptığı açıklamaya hareket etme çabaları bu durumun üzerine tuz biber ekti. Aynı tavır genel seçimler sonrası Meclis Boykotu kararında kendini tekrarlattı, BDP'den şu anda TBMM'de yer alan hiçbir parlamenter Partisinin, savunduklarını iddia ettikleri halkın ve en önemlisi de onları belirleyen güç olan PKK'nin sözünü dinleyip Meclis Boykotu yapmazdı, nihayetinde bir kılıf uyduruldu ve paşa paşa gidildi. Tüm bunlar yapılırken AKP İktidarı ve Hükümet  Barış Görüşmeleri ve Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi'ni hayata geçirecek çalışmaları tüm hızıyla sürdürdü. Daha önce Silopi ve Oslo Görüşmeleri konusunda ciddi şekilde sınıfta kalan BDP önce Abdullah Öcalan tarafından dikkatle izlendi, sonra AKP tarafından sürecin dışında ve politik hataya zorlayacak tavırlarda bulunması için oyunlara getirilmeye başlandı. Bu noktada şunu da sormak çok doğru olur, siyaset içinde yer alıp bunca siyasi oyun ve manevrayı görmemek nasıl açıklanabilir, spekülasyon ve manipüleye açık bir zemin varsa ve siz ona karşı duyargalarınızı en az on kat fazla çalıştırmıyorsanız o zaman sizde ciddi bir sorun var demektir, bu kendini sorgulamakla aşılacak bir sorun değil, üstelik farklı tanımlamalar gerektiren bir sorundur. Türkiye'nin içinden geçtiği dönem itibari ile Oslo Görüşmeleri basına nasıl sızdırıldı halen belli kesimler tarafından muamma gibi gösterilse de taraflar masum değil ve politik manevra için yapılan bu dostlar alışverişte görsün tavrı siyaset bilen insanların yutmayacağı bir tavırdır.

 

Son gelişen ve deşifre edilmesinde politik amaçlar olan Barış Görüşmeleri şüphesiz çok önemli bir fırsattır, ancak AKP bu noktada daha önce yaptığı gibi her türlü gelişme ve olasılığı kendi lehine çevirip siyasi arenada kısa/orta/uzun vadeli kullanma tavrını hiçbir şekilde bırakmaz. Bunun en önemli göstergesini, İmralı ve Abdullah Öcalan görüşmelerine katkı sunmasına karar verdikleri BDP'nin tahmin ettikleri olası tavrılarını deşifre etmeleri gösterilebilir. Bundan aylar öncesinde gelişmeler yaşanırken yırtık dondan çıkar gibi gündem belirlemeye çalışan Hasip KAPLAN'ın sözlerini/tavrını anlayan varsa açık söylesin, öncesinde Leyla ZANA gibi kılıç artığı sözde hamilerin açıklama ve demeçlerinden çok farklı değil. Bunun farklı versiyonları için daha önce AKP'nin ihtiyacı olmayacak siyasetçiler için yazdığım için sadece isim olarak belirtebilirim, Mehmet METİNER, Şamil TAYYAR gibileriyle Orhan MİROĞLU gibi şaibeli isimler AKP siyasetine ancak çerez olabilirler, o da geçici bir süreliğine.

BDP son üç gündür yaşadıklarını arka arkaya sıraladığında ve kendisine dışardan baktığında nasıl bir fotoğraf görüyor diye merak ediyorum, çünkü başta İmralı ve Abdullah Öcalan görüşmesine gidecek isim konusunda AKP ile girdiği güç savaşından ciddi yara aldı ve otoritesi kamuoyu nezdinde bir kez daha zayıfladı. Akabindeki gelişen süreç ve sonrasındaki görüşmeye gidenler ayrı bir renklilik gösterdi, hani 'görmemişin .' diye başlayan bir vecize vardır herkes bilir, işte tıpkı buna benzedi. Bu tür politik gelişmeler ve süreçleri iyi analiz ettiğini savunan siyasetçilerin mutlak bir şekilde birdiği 'ser verip sır vermeme' tavrı ne hikmetse BDP siyasetçileri ve yetkili organları tarafından bilinmiyor, hele ki her türlü konuşma ve değerlendirmenin mutlak şekilde manipüle edileceği gerçeği ise nedense görülmek istenmiyor, işte buna akıl sır ermiyor. BDP önce bu kadar detaylı şekilde sızdırılan bilgiler için farklı adresler göstereceğine gazeteci Namık DURUKAN ile BDP Genel Merkezi Basın Sorumlusu ile Milletvekillerinin Danışmanlarının ilişkisini gözden geçirsin, bunu yaparken de başta Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve Diyarbakır Basın çalışanları ile ilişkileri ciddi şekilde gözden geçirsin, eğer bunu doğru ve ahlaklı şekilde yaparsa medyada yer alan 'gazetecilik başarısı' bir anda farklı bir hal alır, kısacası önce kendi içini iyi görmeli ve süreci sekteye uğratacak yaklaşım, kişi ve değerlendirmelerden hızla kendini arındırmalı. Burada sorun görüşmenin içeriği ve belli şekilde değiştirilmesi vb değil, asıl sorun nasıl çıkarılıp deşifre edildiği ve bundan kimler ne tür faydalar edinme peşinde, kimler siyaset dışında kalacak, bu savaş ve kan politikasından nemalanmak yerine aç kalacak kimlerdir, kısacası aynayı tuttuğunuz yerdeki yansımalar çok önemli, yoksa bulvar medyası şeklinde konuşmalara takılıp farklı noktalara çekmek çok farklı bir sorun.

Son olarak, popülizm sevdasına sürecin kaybedeni BDP oldu, batı illerinden alınabilecek Sosyal Demokrat, Liberal, Sosyalist, Komünist ve Bağımsız oylar çöpe gitti, daha kendini anlatamadan Subliminal olarak PKK ile organik ilişkisi ifşa edildi. Bu şekilde hem yerel seçim hem genel seçim hem de ileride oluşacak mütabakatlarda kendi kendini devre dışında bırakması sağlandı, mevcut sürecin kazananı Kazan Kazan Politikası ile AKP ve Recep Tayyip ERDOĞAN olurken, kaybedeni BDP ve Milletvekilleri şahsında tüm seslendiği taban oldu. Şimdi bu süreci tekrar güçlendirmeye çalışacak ve siyasi argümanları yeniden hayata geçirecek mekanizma hem Abdullah Öcalan hem de PKK'nin Siyasal Kanatlarıdır, bunların içinde ciddi düşün insanı olan yetkilileri ve kamusal alanlarında görev yapan ve birkaç elin parmağını geçmeyecek militanları olacaktır.  

Görsel: sozcu.com.tr



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

*nane sele -

Bizim oralarda konuşurken bir söylediği diğerini tutmayan ve/veya sürekli değiştirenlere alay/aşağılayıcı bir vurgu ve tonda "*nane sele gibi ne değiştiriyorsun sözlerini" derler, işte siyasette yer alanlar için bu deyim çok yerindedir. Yazdıklarımı/analizlerimi okuyan değerli okuyucu şüphesiz ki eleştiri ve değerlendirmelerini yapmak istediğinde yapıyor/yapmalıdır, bu yazan insan için ayrı bir keyif ve ufuk açıcı değerlendirmeler içerir. Ancak şu göz ardı edilmemelidir ki 'bilmeden yazacak kadar cahil ve/veya insan olma erdemlerinden uzak insan yazı ile bir maceraya giremez' tıpkı siyaset yaptığını düşünen ve görünen yüzlerinin altında "SOYTARI" karakter/kişiliklerini yaşayanlar bunu asla algılayamaz, ancak hepsinden tehlikelisi ise kaba duygularla ideolojik nosyondan yoksun kör/bağnaz bir bağlılıkla birey olma özgünlüğünü yaşayamamış tarafgirlerin her türlü yaklaşım/değerlendirme ve en önemlisi algıları tehlikelidir, çünkü onlar sadece 'biat' etmekten anlarlar, sorgulamaz ve kendi düşüncelerine sahip olamazlar. Yazdıklarımı okuyup değerlendirdiğini düşünen ve karakterine uygun şekilde hakaret ettiğini zanneden nevi şahsına münhasır "qasim" yazdıklarımın gerçeği yansıtmadığını düşünmüştü, son bir haftadır sürekli *nane sele gibi kıvıran ve "hareketin" yılmaz savunucusu olduklarına inandığı kişilerin zerre-i miskal olsun onurları varsa eğer ilk andan itibaren "SIZMA BİZDEN DEĞİL" sözlerinden sonra önce Abdullah ÖCALAN'ın İmralı Adasından yaptığı gibi 'onlara karşı' tükürecek mi? yoksa sürekli eleştirdikleri 'düzen/sistem' partileri "OLABİLİR" diyerek başka bir soytarılık örneği gösterip yaşlılarımızın sözlerini hak edecek mi? Nane Sele; köz ateş üzerine konulan bir sac üzerinde çok ince açılmış hamurdan yapılan ekmektir,çok ince olduğu için ekmek yapılırken sürekli çevrilmelidir ki ince hamur lavaşı yanmasın.

0 0
qasim@ -

Hayata ve yaşama bakışı 'alış-veriş' olan insanlar ilişkilerindeki hukuk bu temel üzerine oturtulduğu için sen ve senin gibiler 'ayran budalası' gibi izleyip aynı mantıkla değerlendirir. O yüzden yazı ve/veya yaratılan ne olursa olsun 'katılmak/desteklemek' yerine algılayıp üretirsen şuursuzca biat ettiğin kesimin ancak 'papağanı' olabilirsin.

0 1
afferin sana uğur balık -

merak ettiğim şey şu uğur balık: bu hareketten ne istedin de sana vermedi. onu da yazarsan yazına sonuna kadar katılacağım... ha yok Mehmet metiner ve orhan miroğlu miadını doldurdu yeni bir s.ytarıya ihtiyaç var diyorsan, yolun açık olsun...

2 0
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.