Alevifobi Üzerine

19.01.2014 17:24:03
A+ A-

Bu topraklarda kurulan devletlerin kadim hegemonik söylemine ve üzerinde yaşayan insanların büyük çoğunluğuna göre, Alevi toplumu, dinsiz,  netameli, güvenilmez, inançsız, yaşam biçimi itibariyle ayrıksı ve son tahlilde devletin varlığına ve milletin bütünlüğüne karşı açık tehdit oluşturan tehlikeli bir unsurdur. Sünni inanç biçiminin katı ve sorgulanamaz dogmalarına hiçbir biçimde uymayan yapısıyla, Anadolu tasavvuf geleneğine yaslanan felsefesiyle, kısmen rasyonalizmden kısmen de sekülerizmden etkilenmiş olan Alevilik, Sünni kesimin anlayamadığı ve anlamak da istemediği ritüelleriyle, korkutucu bir inanç biçimidir. Aleviliğin ne olduğunun bilinmediği için 'ötekileştirilmesi' ve dışlanması bu psikolojik halin doğal sonucu olarak da korkulması, Alevifobi şeklinde kavramsallaştırılan bir toplumsal paranoyanın doğmasına zemin hazırlamıştır. Buradan hareketle Alevilik, Türkiye toplumunu oluşturan farklı bir inanç biçimi olarak değil, kontrol altında tutularak, varlığına karşı sürekli teyakkuzda olunması gereken olağan bir tehdittir.

    Türkiye toplumunda etnik ve dinsel azınlıklara karşı uygulanan dışlayıcı ve ötekileştirici uygulamalar Aleviler için de kusursuz biçimde uygulanır. Kamu kurumlarında ya da özel işyerlerinde, okullarda ve hayatın her alanında Alevi olduğu için adeta suçlanan, dışlanan, hakir görülen ve baskıya maruz kalan insanlara dair hemen hemen her gün haberler çıkmaktadır. Medyaya yansıyan haberler göstermektedir ki, Alevilere yönelik baskı ve dışlamanın en önemli nedeni, yüzyılların birikimi olan ve tamamen yanlış algılardan kaynaklanan önyargılardır. Alevi toplumunu tanımadıkları halde, salt önyargılarıyla peşin hükümler veren insanlar olduğu gibi, dinsel fanatizmin etkisiyle yok sayan ve Alevilerin varlığına dahi tahammül edemeyen insanlar vardır. Siyasal iktidarın, özellikle Sünni ülkelerin hamiliğine soyunması ve bu minvalde Alevilere yakın kabul ettiği Suriye devletine yönelik olarak kullandığı nefret söylemi de, Türkiye'de Alevilerin yok sayılmasının, ötekileştirilmesinin, dışlanmasının önünü açmaktadır.

   Alevilerin yaşadığı evlerin işaretlenmesi, kamu kurumlarında çalışanların çok açık biçimde ayrımcılığa maruz kalmaları, okullarda Alevi öğrencilerin din derslerine karşı kayıtsızlığından vazife çıkarılarak afişe edilmesi ve şiddete kadar varan yöntemlerle cezalandırılmaları Alevifobinin hangi boyutlara ulaştığını göstermesi açısından manidardır. Siyasal iktidarın, temeli atılan köprüye Alevileri katletmesiyle ünlü Yavuz Sultan Selim'in ismin vermesi, Alevilerin katline dair fetvalar veren Ebussuuddan övgüyle bahsetmesi ve daha da sayılabilecek birçok kışkırtıcı söylem Alevifobinin ve çok bariz olan nefretin dışavurumundan başka bir şey değildir. Alevi çalıştayları organize edildiği ve Cemevi gibi birçok sorun dile getirildiği halde, buradan somut hiçbir çözüm önerisinin çıkmaması daha doğrusu iktidarın çözüm önerilerini pratiğe yansıtmaması samimiyetsizliğin ve duygu sömürüsünün çok açık bir tezahürüdür.

    Alevifobiye rağmen Aleviler kendilerini anlatmaya çalışmaktadırlar. Alevi korkusunun temelsiz olduğu, farklılığın dezavantaj değil zenginlik olarak kabul edilmesi gerektiği ve eşit yurttaşlık ilkesi çerçevesinde Alevilerin dışlanmasının kabul edilemeyeceği vurgulamaktadırlar. Farklı inançlara saygı gösterilmesi gereğinin, demokrasinin temel şartlarından birisi olduğundan hareketle, bir arada yaşam için gerekli bilincin oluşturulması amacıyla, eğitim müfredatına Aleviliği doğru anlatan bilgilerin girmesini istemektedirler. Bütün bu çabalara rağmen, yüzyılların biriktirdiği önyargılı bakış açısının değişmesini beklemek oldukça zordur.

      Cumhuriyetin istediği makbul vatandaş, Sünni-Türk kimliğine sahip, devletine sıkı sıkıya bağlı, eleştirmeyen, sorgulamayan ve devletin kendine biçtiği vatandaş tanımını içselleştiren kişidir. Bu tanım dışında kalan ve ülkede yaşayan diğer etnik-dinsel azınlıklar ise, sürekli kontrol altında tutulması gereken ne zaman ne yapacakları belli olmayan şüpheli ve tehlikeli gruplardır. Meseleye buradan bakıldığı zaman, Cumhuriyetin istediği vatandaş tanımına, Aleviler uymamaktadırlar. Buradan hareketle, Alevilere yönelik önyargıyı ve dışlayıcı tavrı bertaraf etmesi gerekirken, aksine tahkim eden Cumhuriyet olmuştur. Yaygın kanının aksine, Cumhuriyet, yurttaşına eşit muamele eden ve insanları özgürleştiren bir rejim değil, kimlik inşa eden ve Osmanlı'dan devraldığı ayrımcı zihniyeti devam ettiren muhafazakâr bir rejimdir. Alevi toplumunun Cumhuriyeti koşulsuz desteklemesi ise üzerinde durulması gereken patolojik bir durumun varlığına işaret eder.

   Alevifobinin gerçek anlamda oluşabilmesi için, Türkiye toplumunun Alevilerden büyük ölçüde zarar görmesi, diğer kimlikleri kuşatarak baskın kimlik haline gelmesi veya terör faaliyetleriyle ülke bütünlüğünü tehdit eder hale gelmesi gerekir. İslamofobinin oluşumuna bakıldığında, yukarıda sayılan unsurların büyük ölçüde varlığı söz konusudur. Yanlış bir korku olduğu halde, Batı toplumları yaşanan olaylara bakarak böyle bir durumun oluşması için çaba göstermektedirler. Oysa Alevifobinin oluşması için hiçbir şekilde geçerli bir neden yoktur. Aleviler fiilen azınlık konumunda oldukları için sadece kimliklerinin tanınması ve eşit yurttaşlık için mücadele etmektedirler. Ülkeye herhangi bir biçimde zarar vermemişler, baskın kimlik zaten olamamışlar sürekli olarak baskı altında tutulmuşlardır. Hal böyle iken, Alevi korkusu, olsa olsa zenofobik, faşizan ve köktendinci düşüncenin ürettiği paranoyak bir durumun varlığına işaret eder.

     Türkiye'de demokrasinin yerleşmesi için, en başta fiilen azınlık statüsünde olan ve bu ülkenin asli kurucu öğelerinden olan Alevi toplumunun sorunlarının çözümü gerekir. Cemevlerinin varlığının ve ibadethane olarak kabul edilmesi gerektiğinden tutun, hayatın her alanında kimliğini korkmadan ifade edebilen, kamuda ayrımcılığa maruz kalmadan eşit haklardan yararlanabilen Aleviler, demokrasinin gelişiminin de teminatı olacaktır. Yeter ki, sebepsiz yere Alevilerden korkulmasın, anlamaya çalışılsın ve varlıkları zenginlik olarak addedilsin.

                                                                                                                    19.01.2014

 

 

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.