Aleviler de Barış İstiyor!

11.05.2013 07:18:26
A+ A-

Türkiye, bir tarafın “barış” diğer tarafın “çözüm” olarak adlandırdığı sürecin nasıl bir çerçeveye sahip olduğunu tartışıyor. Herkes, daha düne kadar Kürt kökenli vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması için mikro milliyetçi bir söylem tutturanların birkaç ay içinde sorunun çözümü doğrultusunda attıkları adımların hangi anlamlara geldiğini merak ediyor. Tartışıp merak edenlerin başında, sürecin içine dahil edilmeyen ve hatta Öcalan’ın Diyarbakır Newroz Mitingi’nde okunan mektubunda yapılan “İslam kardeşliği” vurgusu nedeniyle kendilerini dışlanmış hisseden Aleviler geliyor. Sorunun çözümünü herkesten çok istedikleri halde süreçten dışlanan Aleviler, 12 Mayıs’ta, Ankara’da, sürece ilişkin düşüncelerini Türkiye ile paylaşmak maksadıyla toplanıyor.

Bilinen bir sözü tekrarlamakta fayda var; Aleviler, 72 millete aynı gözle bakarlar. Aleviler için vazgeçilmez olarak kabul edilen bu ilke, Türkiye’nin temel problemleri açısından Kürtlerin hak ve taleplerinin “ama”sız, “fakat”sız kabulü anlamına geliyor. Zaten bu nedenledir ki Aleviler, her çatışma sonrasında gelen şehit haberiyle birlikte dışlanan, hor görülen Kürtlerin taleplerini her fırsatta dile getirmiş, bir çeşit “deli gömleği” haline dönüşen ’82 Anayasası’nın yerine demokratik ve özgürlükçü bir anayasa yapılmasını talep etmişlerdir. Ankara’da yapılacak Büyük Alevi Kurultayı, bir anlamıyla “barış”ı en çok isteyen Alevilerin süreçten dışlanmasına rağmen sürece dair düşüncelerini dile getirmek için kurdukları bir platform anlamına gelmektedir.

Özgürlükçü Laiklik talebini hatırlatmak!

Alevi örgütlülüğünün bir başka belirgin özelliğiyse yalnızca kendilerini ilgilendiren demokratik talepleri dile getirmekle yetinmemişler; kendi problemlerini bu ülkenin temel meselelerinden ayırma yoluna gitmemişlerdir. Kürtler dahil herkesin ana dillerini hiçbir engellemeye meydan verilmeden kullanabilmesini; herkesin inançları doğrultusunda ibadetini yerine getirebilmesini savunan Aleviler, bir uçtan da demokratik ve özgürlükçü bir laiklik anlayışının egemen olmasını savunmuşlardır.

Türkiye’de tuhaf bir laiklik anlayışı hüküm sürmektedir. Literatürde karşılığı olmayan, daraltıcı, yasaklayıcı ve tek tipleştirici bu laiklik anlayışına bir ad vermek gerekirse “Türk tipi laiklik” demek yanlış olmayacaktır. Bu laiklik anlayışı çerçevesinde faaliyet sürdüren ve adeta dokunulmazlık kazanmış bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye’de bulunan farklı inanç gruplarına karşı eşit mesafede duran bir kamu kurumu değildir. Kuruluş felsefesi itibariyle farklılıkları ortadan kaldırmayı ve herkesi Müslümanlığın Sünni yorumuna tabi kılmayı amaç edinmiş bir kuruluştur. Din ile ilişkisini Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinde kuran Türkiye’nin laiklik anlayışı da, herkesten toplanan vergilerle Sünni Müslümanlığı geliştirmek ve yaygınlaştırmak üzerine inşa edilmiştir. Yavuz’dan bu yana verilen fetvalarla “zındık” ve “mülhid” olarak adlandırılıp “katli vacip” sınıfına dahil edilen Aleviler, devlet denen örgütlenmenin bütün din ve inançlara ve elbette inançsızlara karşı eşit mesafede durmasını savunmaktadırlar.

Yavuz ve İdrisi Bitlisi’yi hatırlatmak!

2007’den sonra AKP tarafından gündeme getirilen “Alevi açılımı” tartışmalarında da hemen bütün Alevi örgütlerinin ortaklaştığı talep, laikliğe özgürlükçü bir içerik kazandırılması olmuştur. Çalıştay sonuç bildirgelerinde de vurgulanmaya çalışılan bu talep, bugün de önemini korumaktadır. Kimilerinin “barış”, Hükümetin ise bilinçli bir biçimde “çözüm” diye adlandırdığı süreç, pek çok açıdan olduğu gibi Aleviler açısından da büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle Newroz’da okunan mektupta kendi adlarının anılmamış olmasından daha çok “İslam kardeşliği” vurgusu yapılmasında tedirgin olmuşlardır. Çünkü Aleviler, “İslam kardeşliği” vurgusunun arkasında, örneğin Yavuz ile İdrisi Bitlisi’nin arasında kendilerine yönelik tarihsel işbirliğini görmektedirler. Söz konusu tarihsel işbirliği, Aleviler açısından, trajik bir sonuca işaret etmektedir.

Böyle bakıldığında, “barış” ya da “çözüm” diye adlandırılan süreç, Aleviler açısından iki önemli anlam taşımaktadır. Birincisi, Kürt sorunu dahil bütün problemlerin kaynağı, demokratik hak ve özgürlüklerin kuşa çevrildiği bir Anayasanın hüküm sürdüğü gerçeğidir. İkincisi, kanın durması elbette önemlidir ama kardeş kanının dökülmesine neden olan tarihsel arka plana bakıldığında temel hak ve özgürlüklerin uzağında üzerinde mutabık kalınan bir “barış” ya da “çözüm”ün yetersiz olduğu aşikardır.

Aleviler, bütün bu karmaşık süreçler nedeniyle “durumdan vazife çıkartıp”, Büyük Alevi Kurultayı üzerinden “söz”ünü söylemek istemektedirler. Barış isteklerini, demokratik ve özgürlükçü bir laiklik anlayışıyla taçlandırıp dile getirmektir en büyük dilekleri! Onların “kurşun eritmeye” yaptıkları bu çağrı, umarım, “göğün sağır kulakları”na gerekli mesajı verebilir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.