Allah?ın bir öküzü olarak İlber Hoca?ya cevabımdır

10.04.2013 00:18:03
A+ A-

 

 

 

İlber Ortaylı demiş ki:

Kendine has dili olanlara MİLLET denir. Sonu ''...Li, ....Lı '' ile bitenler soyu belirsizdir;
Amerikalı, Kanadalı, Perulu,Pakistanlı, Avustralyalı, Arjantinli, Şilili, Yeni Zelandalı,İsviçreli....diyebilirsiniz çünkü bunların kendine has dilleri yoktur.
Alman'a Almanyalı, Fransız'a Fransalı, İtalyan'a İtalyalı, İngiliz'e İngiltereli, Rus'a Rusyalı ,Japon'a Japonyalı.......diyemezsiniz . Aynı Türk'e Türkiyeli diyemediğiniz gibi Allah'ın öküzleri....

 

İlber hoca, dünyada bunca akademisyenin son bir asırdır kafa patlatıp ortak bir anlam bulamadığı ‘millet’ kavramını maşallah safi lisan ile açıklayıp, bir de üstüne coğrafi kategorileri yok sayıp, etno-linguist milliyetçiliğin bu ülkedeki mesihine dönüştü son açıklamasıyla bir anda.

Eh pek tabi biz, kendi tarihimizin dilinden, hafızamızdan, yedi ceddimizin kitabe-i seng-i mezarlarından rahmetli dedelerimizin (okuma yazmaları var idiyse) not defterlerine kadar, harf devrimi vesilesiyle ile koparılmış bir neslin torunlarıyız. İlber hocamızın şark dillerindeki derun irfanına elbette ki sahip değiliz.

Lakin yılların İlber hocası, pek sevdiği Puşkin Nişanı çekmecesinde rafında nasıl oksitlenebiliyorsa aynen öyle yaşlanabiliyor, neticede bir insan. Hal böyle olunca, bu hayli saldırgan, bir o kadar da İlber-vari tepeden bakan üslubunu dolu dolu sineye çekip cevap yazmayı görev bildim.

Millet, tek bir referansla tanımlanamaz bir kavramdır. Coğrafyaya, dile, dine, mezhebe, mesleğe, cinsiyete, toplumsal hafızaya, her ne demekse ırka, soya, sopa, ahlaki değerlere, alışkanlıklara kadar her hangi bir kategoriye bağlanabilir. Ancak bu, kendini millet addeden, ulus addeden, nation(en. ,  fr.), narod (ru.) ne derseniz deyin onu addeden ama belli bir temelde insanı ile bir bağı olan, güçlü bir ortak noktası olan, belli bir amaç uğruna hareketlen(e)bilen, kendi arasında huzurla yaşayabilen, kız alıp veren, ölüsüne ağlayan, bebeğine sevinen her topluluk için farklı değerlendirilmesi gereken bir mevzudur. Millet, ulus, nation, narod… aynı dili konuşan insanlara 1789 Fransız devrimi öncesinde denmeye başlandı, devrim sonrası pek popüler oldu, sonraki yüzyılda insanlığın gördüğü en büyük felaketlerin baş sorumlu teması oldu ve sonrasında ulus-devlet denen o akım, üç aşağı beş yukarı son yarım asırdır devam eden küreselleşme furyası ile ayan beyan bitti. Şu yaşadığımız dünyada bugün milleti sadece lisan ile tanımlayıp milleti gaza getirmek, Lehistan seferinde vefat eden ecdadımız Kanuni Sultan Süleyman’ın ölüsünü kazığa bağlayıp, ata bindirip, morali bozuk askerlere yaşıyor diye gösteren paşaların cin fikirliliğinden pek de farklı değil açıkçası.

Pekala günlük dilde millet cinsiyetleri de gösterebilir. Kadın milleti yok mu, hepsi aynıdır. Erkeklere hiç girmeyelim… İlber hocanın o izlemeye, okumaya doyamadığımız derslerinizden de öğrendik ki evvel zaman içinde Osmanlı’da Rum hıristiyanlar ayrı, Bulgar Hıristiyanlar ayrı millettir. Emperyal millet sistemi, insanları inançlarına göre ayırmıştır. Ama Rum ama Ermeni ama Bulgar Sırp diyorsun diyenler, millet sistemi ayrımının ‘hangi dilde ibadet edildiğine göre’ yapıldığını bir kere daha hatırlasın. Fransız devriminden sonra o dili konuşanlara Fransızlar ‘nation’ demiş, Osmanlı  ibadetini konuştuğu dilde yapan kavimlere yine millet demeye devam etmiş, daha sonra arı Türkçeciler de bunu ‘ulus’ diye TDK sözlüğüne eklemiş. Diyeceğim odur ki bugün bilip kullandığınız kelimeler, dün bambaşka anlamlara gelebilmekte. Tıpkı Şevket Süreyya Aydemir köy köy dolaşıp ‘biz Türküz’ dediğinde ‘haşa beyim o dediğin şu karşıki dağda yaşar biz müslümanız’ diye aldığı cevabı ‘Suyu Arayan Adam’ kitabında  o durulukta yazdığı gibi…

Gel gelelim ‘soyu belirsiz’ olanlara. Türkler, Hoca’nın gözünde elbette ancak bir Fransız, Rus, Alman veya İtalyan kadar ‘soyludur’. Ancak milletleri tanımlamak için kullandığımız kelimeler, coğrafya ve konuşulan lisanın adı ve insanları sınıflandırmaya kullandığımız sözcüklerin hepsi bizatihi kullandığımız lisanımızın içinde anlam bulur. Bahsi geçen –li –lı  soysuzluğu, o ülkelerin adları başka bir dile çevrildiğinde tepetaklak olur.

Pakistan’da yaşayan insanların da kendilerine has bir lisanı vardır, adı Urducadır. Burada doğan insanlar Pakistan vatandaşıdır, buradan gelenlere nerelisin diye sorulduğunda ‘Pakistanlıyım’ der. Pakistanlılara Urdu demiyoruz, Paki de demiyoruz. Avrupa’da Pakistan göçmenlerini aşağılamak için kullanılır, aşağlık bir günlük terimdir ‘Paki’.

Hindistan keza, yüzlerce lehçenin konuşulduğu, onlarca dinden milyarı aşkın insanın yaşadığı bir ülkenin adıdır. Burada doğanlar Hindistanlıdır. İngilizcesi  ‘İndian’dır. Peki Hindistan vatandaşı herkes Hint midir? Gucarat dili konuşan milyonlar, modern Sanskrit konuşanlar, Bengali dili, Sihçe, Tamilce?… Hindistan vatandaşı bir Sihe soysuz diyebilme cesaretini de bekleriz sizden İlber Hoca. Tüm Sih milletinden erkeklerin soyadı Singh (aslan) zira. Tamil soykırımları apayrı bir mevzu…

Hocamızın salt Türkçe düşünerek ürettiği modelinde–ancak her nasılsa başlı başına bir ulusal dili olan – İsveç ülkesinin vatandaşları bir anda soysuz İsveçlilere dönüşür. Bunu İngilizce yazdığınızda ülkenin adı Sweden insanları da Swedish’e dönüşür. Ayaklar baş olur...

Türkçe’de İngiltere dediğimiz ülkenin adını besbelli İtalyancadan almışız. Terra bu dilde toprak demektir ve Angla-terra İngiliz toprağı manasına gelir, tıpkı İngilizlerin kendi ülkelerine Engel-land demesi gibi. Tıpkı bizim farklı –istan ülke isimleri kullandığımız gibi.

Futboldan hatırlayın, ‘Galli teknik adam’ dendiğini duymuşsunuzdur. Galler İngiltere’nin doğusunda başka bir memleketin adıdır. İngilizcesi Wales, dillerinin adı Welsh. Burada doğanların ulusal Galler vatandaşlığı yoktur - ama isterler- Britanya vatandaşlığı vardır. Britanya’da nereden çıktı derseniz, İngiltere aslında Büyük Britanya Krallığı’nın içinde bir memleketin adıdır. İngiliz de olsanız, İskoç da olsanız, Kuzey İrlandalı da olsanız Britanya vatandaşısınız. İngiliz vatandaşı değil.

İsviçre ülkesinde Fransızca, Almanca ve biraz da İtalyanca konuşulur. Oradan gelenlere Türkçe’de ‘İsviçreli’ deriz. Lakin orada bu dilleri konuşanlar kendilerine ne Fransız ne Alman der. Fransızca konuşanı kendine ‘Suisse’, Almanca konuşanı kendine ‘Schweizer’ der, kendilerini konuştukları dile değil, çok sevdikleri ülkelerine bağlı hissederler. Bu bağlılıkları onları millet kılan şeydir en başta. Son zamanlarda göçmen karşıtlığı da ulusal gurur kaynakları olma yolunda ilerliyor feci şekilde, o ayrı mevzu...

Hollanda kadar küçük bir ülkenin içinde bir vilayet vardır, adı Friesland’dır. Burada yaşayanlar kendilerine Fris, Hollandacadan başka bir lisan olan dillerine de Frisçe derler. Onlar da bir millettir, çünkü kendilerini millet sayarlar, azınlık olsalar da yaşadıkları ülkenin anayasası onları ayrı bir unsur olarak tanır. Birbirlerini gözünü oymadan, barış içinde yaşarlar.

Dünyanın en eski milletlerinden birisi olan Taylandlılara da Türkçe’de ‘Tay’ demeyiz. Tay-istan dilimizde yoktur, o ismi de İngilizlerden almışız. Taylandlı deriz. O topraklarda, o dili çok çok uzun zamandır konuşurlar. En büyük gururları krallarıdır ve tabi o çok meşhur, pek mağrur iddiaları: Biz hiç savaş kaybetmedik!

Hocamızın en iyi bildiği ülkelerden birisidir Rusya. Oradan örnek verelim. O kocaman ülkede bugün Tataristan da vardır,  Osetya’da vardır, Yakut’da vardır, vardır da vardır. Orada doğan Tatarlar, kendi dilleri, görünüşleri, tarihleri ile Tatardırlar, ancak Rusya federasyonu vatandaşıdırlar. Rusya vatandaşlıkları onlar soysuz kılmaz, vatansız da kılmaz ve evet bağımsız da kılmaz. Şundan elli sene önce, yurdumun milliyetçi mukaddesatçı eşrafı için oraya giren, oradan çıkan her kimse sovyettir, komünisttir. Stalin, İlber hocanın lugatında ‘soylu’ bir Gürcü olabilir lakin kendisi de ‘sade’ bir Sovyetler Birliği vatandaşıydı, zira o vakitler kendi memleketi de dahil dünyanın altıda biri tek bir ülke idi ve bu isimle anılıyordu.

İspanya’nın en büyük ikinci şehri Barselona, Katalunya denen coğrafyanın baş şehridir. Burada yaşayan insanların Katalanca (Catalan) diye ayrı bir dili vardır, kendilerine de Katalan derler. İspanyol diye hitap edildiklerinde cinleri tepelerine çıkar. Tarihte bir devlet kurmamışlardır lakin Picasso, Dali, Miro, Gaudi gibi olağanüstü sanatçıları ile haklı olarak övünürler. Yine İspanya’nın kuzeyinde Bask ili vardır, burada yaşayan insanlara Türkçe’de Basklı deriz, dilleri Avrupa’nın en eski dillerinden birisidir. Basklı demek onları soysuz yapmaz.

Peki ya Çin? Çin-li bir insan soysuz mudur? Dünyanın en eski medeniyeti, bin senedir aynı alfabeyi kullanan insanlar soysuz mudurlar? Fransızlar ‘Şinuaz’ derler onlara, çünkü o ülkenin adı ‘Chine’ dir onların lisanında. Belki de bize ‘Turkuaz’ yerine Türk demelerinin sebebi üzerinde yaşadığımız toprağın isminin şundan çok değil iki yüz sene öncesinin haritalarında Türkiye değil ‘Küçük Asya’ olmasıdır ne dersiniz?

Avustralyalılar uzunca zaman kendilerini İngiliz saymışlardır. Zira bu kıta, keşifler ve sömürgecilik döneminde İngiltere’nin maceraperestlerini, ‘soysuzlarını’, katillerini, suçlularını, karnı açlarını göçmen olarak almıştır. Avustralyalılar bugün – resmi olarak Britanya monarkı resmen devletin başı ise de – kendilerini ayrı bir millet sayarlar. Çünkü Çanakkale onların bir millet olarak uyanışının sembolüdür. ‘Bizim sizin memleketinizde ne işimiz vardı, hep bu İngilizler yüzünden, ama sonra aklımız başımıza geldi’ deyip dururlar. Savaşın hafızası onları millet kılar, soyları veya dilleri değil.

Bunca örneği bendeniz bir Allah’ın öküzü; kaç dil bildiği ayan beyan bir şehir efsanesine dönüşmüş İlber hocaya biraz olsun multilingual düşünsün diye yazdı. Ha bir de hocanın her dediğini sorgusuz suhalsiz doğru kabul edip sosyal medyada ‘flaş flaş İlber Hoca diyor ki!’ postları hazırlayıp ‘avustralyalılaştıramadığımız sazanlar’ için…

Millet olmanın anlamı, kanla, soyla sopla, lisanla veya dinle açıklanacak kadar basit bir kavram değildir. Millet olmak birlikte yaşanılan insanlara ortak bir anlam yükleme biçimidir ve o anlam herhangi bir şekilde, bir sembolün veya bir tarihi olayın, bir fikrin, bir değerin etrafında somutlaşabilir. Zaman geçer, anlam uçup buhar olur gider, ancak içi boşalmış kelimeler kutsal emanet gibi korunur ne hikmetse. Bu uğurda birbirinin gözünü oyan insanlar bir an durup ‘acaba biz hala aynı şey için mi kavga ediyoruz’ diye sorarsa, işte o zaman barış gelir. Zira bu kanın durması için ‘vatan ve millet’ kelimelerine yeni, birleştirici bir anlam yüklemek artık farz olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’nde Türkler de vardır Kürtler de vardır. Başka milletten insanlar da vardır ancak kolay kolay söyleyemezler hangi sözcüğe ait olduklarını. Türkiyeliyim de diyemezler pek. Çünkü ‘Türkiyelilik’ diye bir kavram yoktur devletin lugatında ki o lugat  anayasadır. Bir umut ki yeni anayasa bu ülkede anadili Türkçe olmayan, Türk olmayan, ve lakin soylu, onurlu ve hatta Türkler kadar mağrur olma ‘olanağına’ erişememiş Kürt, Çerkes, Rum, Ermeni, Musevi, Laz, Hemşinli, Arap, Boşnak, Bulgar… Kendini soyundan sopundan, dilinden, mezhebinden, dininden, lider bellediğinden, şehidinden, tarihinden, kültüründen mütevellit millet sayan ama ‘Türküm’ demeye ilkokul andı dışında dili varmamış ne kadar insan topluluğu varsa, işte onlara ‘Türkiyeliyim’ deme olanağını verecek.

İlber hocam, ben engin bilginizin gölgesinde serpilmiş bir akademisyen olarak sizden bugün rica ediyorum, lütfen gölge etmeyin, barış olsun.

 

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.