Anadolu'nun toplumsal gerçekliği

27.01.2014 23:46:48
A+ A-

Türkiye Cumhuriyeti Rumeli ve Anadolu'dan oluşan Avrasya toprakları üzerinde kurulmuş bir devlettir. Cumhuriyet kurulurken tamamen batıcı bir zihniyet anlayışı üzerine kurulmuş, geçmişini bir kenara bırakmış ve geçmişini harmanlamak yerine batıdan gelen fikirler üzerinden hareketle bir gelecek inşa etme yoluna gidilmiştir.

Atatürk bu ülkeyi kurarken öncelikli istediği lşey Osmanlı anlayışından uzak bir millet oluşturmaktı. Bu yüzden vatanın kurtarılması için ferman aldığı Vahideddin bir hain, halifelik makamı da işbirlikçi idi. Buradan hareketle geçmiş kötü gösterildi. Bununla isteketini oluşturduğu kafasındaki toplum modelini artık halk üzerine empoze edebilirdi.

Atatürk bir ırkçı değildir. Irkçı olsa asimilasyon yerine katliam yöntemini seçerdi. Hepsi bir yana harflerimiz Latin alfabesi yerine Göktürk veya Uygur alfabesi olurdu. Arap alfabelerinin kaldırılmasının altında ise iki neden yatıyordu. Birincisi topluma geçmişini unutturmak, ikincisi dinini unutturmak veya toplum modeline uygun hâle getirmekti. Bugüne baktığımızda bu politikanın başarılı olduğunu görüyoruz. Diğer topluluklar geçmiş belgeleri rahatlıkla okurken, bu coğrafyanın insanı çok değil sadece bir asır önceki yazıları okuyamıyor.

Bu ülkenin halkının %99'u Müslüman (Resmi Olarak), ancak gelin görün ki sadece %10'luk kesimi dininden haberdardır (Bu yorumu 2007'ye kadar bir süreç bazında değerlendiriyorum). Müslüman ancak dindar değil. Tıpkı Avrupa Hristiyanlarının bugünkü hâli gibi (Gerçi onlar dindarken daha kötüydü. İslâmın farkı diyelim kısaca)... Marşımız bile Türk müziği değil, Batı müziğidir.

Atatürk bir ırkçı değildir. Ancak bir faşisttir. O dönemin şartlarına baktığımızda bunu da bir elzem olarak görmüştür. Dönüşümü hızlandırmak için en iyi rol model alınacak devletler Faşist devletlerdi ve nitekim hukuksal, anayasal ve devletin bilimum diğer kademelerine ve sistem yapısına baktığımızda İtalyan ve Alman izlerini görmemiz pek mümkündür. Çünkü bu iki millet de dönüşümlerini çok hızlı bir şekilde gerçekleştirmiştir.

Atatürk'ün kafasındaki toplum modeli belliydi. Batıcı, çağdaş (!), Müslüman ama dindar olmayan, materyalist (bunun ikinci aşaması ateist), doğulu unsurlardan tamamen arınmış bir toplum. Bu toplumun adı da "Türk" idi. Kimse zannetmesin ki "Ne Mutlu Türk'üm Diyene"den kastı bir Türk ırkçılığı. Oradaki Türk, kafasında kurduğu toplum modeli olan Türktür.

Gelelim şimdi bu toprakların unsurlarına...

Bu topraklar koskoca bir medeniyettir. ve dünya da Anadolu ve Mezopotamya medeniyetleri üzerinden şekillenmiştir. Bu nedenle bu topraklar ne ırkçılığı ne de faşizmi taşıyamaz. Çünkü içinde bulundurduğu unsurlar buna müsaade etmez. Bir müddet kalırlar ve sonra da içinde barındırdığı unsurlarca dışarı atılırlar. Şöyle tarihin tozlu sayfalarını bir karıştırırsanız bu coğrafyalarda ırkçılık yapanların ömrümün uzun olmadığını göreceksiniz.

Bir Alman'ın Almanya için "Almanya Almanlarındır" demelerini anlarım. İtalyanların İtalya için, Türklerin Orta Asya için, Çinli'nin Çin için vs. Bunların anlar ve gayet de doğal karşılarım. Çünkü bahsettiğim ırklar sadece o coğrafyada yaşamış, o coğrafya da sadece bu toplulukların dünyası ile hayat bulmnuş ve şekillenmiştir. Başka medeniyetler bu saydığım yerler üzerinde pek fazla bir iz de bırakmış değildir.

Ancak Anadolu coğrafyasının insanlarının hiçbiri bu coğrafyayı bir ırkın tekeline bırakamaz. Çünkü tarih boyunca bu topraklar üzerinde Yunanlılar, Persler, Araplar, Türkler, Romalılar, Kürtler, Ermeniler, Mısırlılar hatta Moğollar bile iz bırakmış ve bu coğrafya bir ırkın coğrafyasından öte bir insanlık coğrafyası olmuştur. Bu yüzden Yunanlıların, Perslerin, Kürtlerin vs. hak iddia etmeleri anormal değildir. Aksine bu coğrafya için "Anadolu Türklerin" ya da "Anadolu Yunanlılarındır" gibi tek bir ırkın tekeline bırakmak her şeyden önce bu coğrafyanın ruhuna ihanettir.

Anadolu tarihi boyunca bir çok millete ve dine kucak açmış bir tarihtir. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti yeniden zihniyetini gözden geçirmelidir. Bu coğrafyanın tüm unsurları birarada yaşayabilecekse her şeyden önce bu coğrafyanın gerçeklerini kabul etmek ve ona göre politikalar izlenmesi elzemdir. Yoksa bu topraklarda kavgalar daha çok devam eder. Saygılarımla...

 

Savaş Aşık

savas.asik@gmail.com

Düşünce Aynası

http://counselplatform.wordpress.com



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.