Antakya halkı seyirci kalmıyor: Savaşa ve AKP?ye meydan okuma zamanı?

30.04.2013 19:06:39
A+ A-

Suriye'de yaşanan katliamların fotoğrafları düşüyor ekranlarımızın başına. Haberi okumak için açtığımız pencere yaşanan vahşeti tüm çıplaklığıyla gözlerimizin önüne seriyor. Ya "Allahu Ekber" nidalarıyla Alevi bir insanın başı gövdesinden ayrılıyor ya da Hıristiyan bir kadına tecavüz ediliyor. Haberi okumak için açtığımız pencerenin bilgisayarımızı meşgul etme süresi vahşetin ürkütücülüğünden dolayı beş saniyeyi geçmiyor. Savaşın acı gerçeği ve ona duyduğumuz öfke de işte o beş saniyeyle kalıyor.

Peki, o görüntülerde gövdesiz kalan baş, tel örgülerin öbür tarafında yaşayan amcanın oğluna aitse ne yaparsın?

Peki ya o tecavüz edilen kadın sevgilinse?

Ya yıkılan kent geçimini sağladığın, çayını içtiğin, nefes aldığın yerse?

Peki, elinde bıçak, dilinde küfür savuran Selefi katil çoluğunla çocuğunla gezdiğin parkta dinlenmeye çekilmişse?

Akşamın zifiri karanlığında kapının altından besmeleyle başlayan "başınız bedeninizden Allah yolunda kesilecektir" diye biten bildiriler dağıtılıyorsa?

Bir de üstüne valisinden bakanına, başbakanından cumhurbaşkanına kadar bütün "devlet büyüklerin" bu katillere hizmette kusur eylemiyorsa?

Gene beş saniyeyle mi kalır savaşa olan öfken!

Bu kentte yaşayan insanlar üç yıldır katliam dursun diye bas bas bağırıyor, alanlara çıkıyor, savaşa karşı yapılan her türlü çağrıya kitlesel ve militan bir şekilde katılıyor, Barışa ses vermeye çalışıyor. İktidar ve iktidarın dümen suyuna gidenler tarafından Esatçı-Baasçı tepki diye yaftalanıyor, bastırılıyor-susturuluyor-görmezden geliniyor.

İşte bu yaftalama ve yalnız bırakma yüzünden Antakya halkı akrabalarının yaşamasını ve savaşın kendi sokaklarına gelmemesini Başar Esad'ın iktidarda kalmasına bağlıyor.

Bugün halk, kurtuluşu Esad'a bağlıyorsa bu Türkiyeli devrimcilerin onları yalnız bırakmaları, savaşa karşı bağımsız, halkçı anti emperyalist bir mücadele çizgisini işaret etmemesi, bu çizgiyi güçlü bir şekilde pratikle buluşturmamasından kaynaklıdır. Yoksa Antakya halkının ne özel bir Esad sevgisi vardır ne de Baasçı kimlikleri.

İçerde barış güvercini kesilen AKP Suriye ve Ortadoğu halklarına savaşın en iğrencini reva görüyor. Antakya halkı çok iyi biliyor ki yüzyıllardır Suriye'nin barış içinde bir arada yaşayabilen kimlikleri, birbirleriyle (emperyalistler tarafından) düşmanlaştırılıp bir kez çatışmaya sevk edildiklerinde yangın aynı anda Antakya'yı da saracaktır. Esad'a "halkını dinle" vaazı veren Erdoğan Antakya'da her ağzımızı açtığımızda üzerimize polisleri bu nedenle saldırtıyor, gözaltına aldırtıyor, savcılarına emir verip bizleri tutuklattırıyor.

AKP bu saatten sonra Antakya halkını kandıramaz. Seçim zamanı geldiğinde rahatlıkla sokaklarda, pazarlarda, kahvelerde gezemez. AKP'nin savaştan başka bir şey vaat etmediğini bırakın analiz etmeyi iliklerine kadar hissediyor. Biz de isterdik Kürt kardeşlerimiz kadar iyimser olmayı ama "ne yazık ki" olamıyoruz.

İşte bu nedenledir ki Suriye'deki yangına benzin taşıyan AKP durdurulmadıkça oradaki katliam durmayacak.

AKP'yi durdurmak için savaşı durdurmamız, savaşı durdurmak için AKP'yi durdurmamız gerekli.

AKP iktidarını karşısına, Suriye halkını yanına alan anti-emperyalist savaş karşıtlığı halkla buluştuğu her aşamada büyüyerek gelişim gösteriyor. Vücut buldukça da kendi bağımsız dilini ve programını oluşturuyor.

Son süreçte Valinin yasağına, AKP'nin mezhepçiliğine, emperyalizmin savaşına meydan okuyoruz diyerek çıktığımız yolda halkın büyük bir ilgi ve coşku göstermesi bu nedenledir.

Alevi, Sünni ve Hıristiyan yurttaşlarımızın devrimcilerin yaptığı çağrıya cevap vermesi; yürüttüğümüz barış mücadelesini kendi mücadeleleri olarak görmeleri; bizimle birlikte yan yana omuz omuza meydan okumaları; çözümü yürüdüğümüz yolda görmeleri, kurmaya çalıştığımız bağımsız, halkçı çizginin birleştirici gücündendir.

Suriye'den yasa dışı yollarla kentimize gelen / yerleştirilen cihatçılara karşı mahallesini, sokağını, kentini canla başla savunma refleksinin gelişmesi uzun bir süredir yürütülen meşru ve militan mücadeleden kaynaklıdır.

Bugün ısrarla ve inatla barış için meydan okuma zamanıdır.

Bu meydan okuma halklaştığı oranda AKP geriletilebilir ve kentimizde dolaşan eli kanlı katiller ülkemizden kovulabilir.

Bu mümkün;

Yeşilpınar Beldesi'nde bir araya gelen binlerce insan saatlerce savaşın nasıl durdurulacağını tartışıyorsa;

1 Eylül (2012) günü on binlerce insan seli Saray Caddesi'ne barış talebiyle akıyorsa;

16 Eylül günü barış talebine saldıran polise, polisin TOMA'sına, panzerine karşı bedenlerini siper ediyorsa;

26 Nisan Cuma günü düzenlenen "savaşa meydan okuyanlar buluşuyor" panelinde Hıristiyan, Sünni ve Alevi yurttaşlarımız aynı masanın etrafında bir araya geliyor ve savaşa karşı ortak mesaj veriyorsa;

27 Nisan cumartesi günü Saray Caddesi'nde düzenlenen "Savaşa, AKP'ye, ABD'ye Meydan Okuyoruz" etkinliğine halkımız yoğun katılım gösteriyorsa;

28 Nisan Pazar günü binlerce insan barışa türkü söylüyorsa AKP'yi de durdurmak mümkün, savaşı da durdurmak pekâlâ mümkündür.

* Mahir Mansuroğlu

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.