Bakın Ben Ne Kadar Eziğim

09.02.2013 15:14:50
A+ A-

 

Çocuktuk, zamanımızın en cafcaflı yılları bizim ilk gençlik yıllarımıza denk gelmişti. Devrimciler yeniden sokaklara çıkıyor, darbeyle beraber suskunluğa düşen duvarlar yeniden kızılın her tonuyla tanışıyordu. Suratları asılmış insanların doldurduğu sokaklar, darbenin mat, gri renginden usulca sıyrılıyor, zaman yeniden kızıla dönen sokaklardan bahseder oluyordu.

Yüzleri yorgunluktan ölen insanların arasında, yeniden, gülerek, umut ederek büyüdüğümüz yıllarda öğrenmeye başladık kendi kimliklerimizi. Kürtlüğümüzü, Aleviliğimizi, Ermeniliğimizi, Türk dışındaki bütün kimliklerimizi o zamanlar, evimize, sokağımıza gelen devrimcilerden öğrenir olmuştuk. Her yanımızdan akan Türklüğü silkelemeyi de onlar öğretmişti bize. Sorunun bir ırk olmadığını, her halkın, her şekilde ezildiğini, ezilenlerin ırkının, dilinin, dininin olmadığını öğrettiklerinde çok şaşırmıştım.

Türk değildik, bunu anlamıştık. Ama Kürt olmamız bizi Türklerden ayrıcalıklı kılmıyordu, bunu da öğretiyorlardı ki en çokta bu kafamızı karıştırıyordu. Sonradan, biraz büyüdükten, okuduğumuz kitaplar biraz daha çoğaldıktan sonra öğrenmeye başladık bizde, hiç kimsenin, hiç kimseden farklı, ayrıcalıklı olmadığını.

Sokaklarımızda geceleri fısıltıyla gezen, duvarların yeniden konuşması sağlayan o güzel devrimciler hala var biliyorum, hala bütün insanların ezildiğini, kimsenin kimseden az ezilmediğini bilen, bütün sorunun bir kişi, bir parti, bir devlet değil, komple sistem olduğunu bilen, "çok uzaktaki o güzel yeri" düşleyen devrimciler hala var.

Ama artık herkesin ezildiğine inanan, bir ırkı değil de insanlığı kurtarmaya yönelen insanların azlığıdır, insanlığın tamamen kötüye gidişi.

Onca yıldır ezilmişliğin yarattığı o başı öne eğik gezme ve kendini hiç ifade edememe hali artık öyle bir duruma geldi ki, yeni bir edebi akım bile oluşturduğunu bile görülüyor artık. Eskiden ezilmişliğin altında bir öfke patlaması yaşarken insanlar, öyle bir hale geldiler ki, sistemi yıkmayı bir yana bırakın, bu sistem içerisinde nasıl daha rahat yaşarız diye düşünmeye başladılar.

Yakın zamanda topraklarımızda o kadar çok "biz ne kadar da çok ezildik bakııın" diyen çıktı ki, Kürt olmama rağmen tiksindim gerçekten. Ezilen insanın öfkesini, o sistemi parçalayacak hıncının yerini, "bizi tanısanız varya o kadar seversiniz ki", "bakın ne kadar da ezildik", "biz çok acı çektik sevgiye muhtacız" gibi özetlenecek edebi hiçbir yanı olmayan anlatılar o kadar çoğaldı ki, insan "yazık la, tamam gelin bi kıçlık yer veririz" size diyesi geliyor.

Sadece Kürtler değil aslında, herkes, her ezilen kesim kendi acındırma edebiyatına yöneliyor yeni zamanlarda. Artık sistemi yıkmayı düşünmek yerine, kendine biraz yer açmak için, acındırarak kabul görmek istiyorlar. Ondan aslında biri birden "sizde haklısınız" dediğinde ona sarılmaları. Mesela geçenlerde yaşamını yitiren Mehmet Ali Bİrand "ben Kürtüm" dediğinde internet üzerinden birden herkes sahiplendi, toz kondurmadı ama aynı adam değil miydi devrimcileri hedef gösteren.

Aslında bizi anlasanız var ya çok seversiniz, çok güzel geçiniriz gibi laflarla özetlenecek olan bu tip yaklaşımların tek sebebi, ezilmişliğin artık iyice kişiliğe sinmesinden başka bir şey değil. Her taraftan ezilen insan bir yerden sonra öyle bir duruma gelir ki, artık yeniden var olmak için savaş vermekten çok, kendisini ezen'e anlatıp, ne kadar iyi biri olduğuna ikna etmeye ve ya ezilmemeye ya da daha az ezilmeye çalışmaktadır.

Ezen ile ezilen arasında var olan ilişki de aslında tam da budur. Ezileni iyice kişiliksizleştir, onu kendi ezilmişliğinden kurtarmak yerine, ezenle anlaşma vardırmaya ikna et. Ezen yok olmadığı sürece, var olan hiçbir ilişki bir kurtuluş falan olmayacaktır.

Bir çok örneği olan bu ezilmişlik edebiyatı insanı öyle bir yere sürükler ki, bir yerden sonra insan olmaktan kopan insan, ezen olmadığı sürece bir şey yapamayacağını düşünmeye başlar ve ona göre hareket eder. Kapitalizmin yıkılamayacağı inancına kendini fazlasıyla kaptıran ezilen, bir pay kapma telaşına girer ve ezenle savaştan, ezenle anlaşmaya doğru evirilir.

Nihai sistemin kapitalizmin olduğuna inanan ezilen, ezenin bütün masallarına kendini kaptırıp, ona göre yaşamaya başlar. Sınıfların her daim var olacağı, kaptalizmin hiçbir zaman yıkılamayacağı, eşitliğin bir aldatmacadan başka bir şey olmayacağı gibi masallara kendini inandırmak zorunda kalan ezilen için artık tek şey vardır o da ezen'e kendini sevdirmesi ve af dilemesi. Bu sevdirme ve af dileme çabası da işte ortaya yukarıda belirttiğimiz konuları çıkartır.

"bakın ben ne kadar çok ezilmişim, aslında var ya tanısanız çok seversiniz beni" söylemlerine sığınan ezilen, sanki onu ezen, yok etmek için savaşan, işkence yapan o değilmiş gibi ezenle aynı masada oturmaktan beis duymaz. Ezen yine onu ezer, ona verdiğini söylediği bütün haklar aslında zaten onundur ama ezilen bunu kabul ederek, yeniden ezilmeye devam eder.

Ama yine de, bir yerlerde o sadakaları kabul etmeyip, herkesin herkesle eşit olduğuna inananlar vardır ki, ezenin huzurunu da kaçıran işte o duvarlarla konuşan insanlardır. Umudumuz da onlardadır. 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.