barış

08.03.2013 16:02:55
A+ A-

 

            Ağzı salyalı ağızlardan 'barış' gibi güzel sözler duyunca kuşkulanıyor insan. Ağızlar mı saf değiştirdi, barış mı bu kadar kirlendi?

            'Kirli barış mı olur?' tepkileri geldi hemen düşüncelerimi anlatamadan. Cevap vereyim; elbette olur. 'Barış olsun da ne olursa olsun' dediler. Yok işte, öyle değil. Sürekli savaş tamtamları çalan ağızların çooook barışçı kesilmesi korkutuyor beni. Böyle öğrendik eski yaşadıklarımızdan. Acaba arkasından?...... Karamsar olmamak lazım ama daha dün 1 Eylül Dünya Barış Günü dahi tüm ülkede savaşlarla/çatışmalarla/müdahalelerle kutlanan bir ülkedeyken aniden hükümetinden ordusuna, cumhurbaşkanından cemaatine, medyasından STK'larına herkesin barış demesi mutlu da ediyor ürkütüyorda.

            Tüm kanallar birbirine benzer şekilde verdiler haberi: "ailenin tek çocuğu olan Uzman Çavuş ..... Çıkan çatışmada şehit oldu." Başka bir haber: "terhisine yirmi gün kala şehit olan ......'nın nişanlısı cenaze töreninde baygınlık geçirdi." Varoluşlarını savaş üzerine kuranlar için sadece gurur duyulacak bir olaydır vatan için şehit olmak. Neresinden bakacağız, nasıl yaklaşacağız? Kim, niçin şehit olmuş? Ölüm acısını nasıl dindireceğiz?

            Ziyaret için bir aileye gitmiştim oğlu dağda imiş. 'ben' dedi annesi 'yedi yıldır betonun üzerinde uyuyorum. Yedi yıldır yok oğlum. O; dağda, taşta, karın üzerinde yatarken nasıl girerim yatağa? Oğlum dönene kadar betonun soğukluğunda hissediyorum onu.' Boğazım düğümlendi, sessizce döndüm arkamı. Bir yıl sonra haber gelmiş; 'oğlun çatışmada öldü, sınırda al cesedini.' Aramışlar, bulamamışlar. Evlerinde, giriş kapısının arkasında toprak, taşlar, demir-bez parçaları gördüm. Merak ettim, sordum; 'üç gün dolaştık dağda bulamadık oğlumun cesedini. Belki parçalanmıştır. Belki dedim bu taşa basmıştır aldım taşı; bez parçası onun vücudundan kopmuştur aldım; demire eli değmiştir belki aldım.' Hangi söz dindirir bu acıyı şimdi? Nasıl kaldırır insanlık bu kadar kiri? 'Aşiti, aşiti, aşiti' demişti biz çıkarken.

            Bir tanıdık anlatıyor babasını; 'ne kadar muhteşem, korkusuz ve güçlüydü babam gözümde. Evimiz basıldı maskeli adamlarca, bizi korusun diye kalkıp babama koştum. Yirmi yıldır çizdiğim baba figürü birden paramparça oldu. Babamı ilk kez çaresiz gördüm, ilk defa yüzüne gölge düştü. Kurtarmak istedim babamı, kaçırmak istedim yapamadım. Alıp götürdüler babamı. Babamdan sonra hatırladığım tek şey kocaman bir yalnızlık. Geriye kocaman bir yalnızlık kalıyor. Bir de F tipleri, M tipleri, L tipleri. Telefona izin veriyorlar hiç olmazsa cezaevlerinde. Küçük kardeşim konuşuyor babamla;

-         Baba üşüyor musun orada, sana battaniye alalım. Paran var mı? Merak etme ben topluyorum, çok olunca göndereceğim sana. Boya aldım her renk, sana resim çiziyorum. Bir de seni rüyamda görüyorum her gece. Baba ne zaman geleceksin?

İyi ki on dakika süre doldu da kesildi telefon, babamın hıçkırıklarını duymadık.'

Duydular arasında fark yoktur. Acılar arasında fark yoktur. Nasıl temizler şimdi insanoğlu bu kadar kiri?

 

'dünyada barışı sağlamak isterseniz politikacıları öldürün yeter, halklar birbiriyle anlaşır. Bernard Show'

            Halklar arasında hiçbir zaman büyük problemler ve kin olmadığını biliyoruz tarihten. O ünlü vecizeyle; 'savaş, siyasetin başka araçlarla devam etmesidir.' Problem hiçbir zaman halklar arasında değil; siyasiler, egemenler, iktidarlar arasındadır. Yoksa geniş halk yığınları her zaman barıştan yanadır; savaşta ölenin yoksul çocukları, gençleri, kocaları, babaları olduğunu bilir. Şimdilerde öyle bir yere geldi ki kudurganlık, halklar hızla uzaklaşıyor bir birinden. Ölümler arttıkça mesafelerde artıyor, artacak.

           

            Türkiye'de rejim görünürdeki kurumlarına ve iddialara rağmen hiçbir zaman liberal demokrat olmamıştır. Bizim gibi emperyalizme göbekten bağlı, azgelişmiş, sınıflı toplumlarda temel slogan 'ulusal güvenlik, ülkenin birlik ve bütünlüğü' olmuştur her zaman. İnsan hakları, demokrasi, özgürlük, eşitlik gibi kavramlar sadece geçerken bahsedilebilecek kavramlardır. Temel problemimiz daha fazla silah, cop, biber gazı, asker, biber gazı falan değildir; daha fazla özgürlük, eşitlik, kardeşlik, demokrasi bilinci problemidir.

 Bu ülkede yıllardır insan kanıyla beslenen kirli bir savaş sürüyor. Ne zaman barışa yaklaşsak savaş yamyamları tüm hınçlarıyla ortaya çıkıp ateşin üzerine benzin döküyor. Oysa halkalar onurlu bir barış istiyor.

            Örgüt silah bıraksın, devlet silah bıraksın, uluslar arası çeteler/ kurumlar, terör odakları silah bıraksın. Tüm örgütler, tüm devletler silah bıraksın.

            Modern kapitalist devletler şiddeti tekelleştirmiştir. Onun için kendisine karşı silah kullananların tümü teröristtir. Fakat tüm dünyada silahlanma yarışı bu kadar hızlı devam ederken tek problemimiz 'güvenlik' paranoyası yaratan kapitalist diktatörlüğün yıkılıp, tüm silahların gömülmesidir. Diyarbakırlı Ermeni sanatçı Aram Tigran ne güzel söylemiş; 'Dünya'ya Bir Daha Gelirsem, Ne Kadar Tank, Tüfek Ve Silah Varsa Hepsini Eritip Saz, Cümbüş Ve Zurna Yapacağım.'

            Barış istiyoruz. Çıkarsız, namusluca, ötekileri ezmeden, riyakâr olmayan bir barış. Bir şeylerle barışalım ki başka şeylerle savaşabilelim ikiyüzlülüğü olmayan bir barış.

 

Cengiz gümüş

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.