Barış gökyüzünde değil aşağıda

05.04.2013 11:15:19
A+ A-

 

Doktor Zimbardo'nun deneyi bilinir ama ben yine de bahsedeyim. Ha! bir de belgeselden ve oradan buradan okuduğum genel geçer bilgilerle. Zimbardo üniversite öğrencileriyle gözleme dayalı bir deney kurguluyor. Üç öğrenci mahküm üç öğrenci ise gardiyan rolünde. Rol seçimleri seçim tamamen tesadüfler üzere belirleniyor. Gerçekte ne mahküm olan mahküm ne de gardiyan olan gardiyan. Tertemizler yani. Neyse, deneyin ilk gününde herhangi bir sorun yok iken ve hatta eğleniyorlarken aralarında ikinci günden itbaren (ki bir gece yatıp kalkmaya bakıyor herşey demek ki) rollerini benimsemeye ve hakkını vermeye başlıyorlar. İktidarın verdiği özgüvenle gardiyanlar gaddarlaşıyor mahküm olanlarsa pasivize oluyorlar gün geçtikçe. O kadar ki mahküm öğrencilerden birisi dayanamayıp ayrılmak istediğinde buna izin verilmiyor. E! mahküm nihayetinde. Ayrılamıyor.

Belki en hazin olansa, Doktor Zimbardo'nun dahi kendini cezaevi müdürü rolune kaptırması. Psikolog ve gözlemi yapan olmaktan çıktığı eleştrisini psikolog olan sevgilisi yapıyor o'na. ''Derhal bu deneyi bitir...'' Nihayet işler çığırından çıkıp da şiddetin dozu, keyfi cezalandırmalar arttığında,  sevgilisinin de zorlamalarıyla yanılmıyorsam 6.günde gözlem sona erdiriliyor.

Kimi hangi koltuğa oturtursan o oluyoruz'un gözlemi. Güç bizi sarıp sarmaladığında ne olduğumuzu unuttuğumuz gibi.Malın mülkün bizi yönetmesi gibi. Mal mülk dışarı gitmesin diye akrabalar arası evlendirilmek gibi.

İnsanlara sen artık akil'sin deyince kendilerini akil kabul etmeleri bu yüzden sanırım. Ve belki de Akil insanlar heyetinde olmayanların ben akil değil miyim diye alınmaları da yine bu yüzdendir.

Zimbardo buna 6 gün dayanabilmişti ve allahtan sevgilisi vardı etrafında. Şimdiyse 30 gün var akil insanların önünde. 
Burada da gardiyanlar ve mahkumlar olacak elbet ve hatta cezaevi müdürü dahi.
Bilemem haşat mı olurlar yoksa muzaffer mi?

Gardiyansız ve mahkümsuz günlere özlemle.

İktidar çürütür...
Atomun yüzde 99'u boşluk. İnsanınsa içinden sıvıyı alınca geriye kalan bir pelte.

Bense babalık koltuğunda oturuyorum onu da Serin alaşağı edene kadar. Ki günde bir kaç kere devriliyor babalık koltuğum.Aşkın koltuğuysa o da Aytülün'dür ve sağolsun beni herşey zannettiriyor.

Geçen sene sigaraya yüklü zam geldiğinden bu yana tütün alıp sarıyorum. Gün geçtikçe tütünün etkisiyle sağ elimin şaret ve orta parmağı saradıkça sararıyor. Bilmese sigara içtiğimi beni yeni tanıyan birisi parmaklarımdan anlayabilir, devam etsem sakalımı bıyığımı bırakmaya sararan bıyıklarımdan ha keza...

Peki biz nereden anlayacağız akillerin akil olduğunu? Sararan parmaklarından yahut yüzlerindeki çizgilerden mi?
Bense dar zamanlarda insanların ne dediklerine bakıyorum. Savaş zamanlarında mumla aradığımız akıl, barış zamanında elimizi sallasak mutlak çarpıyor milyonlarcasına. Otobüs devrilince yol gösteren çok olurmuş. Nihayet akillerin oturduğu koltukta boşluklu atomdan, bedenleri de aynı bizim gibi çoğu sıvıdan. Ama akıl, işte o vicdandan olabilir bir tek. Hele ki toplumsal meselelerde...Madem iktidar bir başına seçti kim akildir diye sorumluluk da ondadır.

Akil insanlar kim miş? Ney miş? Önceden ne yapmış? Ne önemi var artık, koltukları onları şekillendirecek nasılsa.
E! var mıdır tarihte koltuğuna göre şekil almayanlar. Var elbet ya!
Kemalizmle bağlarını 20'li yaşlarında koparan ve 25'ini dahi göremeyen İbrahim Kaypakkaya mesela.

Ursula K. Le Guin demiş, karanlığa bakmak lazım diye...
Barış için gökyüzüne değil köklerimizin olduğu toprağa bakıyorum hep.Koltuk'un olduğu üste değil kökün olduğu toprağa. Ve o topraga her baktıgımda ne kadar inkar edilse de her dilden her ulustan insanlar.
Barış gökyüzünde değil yerleri temizleyen bir temizlik işçisinin baktığı ve gördüğü yerdedir.Aşağıda.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.