Barış İçin

23.03.2013 02:00:48
A+ A-

 

 

21 Mart sabahı her zamankinden daha umutlu uyandım. İçimde bilinmez bir sevinç ve coşku! Ne Ana dilim ne Baba dilim, İngilizce konuşacağım işyerine doğru yürürken kendime Newroz'u, konuşamadığım, tam olarak anlayamadığım, 'Anne'min kulaklarımda çınlayan sözcükleri (av, nan, li ku derê, kî, birçî  vb.) kadar duyduğum ama öğrenemediğim dil'de Kürtçe şarkılar, türküler dinleyerek kutlayacağım dedim. Dinlerken, dinleyip yürürken hem kendi yaşadıklarımı hem de çekilen onca acıyı hissederek gözlerimin dolmasına engel olamadım. Sabah kalktığımda yaşadığım coşku yerini hüzne ve acıya bıraktı ama bu umutlu bir acıydı, bir vedalaşma acısı sanki.

Yüzyılların mirası, on yılların kavgası o kadar karmaşık ilişkiler yarattı ki tüm katmanları mutlu edecek bir çözüm imkansız hale geldi. Savaş tüccarlığıyla sığ, kafatasçı söylemler ile beslenen "politikacılar", iğrenç akla hayale sığmaz haberleri ile milyonların bilincini bulandıran, savaş tüccarlarının mangırları ile kan kusan medya kuruluşları zihinleri o kadar zehirledi ki Barış demekten, istemekten korkar olduk.

Ama belki de haklı bir korku bu. "Ülkemin", "topraklarımın", onca bedel ödenerek kazanılmışların (iki taraf için, tüm taraflar için) bir çırpıda elden gideceğini düşünen kim olursa olsun o korkuyu yaşayacaktır ve onu yaşaması da doğaldır. Kimisi silahların bırakılmasını istemeyecek, kimisi Apo'yu kabullenemeyecek, kimisi Tayyip'i, kimisi ay yıldızlı bayrağa sarılıp ağlayarak Vatan elden gidiyor diyecek, kimisi şehitlerin kanı (herkes için geçerli) yerde kalıyor diyerek milliyetçi duygularını coşturacak ne varsa ona sarılacak.

Bunların olmasından daha doğal birşey yok! Zehirlenen beyinlerin, acıyla yoğrulan kalplerin, yıllardır hayal kırıklığına uğratılanların bundan farklı düşünmesini, hissetmesini beklemek çok büyük bir naiflik olacaktır. Bu yüzden doğruluğu yanlışlığı bir yana Barış'ı kucaklamak isteyenler bayrak açılmadı diye söylenen "Tayyip'e rağmen", İslam Birliğinden dem vuran "Apo'ya rağmen" o yolda yürümenin sorumluluğunu duyarak hareket edebilme kabiliyetini göstermelidir. Çünkü kirlenen, hayal kırıklığına uğrayan zihinleri, acıyan kalpleri ikna edebilmek, onlar ne kadar inanmak istemese de bu yolda sebatla yürüyebilmekten geçiyor. Yaralanan kalpler anlaşılır bir şekilde kendilerine huzur veren (verdiğini düşündükleri), bildikleri yoldan devam etmek isteyeceklerdir. Bu yüzden Barış'ın onları da kucaklaması gerekiyor. Bu kucaklama söylenenleri öpüp başına koyma değil, onları anlayabilip ona uygun bir şekilde bir yol çizmekten geçiyor (gerekirse öpeceksin de!). Yüzyılların acısını, on yılların kavgasının izlerini belleklerinde taşıyanlar bu sorumluluğu yüklenme cürrettini gösterdiler. Belki de bu tarihsel anda böyle bir cürreti gösterme şansı onlara doğdu. Barış için Özgürlükler için bu şansı yakalayanlar meydan sizin!

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.